Futbolun Arka Bahçesi

Rus Salatası #5

Dünya Kupası

Parti bitti, herkes gitti, dava düştü, konu kapandı. Bazıları için durum bu. Bazıları direkten döndü. Hırvatistan elense Luka Modric’in hikayesi Nike’in 2010 Dünya Kupası için çektiği reklam filmindeki Rooney ile benzer olacaktı. İngiltere elense o kadar üzülmezdim kabul edeyim. Bi’ ‘L’ halleri var bende. Belki şanslılardı, belki takım arkadaşlarının kalitesi bunun önüne geçti, belki de daha doğru bir menajere sahipler. Sonuçta yola devam ediyorlar, edemeyenler düşünsün. 

Geriye dönenler, deliye dönenler;
O, gezegenin büyük bir kesimi tarafından en iyi olarak lanse ediliyor. Kütüğünde Arjantin yazsa da buralardan değil gibi. Zamanının ötesinde bir yetenek, büyüleyici performanslar ile elde ettiği onca kupanın arasına nasıl olur da Dünya Kupası’nı ekleyemez? Gerçi Higuain o golü atsa… Bu cümle dört sene dolaştı dillerde, gelinen noktada günah keçisi ilan edilen Higuain’li takım mumla aranıyor işte. En çok da esas keçi anıyor o günleri. Arjantin son şansını da kötü jenerasyona kurban verdi. 1995-2007 arasında beş kez U-20 Dünya Kupası kazanan takım 11 yıldır aynı başarıyı elde edemiyor. Kanada’nın ev sahipliği yaptığı son şampiyonluktan, 2018 kadrosuna seçilen Sergio Romero (sakatlanmasa 1 numara onundu), Federico Fazio, Ever Banega, Sergio Agüero ve Angel Di Maria kalmıştı. Bu oyuncular bir dönemi süpüren jenarasyonun son kalıntıları. Alttan yetişen ve Sampaoli tarafından tercih edilen Meza ve Pavon gibi oyuncuların seviyeleri belli. Dybala ve Lo Celso desen, “White Christmas” bölümünün Don Drapper’ı muamelesi gördü. Sen ne yaptın be dombili!

Leo Messi yeşil sahaların kralı olabilir ancak Arjantin takımı Rus topraklarında bundan azını hak etmedi. Maradona ve Messi’nin twitter akışını balçığa çevirdiği günler çok şükür geride kaldı. Ve bunu Kylian Mbappé isimli bebeye borçluyuz. Gerçekten bir bebe; 19 yaşında gözünü kapatınca önüne düşmeyen kareleri, bizzat gerçek zamanlı yaşıyor. Arjantin, hızına yetişemediği adama oyun zekası koyarak da engel olamadı, her pozisyonu çekirdek gibi çıtladı bizimki. Marcos Rojo üç gün öncesine kadar La Plata’nın kralıyken, 46. dakika itibariyle duşun fayanslarını dövüyordu. Fransızlar topu rakibe verip savunmanın tangosunu izledi. Geri dörtlü biraz kaliteli olsa her şeye rağmen turnuvaya tutunabileceklerdi. Messi sahte 9’da sahteden oynadı, devamlı sağa deplase olunca ceza sahasına giren Arjantinli olmadı. Bu tip durumlarda en çok aranan adam, Dybala’nın turnuva boyu kenarda oturması pek anlaşılmadı; hal böyle olunca işin tekniği de taktiği de kalmadı.

Messi milli takımı bırakır mı, Katar’a katılır mı; o tartışmalara çok var. İkinci turda en kötü performansı gösterendir Arjantin, varsın dünyanın en iyi futbolcusu onların olsun. Messi’yi sahada görünce aklıma Piç kitabı geldi:

”insan kendini öğrendi.”
”sonra başını kaldırdı ve diğer insanlara baktı.”
”insan paradan önce harcamayı öğrendi.”
”sonra harcayacağı bir şey kalmadı ve diğer insanlara baktı.”
”diğerleri ne yapıyorsa o da aynısını yapmaya başladı.”
”yani kendini harcadı.”
”ve insanın başına kendisinin getirdiği en büyük felaket olan…”
”heba dönemi başladı.”

Arjantin’in heba dönemi için yeni sayılmaz; (Olimpiyat Oyunları hariç) son kupa kalkalı 25 yıl olmuş. Son 5 yılda kaybedilen 3 final de cabası. Kollektif bilinci bir türlü yakalayamayan takımın, saf yeteneklerini heba etmesi kadar da doğal bir durum olamaz kanımca.                       

                                                                

Siesta;
Iniesta için yolun sonu. Sergio Ramos’un bile ayakta kalamayacağı türden bir düş kırıklığı. Final yolu hiç bu kadar kolay görünmemişti, her şey de göründüğü gibi değil tabi. Altyapıdan yetişen Julen Lopetegui, altyapıdan yetiştirdiği evlatları ile bu yolda yürür müydü? Florentino Perez’in silueti belirmese belki. Fernando Hierro doğru zamanda doğru yerdeydi ancak doğru hamle miydi? En azından Real Madrid’in Lopetegui hamlesini kendisinden daha iyi anlayan olamazdı. Zira zamanında elinde Atletico formasıyla çıktığı Vicente Calderon’dan, Real Madrid yöneticileri tarafından kapılarak az ötedeki Santiago Bernabeu’ya götürülmüştü.

İspanya, teknik adam değişikliği bir kenarda dursun, Robin van Persie’nin kafasından beri çok da nizami değildi. RvP’nin LvG’ye çaktığı günden bu yana boğalar iki Dünya Kupası’nda yalnızca iki maç kazanabildi. Rusya’nın aynı aralıkta daha çok galibiyeti var be! Rusya maçında gördük ki boğuşmak zorunda kaldıkları tek sorun Perez değildi. Kupada İspanya’nın en büyük düşmanı aslında en büyük dostu da olan tiki-taka‘ydı. Xavi’nin evden, Iniesta’nın -çoğunu- kulübeden izlediği son 16 maçında Isco dümene geçti ve kendi adına kupadaki en yetersiz performansını sergiledi. Tıpkı David Silva gibi. Kademeli olarak düşen performansı Rusya karşısında tamamen dip gören Silva, bir Dünya Kupası’nı daha golsüz kapattı. Yaşadığı onca kişisel soruna rağmen harika geçirdiği sezonun ardından kendisinden daha fazlasını beklemek kadar doğal bir öngörü olamazdı. Ev sahibine karşı çatırdayan sistemi, sistemin beşiğinden yetişen Cesc Fabregas kısa ve net yorumladı; “Evet bu tiki-taka. Ancak hiçbir şey olduğu yok.” Adam haklı, bu adeta bir siestaydı ve hepimiz gözlerimiz açık uyuduk.

İspanya’nın Ruslar’a karşı yaptığı yüzlerce pasın, günlerini boşa geçiren adamdan farkı yoktu. Ne kadar yazık ettiğinin farkında olmak ancak rutinini değiştirmekten de korkmak… Alışkanlık böyle bir illet işte. Her şeyin bir sonu var; son üç turnuvada alınan mutsuz sonuçlar da bunun göstergesi. José Mourinho’nun Rusya otobüsünü büyük bir keyifle izlediğine eminim. İspanya, Barcelona’nın yansıması ise Rusya Inter gibi oynadı. Gerçi bunun sinyallerini İspanya hazırlık maçlarında vermiş, ve otobüsü tercih eden Tunus ve İsviçre’ye karşı zorlanmışlardı. Pası bul-hareketlen-topu al. Bu motion offence metodunu Manchester City ile birlikte en iyi uygulayan İspanya, dikine hücum etme konusunda çuvallayınca turnuvadan oldu. Guardiola’nın dahi yer yer kaldıramadığı bu sistemi en iyi yapabilen ikili Xavi ve Iniesta’nın da emekliliğe ayrılmaları, İspanya’nın ileriye umutla bakmasının önündeki en büyük engel. Belki de bir B planına ihtiyaçları var artık. Belki de maçın sonlarında Piqué hunharca ileri gitmeli ve ona şişirilen topları gördükçe “n’apıyor lan bunlar” demeliydik.

İşin üretkenlik tarafı bir tarafa, De Gea, Portekiz; Ramos, Fas; Piqué de Rusya maçında skora direkt etki eden hatalar yaptı. Ortaklaşa sıçtıkları turnuvada İran dışındaki her rakipten gol yediler. Sonuçta turnuva öncesi FIFA sıralamasının en alt basamağında yer alan (Panama dahil) Rusya’ya elendiler. İspanya ve daha çok Barcelona için söylenen; “adamların hocaya ihtiyacı yok abi” söylemi gözümüzün önünde erirken, Fernando Hierro gözler önüne çıkıp “Bu çöküş değil, sadece futbol” diye bir açıklama yaptı. Hayır, bu futbol değil, sadece çöküş!

Son Yazıları Dünya Kupası

Modric ve Rakitic`in İzinde

Yakın tarih ulusal futbol sistemine damga vurmuş olan Lampard-Gerard, Xavi-Iniesta ve Schweinsteiger-Kroos

Black, Blanc, Beur

Fransa, 1998’de pik yaptığı Dünya Kupası’nın ardından 2002’de gruplardan çıkamayarak şaşırtmıştı. 2006
Başa Dön