Futbolun Arka Bahçesi

Rus Salatası #3

Dünya Kupası

Farklı bir Dünya Kupası deneyimi yaşıyoruz, bu kesin. Sıkıcı 1-0’larla Haziran sıcağında bizi iyice bayıltarak açılan turnuva, seçim atmosferinin iyice ısınması neticesinde ilginin devasa miting alanlarına kaymasıyla reytingini kaybetmiş gözüküyordu. Bugün itibariyle ülkede hemen her şey normale dönmüş durumda! Seçimlerin ikinci tura kalmamış olması, turnuvaya olan alakamızı birkaç gün içinde tekrar toparlamamızı sağlayacak. Son iki maç gününde genel gol ortalamasına yapılan ciddi katkı ve favorilerin de yavaş yavaş kendini bulması bu realitenin diğer nedenleri elbette.

Herkesin basitçe gözüne çarpan bir başka gerçek ise VAR uygulamasının henüz bu arkaik döneminde ortaya çıkan penaltı enflasyonu! Sistemi hararetle savunmak için de sisteme mesafeli durmak için de haklı gerekçeler var şu haliyle. Uygulamanın yaratacağı başka etkiler de olacaktır ve tabi ki aktif futbol dünyası da buna hızla adaptasyon sağlayacaktır. Fakat görmezden gelinen penaltı ihlallerini ve sportmenlik dışı faulleri azaltacak olması bile yeterli şimdilik. Burada mühim mesele ise tutarlılık. Farklı maçlardaki benzer temas veya müdahalelerin birbirine uyumlu şekilde değerlendirilmesini bekleme hakkımız var artık. Çünkü hakemler de pozisyonları tekrar tekrar izleyebiliyor.

Video yardımcı hakem uygulamasının yan etkisinden beslenen, ancak kesinlikle VAR’a yıkamayacağımız bir başka sıkıntı veren husus da oyun süresi. Tamam, bu mesele her zaman günyüzündeydi. Oyuncu değişikliklerindeki rahvan yürüyüşler; temponun bir anda çökmesine sebep olan sakatlık numaraları; kalecilerin aut vuruşlarında takım arkadaşlarını ağırkanlılıkla süzmesi; korneri sen mi kullanırsın ben mi kullanayım, dur şu dağların arkasından başka bir arkadaşımız geliyor en iyisi ona bırakalım bakışmaları…

Yahu bari şu taç atışlarına ‘topa en yakın futbolcu beş saniye içinde kullanmalıdır’ gibisinden bir kural getirin be! Gerçi kaleciler için 6 saniye kuralı ne kadar uygulanıyor ki? Düşünün, topun kalecinin ellerinde olduğu bu ‘mevsimler’ teknik manada topun oyunda kaldığı süre olarak kabul ediliyor. Kardeşim yapın artık sağlam bir reform; fiilen tatbik edilmeyen tüm kuralları ilga edin veya işlevsel hale getirin. Maç süresini 60 dakikaya indirin; gol, aut, faul, ofsayt, korner, sakatlık falan olduğu an da maç saati dursun. Son yıllarda ayyuka çıkan abidik gubidik istatistik furyası da şaşıyor mevcut düzende. Misal, Panama maçında İngiltere 42. dakikada penaltı kazanıyor, vuruş 45+1’de yapılıyor. Gol kaçıncı dakikada atılmış oluyor? Neyse, içimdeki Hıncal Uluç’u dizginlemem gerekiyor sanırım yazıya devam edebilmek için.

Arjantin’in nahoş durumu, Meksika’nın underdog pozisyonu, Deschamps’ın kabız takımı, Almanya’nın gol yollarındaki sorunları vs. Tüm bunlar on gün önce de üç aşağı beş yukarı tahmin edilen şeylerdi aslında. Takımların oynadığı ikişer maçın ardından üzerinde herkesin birleşeceği iki dikkat çeken konu var; ilki Fas – Tunus – Mısır – Suudi Arabistan’dan oluşan Kuzey Afrika – Ortadoğu kemerinin tartışmaya kapalı kabiliyet ve organizasyon eksikliği. İkincisi ise G grubundaki suni zayıflığın, Belçika ve İngiltere’nin büyük süksesinde ne kadar payı olduğu.

Günün maçları pek iştah uyandırmıyor. A grubunda Rusya’nın turnuva öncesi niçin gömüldüğünü bir türlü anlamamıştım. Katılımcı ekipler içinde nominal bazda en son sırada yer almak, sıçıp batıracağınız anlamına gelmiyor; hele otoriter bir ev sahibi ülke olarak ballı lokma bir gruba düştüyseniz! Uruguay’ı tahlil etme şansım olmadı, çünkü maçlarından çok sıkıldım ve büyük bölümünü izlemedim. Joga Bonito istiyoruz arkadaşım! Çaprazdan gelmesi beklenen takımlarda çok sayıda aşina yüz olacak. Umarım Portekiz’le eşleşirler; afakanlar bastıran bu iki takımdan birinin çeyrek finali görmeden elenmesi hepimizin hayrına olacak çünkü. Beklenti bazında en büyük düş kırıklığı yaratan isim şüphesiz Muhammed Salah. Dağ fare doğurdu. Adamın bunda pek bir günahı yok gerçi. Bitik bir takımda tek başına değiştirebileceğiniz şeyler çok kısıtlı; kaldı ki talihsiz sakatlığı hepimizin malumu. Dileğim bugün klas bir bitiriş yapması.

3-3’lük muazzam bir karşılaşmaya sahne olan B grubunda ise kalan üç maç 1-0’lık skorlarla bitti. Portekiz – İspanya maçında kaleyi bulan 8 şuta karşılık 6 gol atılırken, diğer üç maçta kaleyi bulan toplam 15 şutta sadece 3 gol üretebildi takımlar. İber yarımadasının bu iki komşu ülkesi bildiğimiz gibi; Ronaldo’nun kritik dakikalarda sahne alıp sürüklediği Euro 2016 şampiyonu Portekiz; ve muhtemelen turnuvanın en komple, en winner takımı olan, yettiği kadarıyla da idare eden İspanya. Şu aşamada kayda değer bir gözlemim yok haklarında ve iki takımın da yarı final yapmaması için büyük bir tehdit ortaya çıkmadı henüz. İran – Portekiz maçı daha belirleyici olsa da futbol kalitesi ‘noktasında’ vaat ettikleri çok sınırlı; bu yüzden ekseriyetle ekranlarda olacak Fas takımı (twitter akışından anladığım kadarıyla spor medyamızda hatırı sayılır destekçileri vardı) Rusya’dan gol atarak ayrılabilecek mi, gecenin merak uyandıran sorusu bu benim için.

Son Yazıları Dünya Kupası

Modric ve Rakitic`in İzinde

Yakın tarih ulusal futbol sistemine damga vurmuş olan Lampard-Gerard, Xavi-Iniesta ve Schweinsteiger-Kroos

Black, Blanc, Beur

Fransa, 1998’de pik yaptığı Dünya Kupası’nın ardından 2002’de gruplardan çıkamayarak şaşırtmıştı. 2006
Başa Dön