Futbolun Arka Bahçesi

Rus Salatası #2

Dünya Kupası

Kupanın ilk haftasında favoriler şaşırtmaya devam etti. Brezilya ve Almanya aklımızda soru işaretleri bıraktı. H grubu karışırken, Meksika göz doldurdu. İngiltere ise yine en şamatalı takım olacak görüntüsünü verdi.

Sterling ikilemi;
Yakın geçmişteki İngiltere’den en az bizim kadar sıkılmış olacak ki Gareth Southgate yeni bir şey deniyor! Üçlü savunma tercihi kadar -Cahill sezonu formsuz geçirmiş olsa da- tercih ettiği isimler de alışılagelmişin dışında. Harry Maguire, Phil Jones ve Kyle Walker üçlüsü bu turnuvaya dek yalnızca 79 dakika beraber oynamıştı. Hollanda’ya karşı hazırlık maçında Joe Gomez sakatlanmasa, Maguire kendisinin dahil olmadığı defans hattını bençten takip ediyor olacaktı. Top ayağındayken Shaq’ın dribbling yaparkenki halini andırsa da tekniği ile geriden oyun kurma konusunda takımına katkı sağlıyor. Maguire, -Leicester’dan alıştığımız şekilde- kornerlerde ileri çıkarak indirdiği kafa topuyla İngilizler’in ağzına bal çaldı. Açılışı biraz ıkınarak yapan takımın orta alanında ise Jordan Henderson göze çarptı. İngiltere genç takım; ve bu bazen tempo ve coşkuda aşırıya kaçmak anlamına geliyor. Buralarda takımı çekip çeviren isim Henderson oldu. Sahanın en çok topla buluşan ve pas dağıtan oyuncusuydu. Sunderland’in sağ kanadında başlayan kariyeri orkestra şefine soyunduğu bu maçta aklına düşmüş müdür acaba? İngiltere’nin forvet hattı da bir hayli genç. Sterling, Dele Alli ve Lingard yakaladıkları pozisyonları bitirebilseler 3 puan daha erken dakikalarda sağlama alınacaktı. Raheem Sterling hızına yetişilmez bacakları, bunun getirdiği adam geçme yeteneği ve üzerinde topladığı konsantrasyon ile arkadaşlarına alan yaratma becerisine sahip. Ancak skora katkı vermesi de gerekiyor; zira milli takımdaki son gol sevincinin üzerinden yaklaşık üç yıl geçti. İngiliz basını ilk maçın ardından ‘Southgate’nin ikilemi’ başlıklarına başladılar. İki genci (Rashford) kıyaslayarak Panama maçında sahada kimin olacağını tartışıyorlar. Ancak bu işin arkasında bir takım taktik planlamalar var. Her üç futbolcu da santrfor arkası meziyetlerine sahip oyuncular. Alli ve Lingard’ın orta alana daha yakın oynayabilmesi Kane’nin yanında daha bitirici bir partner için 10 numaranın dışarıda kalması demek. Tıpkı Mesut gibi mental zararlarla Rusya’ya uçan Sterling gelecek maça kenarda başlayabilir. Uçmak demişken Harry Kane winner rolüne ne denli hazır olduğunu bizlere gösterdi. Bu turnuvada bizlere bir şeyler kanıtlayacakmış gibi görünüyor. İlk maçlara bakıldığında Lukaku, Costa ve Kane öne çıkan 9 numaralar. Ancak aralarında bu performanslara en fazla ihtiyaç duyan takım da İngiltere.

Alınacak dersler var sorulacak sorular;
Meksika, Peru ile beraber ilk maçların en uzun soluklu tempo yapan ekibi oldu. Almanya karşısında orta çizgiyi müthiş bir sürat ile geçip, rakip yarı sahada tarla misali alanlar buldular. Öyle bir ilk yarı oldu ki Almanlar için söylenegelen disiplin, turnuva takımı ve kadro istikrarı gibi tabirler anlamını yitirdi. Ne Juan Carlos Osorio‘nun ne de Joachim Löw’ün böyle bir ilk yari öngördüklerini sanmıyorum. İlk yarıyı ele alırsak; Löw, takımın başına geçtiğinden beri en kötü defans performansına tanıklık etmiş olabilir. Meksika ataklarını izlerken; ‘nerede kaldı bu çocuk?’ diye sık sık sorduğumuz sorunun gizli öznesi Joshua Kimmich. Kendisi turnuvadan iki ay önce; “Ben Lahm II olmak istemiyorum” demişti. E zaten kim sana böyle bir misyon yükledi ki? Amacım oyun stilini çok beğendiğim ve gelişimini takip ettiğim adamı gömmek değil. Orta saha olarak parlayan, yeri geldiğinde stoper oynayan ve Pep Guardiola dokunuşu ile Almanya’nın sağ beki olan Kimmich, günümüzün all-around olabilmeyi başarmış sayılı futbolcularından. Fakat tüm bunlar birincil görevini yerine getirmediği sürece afaki kalıyor. Hirving Lozano‘yu o kadar boş bıraktı ki seyirciler genç kanat oyuncusunun yakaladığı fırsatlardaki soğukkanlılığını rahatlıkla analiz etme şansı buldu. Geçen sezon PSV’de dikkatleri üzerine toplayan Chucky ise 35. dakikaya kadar sorgulattığı hatalı kararlarını attığı güzel golle affettirdi. Golde Jerome Boateng’in hamlesinin de facia olduğu  unutulmamalı. Sami Khedira‘nın takımın tutkalı olamayışı Meksika’nın hemen her kontraya rahat çıkmasını da kolaylaştırdı; Hector Herrera orta sahayı domine ederken olaylara saha içinden tanıklık etti. Takımda ikinci bir Khedira yok ve bu sebepten toparlanması dışında iyi bir senaryo bulunmuyor. Almanya’nın bireysel performanslarının yanında takımca iyi savunma yapabilmesi için doğru hücum etmesi gerekiyor. Malum fotoğrafın ardından Mesut Özil’in aldığı tepki ortada. Kampta basınla konuşmayı reddeden tek futbolcu olması mental açıdan nasıl yıprandığının örneği. Son olarak maçtan önce milli marşı söylemeyen tek kişi olması Lothar Matthaus tarafından eleştirildi. İlk maçla birlikte gördük ki Mesut kendi seviyesinden uzak, bu sezonki Arsenal performansına ise yakın. Geçmiş turnuvaların aksine takım artık çok gençleşti. Buraları ilk defa oynayan çocuklara Mesut, Khedira veya Boateng gibi bayrak adamlar yol göstermeli. Performansları ile sorumluluk alıp, takıma özgüven katmak zorundalar. Tecrübe demişken; Vodafone Park’ın atmosferine yarım devre dayanamayan Timo Werner’in, Dünya Kupası’nı kaldıracak takımı taşımasını beklemek pek makul değil. İkinci devre rakip yarı alana yıkılan oyunda Mario Gomez’in fiziğini, tecrübesini ve saf bitiriciliğini arayıp durdular. Gol yollarında sıkıntı yaşamamaları için her şeyden biraz biraz yaparak komple bir futbolcu olan Thomas Müller’e de ihtiyaçları var tabi. 2014 yazındaki kadar şaşalı günler geçirmeyen Müller’in, atacağı saçma bir gol turnuvanın fitilini yakabilir. Hem önlerinde çiçek gibi de fikstürleri var.

Dokunulmaz;
Brezilya ilk maçında beklentilerin gerisindeydi. Rakibi İsviçre iyi savunma yapmasıyla bilinse de Sambacılar’ın daha efektif olmasını bekledik. Aslında takımda bunu sağlayabilecek birçok ayak var ancak bazıları kontak kapattığında yerine diğerleri geçmeli. Brezilya’nın dokunulmazları var. Neymar, Coutinho ve Willian’ın ekstrem bir durum olmadıkça kenara gelmesi zor. Jesus/Firmino da geç vakitlere kadar değişmiyor. Hal böyle olunca orta üçlü aralarında rotasyona giriyor. Casemiro/Fernandinho değişikliği tıkanan oyunda sana ne katar? Teknik, akıcılık, duran top tehdidi… Cevaplamak zor. Bu tarz skorlarda -merkez için- kenardan ilk gelecek isim Renato Agusto olmalı. Brezilya’nın ilk 20 dakika dışında oyunu domine edemeyişinin sebebi tempoyu belirleyen tarafın İsviçre oluşuydu. Orta sahası Senegal’den hallice olan takım, Valon Behrami önderliğinde disiplinli ve sert oynadı. Sertliklerin hedefinde ise kendisine tam 10 kez faul yapılan Neymar vardı. 222 Milyonluk adam daha fazla tekme yememek ya da bunu hakeme göstermek için profesyonelce ve evet biraz da abartılı tepkiler verdi. Bu arada devamlı yerde kalmasıyla oyun içindeki temposunu da çok net kaybetti. Top ezdi, oyundan düştü ve son frikiki cesurca kaleye göndermek yerine ortaladı. İşlemeyen Willian/Danilo sağ kanadı da Brezilya’nın planları bozdu. Douglas Costa müdahalesi gelebilirdi. Brezilya bu turnuvanın halen bir numaralı favorisi; uzun süre sonra güven oyu tam olan bir menajere, çok iyi bir savunma hattına, Marcelo gibi sihirbaza sahipler. İsviçre tarafında ise Xherdan Shaqiri gün geçtikçe ligimizin seviyesine yaklaşıyor! Öte yandan stoperlerden Fabian Schar çok iyi maç çıkarttı. Ayakları iyi olmasa da Brezilya hücumcularına karşı havadan ve yerden etkili oynadı. Kulübü Deportivo, La Liga’dan düştüğünden ötürü serbest kalma bedeli 4 milyon euro. Stoper arayanlara…

Çarşı karıştı;
H grubu kağıt üzerinde yeterince karışıktı, artık saha içinde de öyle. Gruptaki favorim Senegal galibiyetle başladı. İzlerken bazen ‘ne yapıyor lan bunlar’ diye kendinize soruyorsunuz. Göze hoş gelmedikleri ya da daha az yetenekli göründükleri anlar oluyor. Ancak teknik adam Aliou Cissé planına uygun bir kadro yapılanması ile gelmiş Rusya’ya. Direkt, dümdüz oynuyorlar. Sarr, Mané, Niang üçlüsü takım topu kazanır kazanmaz paralel ya da çapraz koşularla yarışa başlıyor. Daha kenarda Baldé ve Sakho da var. Orta sahaları yetenek ve yaratıcılıktan yoksun ve bunun da bilincinde olduklarından hızlı ve akıcı futbol ilk prensipleri. Polonya maçında genç yetenek Ismaila Sarr ve takımın lideri Sadio Mané kendi performansına yaklaşamasa da sahneye M’Baye Niang çıktı. Senegal için golü bulduktan sonra her şey çok daha kolay. Hoca bu andan itibaren savunmayı kalabalıklaştırabilir ya da aldığı yeni bir oyuncu ile orta sahayı daha da vahşileştirebilir. Geride bekle, direkt oyna, golü bul ve geçit verme! Taktiğin tutmaması için hiçbir sebep yok en azından kalite yönünden belirli bir kalibrenin altında kalan H grubunda. Cissé, Senegal’in son DK deneyiminde (2002) takım kaptanıydı. Fransa galibiyeti ile başlayarak çeyrek finale kadar uzanan süreç büyük sürpriz olarak lanse edilmişti ancak bu defa tersi geçerli. Polonya ise seri başı bir takım için kalitesiz ve temposuz göründü. Glik sakat, Zielinski buraları ilk kez oynuyor, Milik ise sakatlıktır, kesik yemedir, devamlılılğını kaybetti. Bir de Krychowiak’lı, Blaszczykowski’li kadro artık göz boyamıyor. İşleri Kolombiya’dan daha zor.

Güney Amerika temsilcisi için enseyi bu denli karartmam. Öncelikle kadro kalitesi olarak daha ileri durumdalar. Daha üçüncü dakikada takımın iki yakasını birbirine bağlayan orta saha oyuncusu Carlos Sanchez‘i kaybetmeseler senaryo farklı işleyebilirdi. Eksik oynadıkları ilk yarı Japonya’yı baskı altına alsalar da ikinci yarı, fizikselden ziyade zihinsel olduğuna inandığım nedenle geri çekildiler. James sakatlığının da etkisiyle istenen seviyede değil. Oyun berabereyken eksik takımın hızlı ve dribblingçisi Izquero’yu çıkartarak hantal Bacca hamlesini yapan Jose Pékerman takımını adeta frenledi. Bunun yanında 11’e 11 oyunlara çift forvet ile başlamaları akılcı olabilir. Böylece James’in verimliliği de yükselir. Ancak bunun için takımın rot balans ayarcısı Sanchez’in cezasını tamamlaması şart. İkide iki gruptan çıkartır. Neden olmasın? Sonuçta Japonya’dan kafa golü yemeyi başarmış bir takımdan bahsediyoruz.

Son Yazıları Dünya Kupası

Modric ve Rakitic`in İzinde

Yakın tarih ulusal futbol sistemine damga vurmuş olan Lampard-Gerard, Xavi-Iniesta ve Schweinsteiger-Kroos

Black, Blanc, Beur

Fransa, 1998’de pik yaptığı Dünya Kupası’nın ardından 2002’de gruplardan çıkamayarak şaşırtmıştı. 2006
Başa Dön