Futbolun Arka Bahçesi

Rus Salatası #1

Dünya Kupası

Dünya Kupası’nda üç maç günü geride kaldı. Pek keyif vermeyen açılış akşamının ardından cuma ve cumartesi 7 karşılaşma izleyerek karnaval atmosferine girdik. Sanırız Portekiz-İspanya maçı haricinde hiç kimse henüz doyurucu bir 90 dakika izlemedi. Dileriz futbol kalitesi çok bekletmeden istenen seviyeye ulaşır.

Patron sorunsalı;
İyi kadrolar kadar iyi yöneticiler de şart. İki teknik adam tercihleri ve gelmeyen hamleleri ile öne çıktı dün. Fransa ile başlamak gerek. Kadro havuzundan bahsetmenin zaman kaybı olduğu günümüzde doğru oyun planını sahaya yansıtma konusunda sıkıntı yaşadıklarını gördük. Didier Deschamps‘ın Giroud harici saf bir 9 numara çağırmaması en az kendisi kadar bir başka isme de problem yaratıyor; Antoine Griezmann. Başına buyruk çok daha efektif olabilecekken ileri uçta kaybolup kenara ilk gelenlerden oldu; yine de ileri üçlü arasında en az sırıtandı. Özellikle yüksek umutlar beslenen ve harika BvB performansını sakatlıkların da etkilediği Barcelona kariyerine henüz taşıyamayan Ousmane Dembélé bu kadar tutukken… Kendisine benzer sürat ve dribbling yeteneklerine sahip Lemar, ve bilhassa formu bu sezon neredeyse yere hiç inmeyen Thauvin’e fırsat tanınabilir. Tolisso’dan vazgeçip Giroud’u öne atmak ve böylece Griezmann’a serbest rol kazandırmak da bir opsiyon. Griezzi’nin dört sezonunu Diego Simeone ile geçirdiği ve savunma anlamında teneke olmadığı da unutulmamalı. Hocanın, skor 1-1, dakika 78 iken yaptığı Tolisso-Matuidi hamlesini ise anlamlandırmak için Raymond Domenech ya da Aykut Kocaman olmak gerek sanırım. 

Geçelim diğer patrona. Onun işi bu denli kolay değil çünkü elindeki oyuncu havuzu Fransa’nın yanında çocuk havuzu kalır. Mascherano & Biglia ikilisinin, orta sahayı gerekmedikçe geçmemeye hatim indiren İzlanda karşısında ihtiyaç fazlası olduğu aşikâr. Banega gelecek maç formayı Biglia’dan alacaktır ki girince de kısıtlı vakti olmasına rağmen hiç fena gözükmedi. Arjantin’in geri tarafında kaleci Caballero ile defans hattı kötü oynama konusunda büyük bir rekabet halinde. Salvio’nun sağ bek defoları bu maç ortaya çıkmasa da İzlanda’nın kalelerine “elleriyle” taşıdığı hemen her pozisyonun tehlike yaratması tesadüf değil. Leo’nun sırtında bir yük varmışçasına oynamasını ise önceki geceye bağlamak yanlış olmaz. Özellikle maçın sonundaki agresif hallerine bilinçaltında böyle bir durumun neden olduğu anlamını çıkartabiliriz. Kapanan rakibine karşı sorumluluk almaktan kaçınmadı, öyle ki Portekiz’in takım halinde attığı şuttan daha fazlasını tek başına İzlanda kalesine gönderdi. Ancak yer yer bencilliğe kaçtığı, yanlış tercihler yaptığı ve hatta bir pozisyonda Higuain’i çileden çıkarttığını da gördük. Di Maria ve Meza’nın ortalarda olmadığı bu  bayram gününde Dybala’dan faydalanmamak ise tam bir deli saçmasıydı.

Arş;
Böyle sporcular hakkında konuşmanın hep zor olduğuna inanırım. Bu seviyede hemen her şeyi kanıtlamış adamlar hakkında yorum yapmak, kalite ile boş muhabbet arasında ince bir çizgidir kanımca. Öncelikle Portekiz’in takım olarak kötü oynadığını belirteyim. Evet daha ilk maç ancak “genç takım buraları kaldıramayacak mı” mesajı verdiler. Bernardo Silva, Manchester City’de geçen bir sezonda Guardiola’dan çok şeyler öğrense de rol oyuncusu hüviyetine de alışmış gibi. Sahada sorumluluk almak ve bunu gerçekleştirmek namına varlık gösteremedi, ters kanattaki mevkidaşı Bruno Fernandes’in de kendisinden aşağı kalır yanı yoktu. Guedes’in, Dünya Kupası’nda oynamanın nasıl bir şey olduğunu idrak etmeye çabaladığı, Moutinho’nun oyunda kalmaya çalıştığı vakitleri William Carvalho en önden izledi. Kaplumbağa hızında, savunmaya son derece faydasız şekilde düzenli yana ve geriye oynayarak bitik Yaya Touré esintileri sundu bize. Tüm bunları bir araya getirdiğinizde İspanya’nın oyunun çoğu bölümünde ezmesi normal. Ezilmeyen ise arşa çıktı o gece. Başta dedim ya yaptıklarını tarif etmek zor. Krallığa kafa tutmuş bir şövalye gibi çekti kılıcını er meydanında. Golün hemen her türlüsünü hemen her zaman diliminde atarak! Zaten Ronaldo’yu çıkar, takımın maç boyu kaleyi tutan şutu yok. Gol sevincindeki ‘goat’ göndermesi de Paper dergisineydi belki. Biri bir delilik yapar ise o Messi değil Ronaldo olur hissiyatı var ben de, kadrolardan bağımsız hem de. İspanya’ya gelirsek, ilk maç itibariyle görünen; olaylardan minimum hasar ile çıkmışlar.  Hierro’nun ilerleyen maçlarda  -oyun içerisinde- Busquets’in yanına Silva’yı çekerek kanatlara Asensio ve Vazquez’i atma opsiyonu halen saklı. Belki de skoru bulduğu anlarda deneyebilir bunu. Böylece ikiliden savunma adına da destek alabilir (bkz: Zidane’ın 4-4-2’si). David Silva’nın orijinal pozisyonundaki efektifliği konusunda Pep’le bir whatsapp call da yapabilir tabi.

Ben bunları hak etmedim;
Günün en keyifli maçı kuşkusuz Peru-Danimarka. Peru aktı gitti be! 36 yılın iştahı ülkeyi sarmış, futbolcularda vücut bulmuş. Özellikle Advincula/Carillo kanadı epey işledi maç boyu. Cueva penaltı pozisyonu hariç klasını konuştururken, Yotun da takımın balansını sabit tutmaya çalıştı. Kok reis Guerrero’nun takıma geç katılmasından dolayı bu maça başlamaması normal. Ancak oyunda kaldığı süre boyunca Fransa karşısında sahaya kaptan olarak çıkacağı hissini fazlasıyla verdi. Göze hoş gelseler de bu kupa bu kadar müsrifliği kaldırmaz. İkinci tur şansları çoktan Kasper’in ellerinde erimiş olabilir. Bu arada turnuvayı, Christian Eriksen’in oynadığı topa bağlı olarak bir üst seviyeye geçeceği türden bir organizasyon olarak görüyorum. Bakalım gerçekleştirebilecek mi? Poulsen’e asistindeki zamanlaması harikaydı.  ‘Atamayana atarlar’ kuralını işleten Danimarka’yı kutlarım.

Easy peasy;
Rus – Suud maçı sonrası en rahat karşılaşmalardan biriydi sanki. Deschamps’ın yapmadığını Zlatko Dalic yapmaktan çekinmedi. 4-2-3-1’de Badelj ya da Brozovic’i kullanmak yerine Rakitic & Modric, önlerinde Hoffenheim ile her geçen gün üzerine koyan Kramaric. Zaten Ivan Perisic ve Ante Rebic takımlarından son derece formda gelmişlerdi. Hırvatlar oyun içerisinde dalgalansalar da yitik ve bitik savunma hattına sahip Nijerya’yı handikapa bağladı ki bu da Rusya maçından sonra turnuvada bir ilk. Evet Nijerya oyun içerisinde var oldu ancak Hırvatistan’ın izin verdiği müddetçe. Özellikle ikinci yarının başında Afrika temsilcisini rakip kalede daha fazla gördük. Günümüz futbolunda bıraktığınız geniş alanlar korkulu rüya. Bazen belli dürtüsel sebeplerden de topun arkasına geçebiliyorsunuz. Hırvatistan’ın baskı yediği sekansı o sekans için böyle de bakmak gerek. İkinci gol ile düğüm çözüldü ancak o ana kadar Hırvatistan’ın kaleyi bulan tek şutunun bile yoktu. Hani Arjantin için Banega, Biglia’dan formayı alır bir tık ofansif bir görüntü yaratır demiştim ya. Tam tersini Kramaric-Brozovic değişikliği ile Hırvatistan’dan bekliyorum. Doğru tahmin! Grubun bir sonraki maç gününde birbirleriyle karşılaşacaklar. 

Son Yazıları Dünya Kupası

Modric ve Rakitic`in İzinde

Yakın tarih ulusal futbol sistemine damga vurmuş olan Lampard-Gerard, Xavi-Iniesta ve Schweinsteiger-Kroos

Black, Blanc, Beur

Fransa, 1998’de pik yaptığı Dünya Kupası’nın ardından 2002’de gruplardan çıkamayarak şaşırtmıştı. 2006
Başa Dön