Futbolun Arka Bahçesi

Dünya Kupası’nda İkinci Tura Bakış

Dünya Kupası

Muhtemelen epey bir insanı ekran başında sövdüren maçın son düdüğüyle Dünya Kupası final yolu resmiyet kazandı ve ben de bu yazıya başladım. Grup aşamasının tamamlandığına sevindim, çünkü birkaç takım hariç kimsenin ciddi bir futbol oynama derdi ya da isteği yoktu. Şüphesiz, F grubunda Almanya yerine İsveç’in tur atlaması dışında majör bir sürpriz yaşanmadı. Veda edenler arasında Peru, Fas ve Senegal bir hoş seda bıraktılar. Bu arada sözde Fair-Play uygulamasıyla tur geçmenin ne kadar saçma bir kural olduğunu umarım bir sonraki turnuvada gerekli komite idrak eder. Gelelim eşleşmelere:

Uruguay Portekiz:
Son Avrupa Şampiyonu ne Fas’a ne de İran’a karşı dominant bir futbol sergileyebildi. 2016’dan alışık olduğumuz bir görüntü vardı her üç akşam da sahada. Son maçta Guedes yerine Andre Silva; Bernardo yerine Quaresma başladı. Guedes’in kötü olduğunu vurgulamama gerek yok zaten. Fernando Santos hangi isimleri tercih ederse etsin, kritik adam elbette Ronaldo. Güney Amerika temsilcisi zayıf grupta çok rahattı; ilk iki maçta temkinli futbolu biraz abartıp yeterli skorları aldıktan ve bizi epey sinirlendirdikten sonra Rusya maçında deneysel takıldılar. Oscar Tabarez’in bir önceki sürüme geri döneceğine kuşku yok. Dört gün önceki yazımda yaklaşan tehlike konusunda tüm futbol kamuoyunu uyarmıştım! İnşallah çok büyük yanılırız, ama ilk 90 dakikasını pas geçebileceğimiz bir mücadele olacak gibi. Turnuvanın iyice EURO’ya dönüşmemesi için Uruguay çıksın isterim, mantığım da 51%’le onlardan yana.

İspanyaRusya:
Devlet başkanları Vladimir Putin’i Suudi prensine karşı mahcup ettikleri açılış maçı haricinde Rusya’yı iyi bulmadım. Taraftarlar büyük mutluluk yaşadı, birkaç oyuncu vitrin yaptı, güldüler, eğlendiler fakat buraya kadar! Ölmeden mezara koyduğumuz için de aramızdan birkaç kişi çıkıp özür dilesin kendilerinden ve bu iş huzur içinde çözülsün; çünkü 2002’de Güney Kore’ye yapılana benzer bir ev sahibi iltiması benim görmek istediğim son şey. İspanya tıpkı Euro 2016 gibi Dünya Kupası arifesinde skandal yaşadı. Şu an için bunun etkilerini doğrudan hissetmedik. Gerçek şu ki, gruptaki ekipler de Boğalar’a bir beden küçük geldi. Her üç maçta da bazı sekanslarda makine tekledi, kötü sinyaller de verdiler. Ancak yine de turnuvayı sonuna kadar domine edebilecek birkaç takımdan biri. Sürprize pek ihtimal vermiyorum. Ortalama bir performans çeyrek final için yeterli olacaktır.

FransaArjantin:
İsimlere bakarsak ikinci tur safhasının ‘erken final’ eşleşmesi. Gördüklerimiz ise her iki takımın da finale yürümesinin epey zor olduğuna işaret ediyor. Fransa’nın kadro kalitesi tepe noktada. Oyuncu havuzundan çıkarılacak tali 23 kişilik kadro finale yürüyebilir; elbette doğru bir teknik direktörle! Valla Fransızlar’a ne desek boş. Didier Deschamps bu milli takımı yönetecek ilk 10 hocadan biri midir, tartışılır. Yağ, un, şeker; hepsinin âlâsı var; ama yediğimiz acılı ezme gibi bir şey. 2016’da şapkadan Payet çıkmıştı, biz de şapkaları çıkarmıştık. Bu defa bir sihirbaz da görmedik henüz. Dram ve şamatayla dolu Arjantin’i izlerken ise hakikaten acıdım taraftarlarına. Hırvatistan maçında çıkan 11’den beş kişiyi tanımıyordum. Enzo Perez, Tagliafico, Acuna falan, kim bunlar abi? Dybala gibi bir süperstar yanı başında otururken ısrarla Meza veya Pavon’u sahaya sürmek nedir? 37 yaşındaki el bombası Caballero’nun işi ne; oldu olacak Demichelis’i de çağırsaydın be Sampaoli! Futbolun adaleti varsa iki takım da kısa vadede elenmeli. Bu eşleşmede akıl tutulması yaşıyorum; gönlüm ise tamamen Leo Messi’den yana.

Kumandan Modric!

HırvatistanDanimarka:
İlk maç gözümün önünde, açıkçası Kuzey temsilcisinin 3 puana ulaşması soğukkanlı oyunlarından çok rakip Peru’nun ağır basiretsizliği sayesinde oldu. Ve o galibiyet de turun anahtarı oldu. Danimarka’yla ilgili referansım bu kadar; çünkü Avustralya maçında meşguldüm, Fransa maçının ise bombok geçeceğini tahmin etmiştim. Kadroda saygın isimler var elbette, ama tüm dikkatimiz ve sorumluluk Eriksen’in üzerinde olacak. Hırvatistan ise takır takır top oynayan bir avuç ülkeden biri. Yine de rüştlerini ispatladıklarını düşünmüyorum. Bu takım kabaca aynı kadroyla daha zor bir grubu lider bitirmişti zaten Euro 2016’da. Birkaç gün sonrasında, seyir zevkinin içine edilen bir maçta kaleyi tutan tek şut çekemeden Portekiz’e elenmişlerdi. O turnuvada teknik direktör Ante Cacic şahsım adına düş kırıklığı olmuştu. Harika oynadıkları İspanya maçının rövanşını seyretmeyi çok isterim. Bunun için tek yapmaları gereken bildikleri gibi oynamak. Lütfen!

BrezilyaMeksika:
Sert eşleşme! Tite’yi tanımıyorum. Binbir zahmetle girdiğim Wikipedia’dan öğrendiğim kadarıyla çok kısa iki Abu Dabi macerası haricinde bırakın kıtasını ülkesinden bile dışarı çıkmamış bir hoca. Tanıyana da helal olsun abi! Açıkçası böylesine yüksek profilli yıldızlarla bezenmiş bir takıma bu tipte bir teknik direktör tercihine mesafeli yaklaşıyorum. Dunga dönemine göre daha istikrarlı ve karakterli bir futbol oynasa da Sambacılar; ben tarafsız bir izleyici olarak bu kalibrede bir kadronun en az iki gömlek daha iyi top oynaması gerektiğini savunuyorum. İddialı olmak istiyorlarsa şu ‘Neymar ve arkadaşları’ tribinden acilen kurtulmaları şart. Pozitif taraf şu; her maç bir tık daha iyi göründüler. Meksika ise tam tersine parlak Almanya maçından sonra vites düşürdü ve Güney Kore’nin lütfüyle kapağı attı ikinci tura. 3-0’lık yenilgiyi ise özet geçtim diğer maçı tercih ettiğim için, ama sanırım skorun gösterdiği kadar kötü performans sergilememişler. Rotasyon delisi Osorio da nihayet tıpkı Tite gibi 11’i sabitlemiş durumda. Hangi Meksika’nın çıkacağı belirleyici olacak. Bitarafım; adamakıllı bir maç izleyelim, kâfi.

İsveçİsviçre:
Kırmızılı takım, Polonya’yla birlikte izlemekten gına gelen iki ülkeden biriydi benim için. Monoton bir sistem, ne uzayan ne kısalan futbol, yüz tane turnuvaya katılsalar hep benzer sonuçları alacakmış hissi… Neyse ki İsviçre silik ve sıkıcı takım kimliğinden bir nebze olsun sıyrıldı bu kez. Sırbistan meydan muharebesi grupların en özel birkaç maçından biriydi. Rakiplerine ağır bastıkları tek faktör olan tecrübe avantajıyla kazanmayı bildiler ve şaşırttılar. Çok daha şaşırtıcı olan ise İsveç’in puan tablosundaki yeriydi. Güney Kore maçındaki oyunlarında pek de etkilenecek bir taraf yoktu aslında. Almanlar’ı iyi kitlediler kesinlikle; ancak ikinci yarıda bağıra bağıra gelen galibiyet golüne karşı hiç reaksiyon veremediler ve saçma sapan hatalar yapıp maçı hediye ettiler. Özgüvenleri bu iki hafta içinde beşe katlansa da bu eşleşme için bile favori değiller. İsviçre’nin çeyrek finale yükselecek moral ve kaliteye sahip olduğu fikrindeyim.

BelçikaJaponya:
Esas oğlan, mütevazı çocuğa karşı! Tabi ki eşleşme Belçika odaklı değerlendiriliyor. Tüy sıklet rakiplerini farklı geçtikten sonra, İngiltere maçının da öneminin kalmamasıyla hâlâ sağlam bir teste konu olmadılar. Fakat bu çok da mühim değil, çünkü izlediğimiz Belçika bizi yeterince tatmin etti şu ana kadar. Usta taktisyen Roberto Martinez’in yapması gereken tek şey takımın ayarlarını kurcalamamak. Temennim ise Allah rızası için Michy Batshuayi’ye daha fazla maruz kalmamak. Bu adamın bu müthiş takımı bile patlatma potansiyeli var. Dikkat! Japonya hakkında söyleyeceğim bir şey mevcut değil. H grubunu handiyse takip edemedim. Adamların izlediğim tek karşılaşması da bir noktadan sonra Galatasaray – Sturm Graz maçına evrildi. Kanımca 16 takım arasında çeyrek final şansı en az olan ekip. Belçika rahat kazanmalı!

Kolombiyaİngiltere:
Higuita ve Valderrama’nın askerleri turnuvaya şok yenilgiyle başlasa da; büyük takım olma ‘refleksi’ gösterdi ve lider çıktı! Üstelik rakipleri gibi laylaylom maçlar da oynamadılar. Ne bu seviyelere ne de bu klasmandaki rakiplere yabancılar. İngiltere hakkında yapılacak tonlarca geyik var; güya son derece iddiasız ve beklentisiz gelmişlerdi ama köpük Panama maçının ardından içten içe havaya girdiklerine eminim. Öte yandan Southgate beyefendi iyi iş çıkarıyor ve alkışı mutlak hak ediyor. Brezilya’dan kaçmak adına Belçika’ya yatacaklarına 100% emindim. Son derece etkisiz ve saygısız bir 90 dakikadan sonra istedikleri oldu. İşin garip kısmı, son 4 Dünya Kupası’nda yendikleri en baba takımın Slovenya olduğunu düşünürsek bana göre yanlış tercih yaptılar. Beni de karşılarına aldılar. Salı günü son raddede Narcoscuyuz!

Son Yazıları Dünya Kupası

Modric ve Rakitic`in İzinde

Yakın tarih ulusal futbol sistemine damga vurmuş olan Lampard-Gerard, Xavi-Iniesta ve Schweinsteiger-Kroos

Black, Blanc, Beur

Fransa, 1998’de pik yaptığı Dünya Kupası’nın ardından 2002’de gruplardan çıkamayarak şaşırtmıştı. 2006
Başa Dön