Futbolun Arka Bahçesi

Duvar: Juan Carlos Osorio

Dünya Kupası/Pırıl Pırıl

Birazdan geçmişinden kesitler sunacağım adam; Juan Carlos Osorio’nun hayatı film gibi. Kusura bakmayın ama birçoklarımızın hayal edemeyeceği türden bir özgüvene, cesarete ve kararlılığa sahip. Belki aramızda bu duyguları yoğunlukla hissedenler vardır. Peki kaçımız özellikle de bu düzende kafasına koyduğu hayalin peşinden gidebiliyor? Kaçımız bir şeylerden vazgeçme noktasına gelecek kadar risk alabiliyor? Ya da Büyük Ev Abluka’dan alıntılarsam; “kaç kaç kaçımız kaçamıyoruz?”

Meksika milli takımının Kolombiyalı teknik direktörü Osorio 57 yaşında, hikâye için ise kendisinin üniversite yıllarına dönmek gerek. New York’ta antrenman bilimi üzerine eğitim gördüğü okuldan mezun olmuş ve futbol bilimleri okumak adına Liverpool’un yolunu tutmuş. Ancak haybeye verilmiş bir karar değil bu. Arkasında bıraktıklarının tam listesi; eli kulağında olan Amerikan vatandaşlığı hakkı, ufak bir spor salonu ve bir süreliğine kendisinden ayrı yaşamak zorunda kalacağı eşi. Hayatının tam ortasındayken bir anda durup, kartları yeniden karmak. Vay be! Ancak Liverpool’da aldığı eğitim Osorio’yu tatmin etmemiş. Kendisinin; “çok gezen mi bilir çok okuyan mı?” sorusuna verdiği cevap ise çok net. Geçtiğimiz hafta Jonathan Wilson’un da öyküsünü kaleme aldığı Osorio, iç sesinin sualini şöyle yanıtlıyor; “Okumak yetmedi, kendimi sahada geliştirmem de gerekiyordu. Bu sebepten işlerin profesyonel olarak nasıl yürüdüğünü incelemek istedim.”

İşi yerinde öğrenmek isteyen Güney Amerikalı o dönem Roy Evans ve Gerard Houllier’in dümeninde olduğu Liverpool takımının antrenmanlarını takip etmek ister. Her gün okul sonrası tesislere gider ancak hevesi kursağında kalır. O dönem ne aradığından oldukça emindir ancak asıl soru; nerede aradığı. İyi bir teknik adam olma hayalini gerçekleştirebilmek adına geldiği şehirde, kendisine -tahmin ettiğinin aksine- kırmızılar değil maviler el uzatacaktır. Sky’a verdiği özel röportajda şöyle diyor: Houllier antrenmanları izlemem için bana izin vermedi ancak Dave Watson (dönemin kısa süreli Everton menajeri), o beni Finch Farm’a (Everton idman tesisleri) soktu.” Ancak bu kadarı Osorio’yu kesmez. Kümede kalma savaşı veren Everton’dan ziyade Şampiyonlar Ligi kupasını kovalayan Liverpool daha caziptir. Sizin de bildiğiniz gibi hayat her zaman istenileni sunmuyor; yoksa sunar da biz mi yanlış yöne bakıyoruz? İşler tam manasıyla çıkmaza girdiğinde iki seçeneğiniz kalır. Arkanızı dönüp gitmek -ki genellikle bu kolay olandır- ya da olayın üzerine gitmek -ki bu noktada gerçekten inanıyor olmanız gerekir-.

Buraya kadar introydu, esas film şimdi başlıyor. Liverpool antrenmanını izlemenin bir yolu olmalı… Osorio scoutluk meziyetlerini Davinson Sanchez’i keşfetmesinden çok önce ilk olarak Crown Road’da sergiler. Ana planı bir şekilde Liverpool’un çalışmalarını takip etmektir. Bunun için de bir üsse ihtiyacı vardır. Sahayı bitiren duvarın çevresinde keşif yaparken McManus ailesinin evini görür ve zili çalar. Tom ve Mary McManus’lar Everton taraftarları olsa da evleri Melwood (Liverpool antrenman tesisi) manzaralıdır. Konu ile ilgili ESPN’e konuşan Peter (ailenin oğlu) dönemi şöyle özetliyor; bir gün kapıyı çaldı ve idman sahasına bakmak istedi, beş gün sonra eve kurulmuştu.” Öğrenci sıfatı ile gelen Osorio gözünü karartmıştır. Önce derdini anlatır ardından da odayı tam zamanlı kiralar. Hava güzelse bahçeye çıkar ve duvarın önüne kurduğu merdivenden, değilse de odanın ufak camından kırmızıların antrenmanlarını takip eder. Bir casus edasıyla izini belli etmeden yapar işini. Evans’ın İngiliz, Houiller’in Fransız stili futbol anlayışını bünyesinde toplar. Futbol aklına her geçen gün Avrupa tarzını enjekte ediyordur. Elinden düşürmediği not defteri milenyumun kapıda olduğu o yıllarda dolmaya başlar. Bu defter daha sonraları kendisine kılavuzluk edecektir.

Dersine iyi çalışan Osorio, planladığı gibi Houllier’i ‘kafa açacağı’ olarak kullanır. Fransız menajerden kariyerine yön verecek bir yöntem kapar; rotasyon! Günümüz Meksika takımı Juan Carlos Osorio yönetiminde 49 maça çıktı ve bu 49 maçta da sahada farklı bir 11 vardı. Dahası da var; 2016 yılında yine Meksika’yla katıldığı Copa America’da, çıktığı üç grup maçında üç ayrı kaleci ile oynadı. Lakabı “rekreasyon” olsa da bu adam Marcelo Bielsa’dan nickini alacak kadar “deli”. Toplumda delilik diye adlandırılan şeyleri yaptığınızda kabul görmeniz her daim kolay olmayabilir. Esas soru şu: Sizi kabul edecek insanlar da kim oluyor? Neden onların benimsediği doğrulara göre hareket etmelisiniz ki? Cesur olmayan insanlar yeniliğe kapalıdırlar ve düzenli olarak yerlerinde sayarlar. Bitiş çizgisinin ne zaman görüneceğini bilmediğimiz senaryoda, böyle yaşamak da büyük ahmaklık değil mi? Neyse ki kahramanımız Liverpool’daki zamanını boşa harcama niyetinde değil: “Sabahları A takım, akşamları ise genç takımın antrenmanlarını izlerdim.”

Aslında bu adamın merak ettiği; kökenine ters gelen oyun stili. Futbolu yerden oynayan coğrafya Güney Amerika’dan çıkıp Ada’ya geldiğinde, ilk fark ettiği topun havada geçirdiği vakit olmuş. Houllier, Sir Alex Ferguson ya da Kevin Keegan… Hayatına değen her menajerden bir şeyler öğrenmenin yollarını aramış ve yeniliğe karşı olan tutumundan da hiçbir zaman taviz vermemiş. MLS, Kolombiya, Brezilya kariyerleri ve Premier League’deki yardımcı menajerlik deneyimi, onun teknik direktörlük stilini harmanlamış. Kendisi son derece detaycı ancak başarıyı klişelerden uzakta arayan biri. Örneğin futbol dışında en çok sevdiği spor rugby. Turnuva öncesi Sky’a verdiği röportajda şöyle diyor; “Rugby oyncularının yüksek tempoda çalışmalarına rağmen, her gün yenilendiklerini ve tekrardan üst seviye performans verdiklerini görmek ilgimi çekti. Araştırmalarım sonucu hemen her oyuncunun mental bir koçla çalıştığını gördüm. Ve birini de kendi heyetime dahil etmeye karar verdim. Bence gayet iyi iş çıkartıyor.” Osorio, gelişimini aldığı radikal kararlar ve İngiltere’de geçirdiği günlere borçlu. Ve elbetteki McManus ailesine. Everton taraftarı olan bu insanlar, gün boyu Liverpool antrenmanı kovalayan bu adamla aralarında özel bir bağ kurdu. Evin reisi Tom McManus, Osorio için “tam bir futbol delisi” yorumunu yapıyor. Gerçi o da sıradan biri değil. Kendisi marangoz, ancak hobisi müzik; Osorio da dersten ya da antrenman takip etmekten fırsat buldukça Tom’a katılıyor.

Juan Carlos iki yıl o evde yaşıyor. Şaka gibi! Ardından MLS ekibi New York RB’a asistan menajer olmak üzere şehirden ayrılıyor. Üç yıl sonra ise geri dönüyor, bu kez Kevin Keeagen’ın yardımcısı olarak, Manchester City eşofmanları ve ziyaretçi sıfatıyla. Ailesi ile McManus’lara konuk oluyorlar, duvarın ötesinden bir kez daha bakıyor sahaya. Güzel bir Christmas akşamında yemek yiyerek yâd ediyorlar o günleri. Dedik ya hikâye başlı başına film gibi. Peki nasıl biter? Benim senaryo şöyle; Osorio şehre dönüyor hem de mavi yaka için. Kendisi Goodison Park’ın benchinde, McManus’lar ise tribünde. Galibiyet sonrası plan belli; duvarın yanındaki evde güzel bir akşam yemeği!

Son Yazıları Dünya Kupası

Modric ve Rakitic`in İzinde

Yakın tarih ulusal futbol sistemine damga vurmuş olan Lampard-Gerard, Xavi-Iniesta ve Schweinsteiger-Kroos

Black, Blanc, Beur

Fransa, 1998’de pik yaptığı Dünya Kupası’nın ardından 2002’de gruplardan çıkamayarak şaşırtmıştı. 2006
Başa Dön