Futbolun Arka Bahçesi

Trabzonspor’da Neler Oluyor?

Süper Lig/Yuvarlak Masa

Trabzonspor yine oldukça hararetli bir dönemden geçiyor. Sezon başından bu yana suların durulmadığı camiada son olarak teknik direktörün görevine son verilmesiyle işler iyice içinden çıkılmaz bir hal aldı. Konu futbol olunca yerel medyasının dahi apayrı bir dünya olduğu Karadeniz kentinde yaşamıyoruz belki, ama söyleyecek cümlelerimiz var. Üç soruyla toparlamaya çalıştık.

1) Hacıosmanoğlu yönetimi 2011 şampiyonluğunu Trabzonspor’a tecil ettirme vaadiyle göreve geldi. Bulunduğumuz noktada ise Yıldırım Demirören’e ve siyasi otoriteye açık şekilde desteklerinin olduğunu görüyoruz. İbrahim Hacıosmanoğlu ne yapmalı?

Ömeralp:
Toplumda göz önünde bulunan kişilerin her zaman örnek olmasını bekleriz. Ancak insan, doğası gereği kendisini düşeceği durumlar karşısında kontrol edebileceği bir mekanizmaya her zaman sahip değildir. Hacıosmanoğlu başkanlık makamına geldiği ilk günden itibaren ayrıştırıcı bir üslup ve akıl almaz derecede mafyatik söylemlerle koltuğunu korumanın derdine düştü. Her kelimesinde bahsettiği Trabzonspor sevdalılarının öfkesini bir silah olarak kullanıp rakip takım ve taraftarı üstünde tehdit söylemlerine dönüştürdü. Gelinen noktada bırakın Trabzonspor’un şampiyonluk kupasını alabilmeyi, kendi koltuğunda mucizevi şekilde oturması bile bir siyasi yandaşlığa evrildi. Trabzon şehrini sürüklediği bu noktada, ne yörenin futbol iklimine ne de amansız taraftar baskısına kabahat bulabiliriz. Yöneticilik elit iştir. Halk ağzıyla yöneticilik yapamazsınız. Yaparsanız da sonuç bu olur. Kendisi tek kelimeyle bir fiyaskodur. Yaptığı hareketler ve demeçler artık hükümsüzdür. Ülkemiz futbolunda yaşanan basiretsiz yönetim anlayışları Trabzon kulübünde Hacıosmanoğlu döneminde zirve yapmıştır.

Ufuk:
2011 meselesinin haklı veya haksız olduğunu düşünebilirsiniz ki burada mağdur gözüken tarafın bu işin peşine düşmesi son derece doğal. Ama bu ayrı bir konu, futbol takımı ve diğer kulüplerle ilişkiler ayrı bir konu. Yoksa şimdi olduğu gibi bugünü de kaybedersiniz geleceği de tehlikeye atarsınız. Her sene kadro değişiyor, hocalar gidip geliyor. Ortada kötü bir yönetim olduğu açık. Kaldı ki daha birkaç hafta önce yaşanan hakem rehin alma skandalından sonra 2011’miş, Şota’ymış, yönetimmiş bunları konuşmak bile havada kalıyor. Bu yöneticilerin futbolda yeri yok burası son derece net. 

Doruk:
İbrahim Hacıosmanoğlu misyon olarak zaten ne yaptığını bilerek davranıyor. Yıldırım Demirören ve siyasi otoriteye yakınlığı da bu bilinçten geliyor. Kulüp yönetimi konusu kendisinin bilmediği bir şey olsa da alıkoymadan tehdit etmeye kadar birçok donanıma sahip. Sadece o mu yapıyor bunları? Elbette onun haricinde bu tarz yöntemlere başvuranlar var ancak şampiyonluk kupasını alacağız vaadiyle geldiği başkanlıkta bugünkü nokta taraftar için oldukça üzücü olmalı. İHO, kritik bir dönemde, yönetilmesi en güç taraftar gruplarından birinin başına geldi. Kupa vaadi geleceği olmayan ancak bir süreliğine kendisini idare edebilecek bir malzeme olsa da takımın üstüne hiç koyamaması ve son olarak aldığı hak mahrumiyetlerinde rekor düzeye çıkması tepetaklak olan Trabzonspor’a yazılan faturada adının büyük punto ile yer almasını sağlıyor kanımca. Kurduğu takımlara saygı duysam da, hocalara göstermediği sabır ile kötü bir yönetici imajına sahiptir.

2) Trabzon şehrinin lokal atmosferi, yönetim zafiyetleri ve amansız taraftar baskısını bir arada düşünürsek sağlıklı bir teknik direktörlük performansı mümkün mü? Trabzonspor sportif açıdan kısa/uzun vadede neyi hedeflemeli?

Erman:
Bu soruyu sadece Trabzon’u ön plana çıkararak değil ülkemizdeki bütün takımları düşünerek geniş bir kapsamda değerlendirebiliriz. Benim Türkiye Süper Ligi’ni takip etmeyi bırakmamın kökeninde de zaten bu durum yer alıyor. Hemen her ünitesiyle böylesine saçma bir futbol ortamında teknik anlamda başarılı olmak, saha içinde doğru şeyler üretmek hiç kolay değil. Haliyle taktik kalite anlamında yerlerde sürünen bu ligde Roberto Mancini gibi usta bir taktisyen tutunamıyor. Çağı yakalamış, taraftarla bütünleşmiş Slaven Bilic’in ülkeden ayrılması için zemin hazırlanıyor; veya ligi paramparça etmiş Ersun Yanal abuk sabuk sebeplerle tv yorumculuğuna itilebiliyor. Guy Debord’un o meşhur “tamamen tersine çevrilmiş dünyada doğruluk bir hata anıdır” aforizması futbol düzenimizi de özetler nitelikte.. Elbette ki bir şekilde sezon sonlarında sıralama oluşuyor; eh takımların bütçesi, transfer ettikleri oyuncuların değerleri falan da az çok belli. İnsanlar da bu puan tablosuyla takımların maddi güçlerini kafalarındaki algoritmayla karşılaştırıp kimin iyi kimin kötü hoca olduğuna hükmediyor. Müthiş bir teknik direktör sirkülasyonu var; ve hangi hocanın hangi takıma neyi amaçlayarak gittiğini kimse bilmiyor. Teknik direktörlük lisansını alıp Ntvspor’da berbat Türkçesiyle anlamsız üç beş kelam eden düşüyor yollara. Tamamen rulet oynuyorlar, ya tutarsa!

Hacıosmanoğlu iki buçuk senedir kulübün başkanı ve bu eskittiği beşinci teknik direktör! Bu fotoğrafı görüp de bu yönetimle sözleşme yapan hocaya da üzülemiyorum haliyle. Altı ay idare ederim, iyi maaş alırım, kariyerimde de büyük takım çalıştırmış yazar diye geliyorsa saygıyı hak etmiyor zaten. Trabzonspor müstesna bir kulüp, başarı tabi ki mümkün; fakat öncelikle profesyonel yönetim konusunda esaslı bir aydınlanma yaşayıp çıtayı da bir iki kademe aşağıya indirmeliler. Karman çorman bu yapıyı temizlersin önce, mali önlemlerini alırsın. Orta vadede bir şampiyonluk hedefi koyarsın, mesela 2023 olur bu! Camianın içinden bu işte tecrübesi olan birkaç futbol adamının akıl hocalığıyla altyapıya yatırım yaparak öncü bir modele geçersin. Amacın dan dun hamleler yaparak tesadüflerle değil de sağlam bir kurguyla, acele etmeden zirveye çıkmak olur. Bunu başarırsan da bir daha kolay kolay inmezsin zaten. Trabzon halkı aptal değil, bu vizyona önce kendin inanarak, adamakıllı cümlelerle izah edersen arkanda durur. Otuz senedir şampiyonluk sevinci için bu saçmalıklar silsilesine eyvallah çeken taraftar desteğin hasını verir.

Ufuk:
Bu baskıdan başarı çıkarmak kolay gözükmüyor ama aslında kendi yolunu bularak, doğru bir yönetim düşüncesiyle gayet mümkün. Peki, böyle bir yönetim felsefesini daha önce Türk futbolunda gördük mü? Görmedik… Diğer kulüplerde olduğu gibi daha kısa vadeli, biraz da şansa dayalı bir başarı elde etmek mümkün ama kupa değil orjinallik odaklı bir başarı anlayışı Trabzonspor için daha doğru olabilir. Yani kupa kazanan diğer kulüpleri taklit etmek değil, farklı bir model vaadetmek Trabzon için gerçek bir çözüm olur. Gayet kaliteli futbolculardan oluşan ama son derece problemli bir kadro var. Problem derken tamamen insani sıkıntıları kastediyorum. Tarikatçısı, faşisti, arkadaşını döveni, ne ararsan var. Bu noktada kulüplerin daha dikkatli tercihler yapması gerekiyor. Öncelikle bu sıkıntılardan arınılmalı.

Doruk:
Trabzonspor’un bırakın hocasını masörü olsanız işiniz çok zor. Vahid Halilhodzic diye bir adam geldi geçtiğimiz yıl. Dünya kupasında fırtınalar estirmiş, kulübün yaptığı en doğru transfer olarak lanse edilmişti. Gittiğinde tek mağlubiyeti vardı ve takım zor gol yiyordu ki hoca Cezayir’le de az gol atıp az gol yiyordu. Kimse sorgulamadı, taraftar kendisini ülkenin en iyi takımının taraftarı olarak konumlandırdığından kellesini aldılar adamın. Ersun Yanal geldi, ayağının tozuyla Galatasaray’a üç attı. Keşke atmasaydı. Aynı taraftar kendisini bir kez daha zirvede gördü, yapılan puan kayıplarına tahammül sıfırdı. Oysa TS uzun yıllardır öyle bir takım hiç olamamıştı. Son dönemde Avrupa’da tur bazında bir başarı yoktu ya da istikrarlı bir zirve mücadelesi vermemişti. İyi kadrolar kurmuş ancak kendinden daha az bütçeli Sivasspor, Bursaspor, Başakşehir’in gerisinde kalmıştı. Çünkü Anadolu takımları ve taraftarları hadlerini biliyorlar, Trabzonspor ise kendisini İstanbul takımlarından üstün görüyordu. Bu durum sadece Yanal, Vahid ya da rahmetli Şota’ya yapılmadı ki; Mustafa Reşit Akçay da aynı durumdan muzdarip oldu, bordo mavi efsanesi Hami Mandıralı da. Hami bu takımın başında yalnızca 2 mağlubiyet almıştı ancak taraftarın beraberliğe tahammülü yoktu. 61. dakika şovuyla hepimizi mest eden tribünler zamanı geldi Şenol Güneş’e bile Avni Aker’i dar etmedi mi? Takım önce kendini bilmeli. Kazanma alışkanlığı edinmeli ve en önemlisi istikrar hedeflemeli hem kadro hem de teknik adam anlamıyla.

3) Şota Arveladze dönemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doruk:
Bayılıyorum bu adama ya. Bilen bilir favorimdir kendisi (!) Bir adam kendisine verilen şansları bu kadar mı kötü kullanır? 2012/13 sezonunun altıncı haftası, Kayserispor’un 4 puanı ve 4 mağlubiyeti var. Şota görevinden ayrılıyor ve Kasımpaşa gibi lebiderya takımın başına geçiyor. Ve o sezonu Kayserispor, Şota’nın bıraktığı enkazı temizleyerek Paşa’nın üzerinde bitiriyor. Kasımpaşa saçmış parayı, kalede Isaksson hücumda Kalu Uche var. Sırf Nijeryalı 20 gol atıyor o sene. Yeni sezon başlıyor, Şota’nın kadrosuna Babel Donk kankalar ekleniyor, zaten iyi olan takım uçuşa geçiyor. Altıncı oluyor Şota, büyük başarı diyeceksin. Otomatik pilotta uçur ilk 6 yapar o kadro. Kasımpaşa yatırıma doymuyor Eren Derdiyok’u getiriyor adamlar, Oscar Scarione de takımda. Şota, düşen Balıkesirspor’dan 5, maddi imkansızlıklarda çığır açan Mersin İY’den 6 yiyor, istifa etmiyor. Basın mensubunun sorusu üzerine “beni ülkeden mi kovuyorsun?” diyor. Kovsalar gidecek misin? Gürcistan bağlantıları malum kafası rahat. Şota’nın Kasımpaşa ile aldığı altıncılıklar sizleri şaşırtmasın. Standart bir Anadolu takımına göre kat be kat bütçeli ve iyi kadrolara sahipti. Bu sezon başı yatırımı düşürdüler ancak geçen sezon kendisine 6 atan Rıza Çalımbay kadroyu ilk 6’da tutmayı başarıyor. Trabzonspor ise Şota için tam bir harakiri. Ülkemizde teknik direktör olmak için büyük takım topçusu olmak yetiyor zaten. Senin bir ağırlığın yok, hocalık meziyetin sıfır, taktisyen değilsin, mentör değilsin. Cardozo, M’bia, Marin dediğin adamlar dünya çapında hocalarla çalışmış; Erkan, Mehmet dediğin adamların egosuyla baş edemezsin. Çekirdek gibi çitlerler seni. Ben Şota’yı sadece sonuçları ile yargılamıyorum, etkisizliği ile yargılıyorum. Son 2 yılda Şota takımlarının kafadan 40 maçını izlemişimdir. Bir teknik direktör oyuna yaptığı müdahalelerde bu kadar mı yetersiz olur arkadaş. İyi giden oyunu bozma ustası. Galatasaray maçında çatır çatır oynayan takımı 72’de santrforu sağ kanata atarak bozmadı mı? Ya da Osmanlıspor deplasmanında 10 kişi kalmış rakibe karşı savunma oyuncuları sürmedi mi sahaya? Bu örnekler uzayıp gider ancak Şota çalıştığı hiç bir takımda başarılı olamamıştır. Kasımpaşa’nın parası ile gözleri boyayan ertesi sene foyası ortaya çıkan Trabzonspor ile de iyice dibe vuran adam; televizyon reklamları haricinde Türkiye’de tekrar iş yapabileceğini artık sanmıyorum.

Ömeralp:
Şota iyi, hoş, sempatik adam. İyi teknik direktörlük eğitimi aldığı kuşkusuz. Fakat unutmayın ki Yılmaz Vural da dünyanın en önemli futbol akademilerinden birinden mezun. Ancak bir işin teorisini bilmek sizin o işte başarılı olacağınız anlamına gelmez. Özellikle futbolda bir çok değişken var. Şota her ne kadar teoride üst seviye bir futbol bilgisi olsa da ne yazık ki Türkiye kariyeri tek kelimeyle felaket. Reklam performansı onun bir süre daha ülkemizde iş yapmasına olanak sağlayabilir, daha fazlası yok.

Erman:
Baştan söyleyeyim, bu sezon TS’nin sadece Rabotnicki maçlarını izledim. Sezonun epey başı olduğu için onları baz alarak yorum yapmam da doğru olmaz. O dönem de hatırladığım kadarıyla kaleci Onur, sportif direktör Süleyman Hurma ve yine Şota ekseninde garip bir çıkmaz yaşanıyordu. Hem taraftara hem yeni hocasına ilk darbeyi de yediği açıklanamaz golle Onur vurdu zaten. O noktada bazı isimler kritik tavizler verince; takım içindeki sayısız kavgalar, mağlubiyetler, İHO’nun dokuz ay on günlük hak mahrumiyeti, hocanın kovulması çorap söküğü gibi geldi zaten. Prandelli‘nin başına gelenlerle epey benzetiyorum bu süreci. İtalyan’ın kendi yetki ve sorumluluğu alanındaki konularda ezilmesi kısa süre içinde sonunu hazırlamıştı. Yalnız Şota gibi hem ülkeyi yakından tanıyan hem de takım dinamiklerini iyi bilen zeki bir adamın bu süreci öngörememesi epey şaşırtıcı. Saha içine dönersek Hollanda ve İskoçya gibi çok önemli iki futbol ülkesinde hatırı sayılır süre görev yapmış bir teknik direktörün ligimizle doku uyuşmazlığı yaşaması benim için süpriz değil. Kayseri, Kasımpaşa, Trabzon derken bu derece hızlı bir yükselişi hak etmediğine belki katılabilirim, ama tecrübe kazandıkça biraz daha saygın bir konuma gelebilir.

Son Yazıları Süper Lig

Aldanırım Gülüşüne

Rüya gibi geçen 3 sezonda, 2 şampiyonluk, Şampiyonlar Ligi gruplarında ülke tarihinin

Çok Kumpas Annecim!

Tercihler sonuçları doğurur. Sonuçlar ise yeni tercihleri! Bu döngünün içerisinde almış olduğumuz

Korkularınla Yüzleşmek

Hayatta korkuları en büyük olan insanlar çevresi tarafından en fazla takdir edilen
Placeholder

Mola Bitti, Keyif Sürüyor

Takımlar kadrolarını şekillendirdi. Transfer döneminin devam etmesi yeni hamlelerin habercisi gibi. 2016/2017
Başa Dön