Futbolun Arka Bahçesi

Bir Takım Planlar

Şampiyonlar Ligi

Hayat biz planlar yaparken başımıza gelenlerdir der, ömrü tanımladığı ve artık klişeleşmiş betimlemesiyle John Lennon. Pep Guardiola yağmur esanslı şehirdeki son beş yılı Şampiyonlar Ligi kupasını kazanmayı planlayarak geçirdi. Başına gelenler mi? 2017’de Kylian Mbappe, sekizde Oxlade-Chamberlain, dokuzda Son Heung-Min ve geçen sene Moussa Dembele. Kaybetme deneyimi şampiyonluk yoluna döşenen taşların en ağır ve en fazla olanı. Guardiola son evinde, daha önceleri hiç bu denli yaklaşamadığı kupadan yalnızca bir gece uzakta. İşler onun adına hiç olmadığı kadar zor olacak çünkü karşısında kendisine karşı bu sene hiç kaybetmeyen Thomas Tuchel var. Yine Lennon’ın, “Cold Turkey” parçası için ağzından döktükleri, iki menajerin son 24 saatini özetleyebilir mi? “Uyku tutmuyor, emin olduğum tek şey derin bir donmadayım.

Alman futbolu üzerine en güzel yazan adam Raphael Honigstein, finale günler kala kaleme aldığı yazısında iki menajerin Münih’te bir barda bir araya geldiklerinden söz etmişti. Bayern’de, Guardiola ile de bir dönem çalışan ve Almanya’nın en saygın scoutlarından biri olarak gösterilen Michael Reschke yazıya konuk olur ve yeşil sahaların en obsesif adamı ile Bundesliga’daki menajerler üzerine yaptığı sohbeti anlatır. Pep, ligde en çok etkilendiği kişiden bahsederken Mainz kulübesini işaret eder. Ancak bahsi geçen kişi, Bayern’deki son sezonunda kendisine Allianz-Arena’da tek mağlubiyeti tattıran –dönemin Mainz teknik direktörü– Martin Schmidt değildir. Onun aklı içeride dışarıda mağlup ettiği Mainz’ın daha önceki patronunda kalmıştır. Yazıda Katalan menajer, Alman rakibini ezcümle şöyle özetler; Thomas’ın her daim verecek bir cevabı var.

Pep, mazisi gereği takın altında yaşamaya alışkın. 2009 yılının aralık ayındaki Barcelona – Estudiantes maçı öncesi, soyunma odasında oyuncu grubuna şöyle seslenmişti; Gelecek umut vaat etmiyor çünkü bu yaptığımızı tekrar etmek mümkün olmayacak. Bu, başardığımız hiçbir şeyle kıyaslanamaz.” 90 dakika bittiğinde bir sezonda alınabilinecek altı kupanın altısı da onundu. Tuchel ise mazisi gereği takın hayalini kurmaya daha alışkın. Ancak tepeye giden yolda öykünlenmesi gerekenin 2009 Barcelona’sı olduğunu da bilen ve dersi derste öğrenmek için zaman zaman Barcelona’ya uçmaktan imtina etmeyen biri. Bunu saklama gibi bir kaygı da gütmüyor üstelik; “Pep’in Barça’sı benim referans noktamdır. Nasıl iyi olacağınızı ve nasıl her şeyi kazanacağınızı o takımdan öğrendim.” Tuchel, yolundan gittiği adam ile o akşamki bar sohbetine kadar yakınlık kurmamış olsa da Guardiola’nın ilgisini çekmişti. Öyle ki Guardiola’nın Bavyera günleri gözüne kestirdiği iki Alman vardı; o dönem henüz A takım kariyeri başlamamış olan ve kendisine yapılan Bayern alt yaş takımlarındaki antrenörlük görevini kabul etmeyen Julian Nagelsmann ve Guardiola’nın halefi olarak işaret ettiği Thomas Tuchel. Nitekim koltuk Nagelsmann’ın oldu ama Tuchel çok daha büyük bir ödülün sahibi olabilir. Kesişim kümeleri olsa da Pep Guardiola ile Thomas Tuchel’in yolları o kadar farklı ki. Tuchel’in rotasında solda yükselen bir güneş, teypte ılık bir meltemmişçesine çalan Lennon ve full depo bir spor araba yoktu. Yani onun için işler her daim tıkırında gitmedi, o da zaten bunu pek dert etmedi.

Hayatın tam ortasında hissettiğiniz oldu mu? Olayların tam ortasında. Durun, hemen direksiyona geçmeyin, sadece çevrenizde gelişenlere kayıtsız kalmanızdan bahsediyorum. Tiyatro sahnesindeki cansız bir figüran gibi. Tüm hararetli tartışmaların çevresinde döndüğü, kiraz ağacından yapılmış büyük bir masa ya da. Kendi etrafnızda dönen dünyaya müdahale edemeden sadece beklemek. Temas eden insanların, gelişmelerin sizi emmesini, sizden bir parça koparmasını beklemek. Sokağınızda duran bir çöp kutusu gibi. Günün belli saatleri şanslı tüketiciler tarafından tıka basa doldurulan, belli saatleri şanslı olmayanların çomaklar sokarak karıştırdığı, ağır ağır eksilttiği o çöp yığını. Kamyonun tüm mahalleyi ayağa kaldıran sesi ile boşalırken, kimsenin karıştıracak bir şey bulamayacağı o birkaç on dakika, ilgi çekmeyeceğinden ötürü huzurla dolan kutu. Ya da parkın içindeki, köklerini metrelerce salmış selvi boylu bir ağaç mesela. Bazı canlıların pislediği, bazılarının izlediği, kimilerinin beslediği ama kendi hayatı için somut bir harekette bulunmayan, dış etmen denilen rüzgar ile sağa sola yatıp kalkan o yeşil.

Çocukluğunda eğitimine düşkün olan ve hayallerinde birgün helikopter kullanmak isteyen biri, tanışıp sevdiği ve kendisine iyi davranmayacağını bilmediği futbolda benzer boşluklar hissederse ne olur? Augsburg akademisi yapılan try-out’un sonunda kazananları açıklarken listede Thomas adı da vardı. Gençlik hevesleri yerini realiteye bırakmış, eski futbolcu olan babasının yoluna adım atmıştı. Planlar tamam da, ya başından geçenler? Augsburg’un A takımında tek bir dakika  bulamayan Tuchel serbest bırakıldı. Evet olayların tam ortasındaydı ama tek sorun müdahil olamamasıydı. 2. Bundesliga’ya gitti ve burada sadece birkaç maça çıktı. Futboldan geçimini çıkaramayacağı gerçeği ile karşılaşan bu adam için akademik kariyer fikri yeni bir çıkış noktasıydı. Yanında biraz para kazanmak da fena olmazdı tabii. Hızlıca alt liglere inen ve oradan da bir filmin son karesi gibi siyaha düşerek yavaşça kaybolan futbolculuk yaşantısı, yerini eğitim hayatına katık ettiği barmenliğe bıraktı.

Zihni, geçirdiği sakatlık sonucu sonuçsuz kalan hırslarının daha fazla zaman harcamaması gerektiği konusunda netti. Kendisini tükenmişlik sendroumu yaşayan futbol kariyerinin sonlarında keşfeden Ralf Ragnick, 10 yıl önce fıçıdan bardağa bira döken bir adama ülkenin en üst liginde söz sahibi olma şansını da verendi. Futbol kariyeri müdahil olmayı hayal ettiği konumdan çok uzakta kalmış olabilir ancak onun rehberi gençliğinde merak sardığı psikoloji. Planların hayat çizelgesine etki etmediği anlarda devamlı olarak yeni yollar deneyen Tuchel, sporun %51’lik kısmını kapsadığına inandığım, mental yöne verdiği önemi Mainz döneminde de sürdürdü ve oyuncularını bir takım zihinsel testelere tabi tuttu. Hikayenin akışı malum; Dortmund, Paris ve Londra…

Tuchel’in Chelsea’deki ilk hamlesi Guaridola’nın uzun süredir yoluna koymaya çalıştığıyla aynıydı. Savunma tarafını çözmek. Sonra ise herkesi kazanmaya çalıştı. Tüm kadroya şans verdi. Bir zaferi ancak tüm etmenlerin birleşmesi ile kazanabileceğinin bilincinde olarak. Kılavuzu olan Guardiola’nın elindeki mücheverler ise daha değerli. O da tıpkı Tuchel gibi adaleler yerine zihinler üzerinde duruyor. Para harcayarak potansiyelli oyuncular alabilirsiniz ancak paranın satın alamayacağı şey; onları ne denli hızlı düşünen ve basit oynayan bir takım haline getirebildiğinizdir. Guardiola elindeki yıldızlardan alçakgönüllü birer futbolcu yaratmasını iyi biliyor. Herkes öykünlenir bir şeylerden; bir tarz yaratırken ya da bir çerçeve çizerken. Katalan için en büyük ilham kaynağı Johan Cruyyf kuşkusuz. Tıpkı bu sezon bu kupada mücadele eden Julen Lopetegui ve Ronald Koeman gibi onun da aile babasıydı Hollandalı. Tuchel ise bir aşiretten geliyor; Arrigo Sacchi aşireti. Sacchi, Ralf Rangnick ve Wolfgang Frank gibilerine ışık tutarak post modern futbolun gözdeleri Alman menajerlerin de yolunu açmıştı. Ragnick ise Nagelsmann ve Tuchel gibilerin. 

Başlangıç noktaları aynı olmasa da ikili için yürünen yollar uzundu. Sonuç ise tek bir 90 dakikada gizli. Tuchel geçtiğimiz sezondan bu deneyime sahip. Guardiola ise bu filmi o kadar çok izledi ki. Hatta bir seferinde yalnız da değildi. Tam 10 yıl, bir gün önce taraflar Şampiyonlar Ligi kupasını kazanmak için yerlerini aldı. Aynı anlarda Mainz’daki ilk yıllarını geçiren Tuchel’in de benim gibi televizyon başında olduğuna yemin edebilirim. Johan Cruyff o gün gelip çattığında, aldığı ilhamı ilmek ilmek işleyen Guardiola’ya tanıklık etmek için Wembley’e gelmişti. Pep’in Barcelona’sı, Manchester United’a şans tanımazken Cruyyf locanın en yüksek mevzilerinden görkemli geceyi izledi. Belli mi olur? Bugün benzer bir ilham kaynağı, bitiş düdüğünün ardından şampiyonun elini ilk sıkan olur. Peki planlar yine istenildiği şekilde gitmez ve Tuchel üst üste ikinci finalden de mağlubiyetle ayrılırsa ne olacak? Sorunun cevabı, Mainz’ın kaybettiği  bir maçın ardından, takımına izlettiği videonun içindeki Michael Jordan’ın kelimelerinde gizli olabilir; “Hayatımda defalarca başarısız oldum. Ve bu yüzden başardım.”

Son Yazıları Şampiyonlar Ligi

Placeholder

Malumun İlamı

Paralar harcandı, transferler yapıldı, futbolcular değişti ancak sonuç değişmedi. Oturmuş Avrupa takımları,

Favori Atletico!

Şampiyonlar Ligi finali bir sezon aradan sonra tekrar iki rakip kulübü karşı

Sen Yoksan Her Şey Eksik

Cristiano Ronaldo karakter yapısıyla belki de en müsemma kulüpte ter döküyor yedi

İhtiyarlara Yer Yok

Aşk Tesadüfleri Sever. Murathan Mungan süpervizörlüğünde çıkan bu Müslüm Gürses albümü Nisan
Başa Dön