Futbolun Arka Bahçesi

Konsantrasyon! ŞL 2015/16: Arsenal – Barcelona

Rasathane/Şampiyonlar Ligi

Talihsizlik, lanet, çaresizlik, kader… Arsenal’in bu kurasını tanımlamak adına kullanılabilecek sözcük havuzu pek olumlu çağrışımlar yapmıyor gibi. Şampiyonlar Ligi macerası dramatik hikâyelerle son 5 sezondur ikinci turda noktalanan Topçular’ın serisi güçte kallavi bir dalgalanma veya hakem atamasıyla olasılığı az da olsa yükselen bir eyyam durumu olmazsa altıya çıkacak. Evet, dünyada milyonlarca insanın gözünü gönlünü şenlendirecek bu maç, dün gece tekrar alevlenen hakem tartışmalarından sonra Cüneyt Çakır’la bizim için farklı bir anlam daha kazandı. Türkiye’de yaşamanın insan hayatına kattığı ufak süprizler işte.

Maç özelinde taktiksel bazı kavramlar üzerinden incelemeler yapılabilir belki ama tarafların bir tanesi Barcelona olunca yazılan çizilen şeyler anlamını yitiriyor bir noktadan sonra. Bir kısım Arsenal taraftarının mayıs ayı hayallerinin içinde bu kupa bulunabilir fakat daha kalabalık ve ciddiye alınabilir kısmının rüyası için beş gün sonraki Manchester United deplasmanı daha çok önem taşıyor. Ben Arsene Wenger’in bir ‘prestij’ takıntısı olduğunu düşünüyorum. 2012’de Milan’a, 2013’te Bayern’e karşı imkânsızın peşine düşmüş takımının o rövanş maçları için herhangi düzeyde gerçekçi bir umudunun olmadığı kanaatindeyim. Fransız hoca için ‘deplasman golüyle elenmek’ bir tür klas göstergesi. Oysa çoğu teknik direktör için yenilmek yenilmektir sadece. Şampiyonlar Ligi oynamanın teorik anlamda bir getirisi var elbette. Bu sebepten Premier Lig kupasına elli hafta önceden havlu atsa dahi 4.lük kovalamasını anlarım. Ancak grup aşamasında elenmekle, ikinci turda veda etmek arasında en azından Arsenal kalibresindeki bir takım için fark bulunmuyor. Bunu neden anlatıyorum? Zagreb ve Olympiakos maçlarında 0 çekip önüne dağ gibi fikstür (Bayern maçları) geldiğinde artık ŞL yolunu kafasından çıkarıp lige, 12 senelik şampiyonluk hasretine odaklanması gerektiğini fikrindeydim. Öyle yapmadı, Emirates’de Bayern’den 3 puan aldı, karar maçında Yunanistan gibi sert bir deplasmanda enfes top oynatıp 3-0’la tur biletini aldı. Dinamo Kiev’le eşleşen taraf Manchester City değil de kendileri olsaydı böyle konuşamayacaktım muhtemelen, ancak yine bu beş sezonluk dilimde grupları 2. olarak tamamladığında iki defa Bayern’e bir kez de Barça’ya toslamışlardı. Yani böyle bir eşleşmenin kokusu geliyordu zaten. Ligde kasım ayının ikinci yarısındaki felaket formlarının arkasında bu motivasyonları yatıyor. Bugün Arsenal’in şampiyonluk şansı hakkında daha güvenilir ifadeler kullanabilirdik; rezalet WBA ve Norwich maçları olmasaydı.

“Hiçbir takım kusursuz değil ama Barcelona o seviyeye çok yakın. Şansımızı denemeliyiz. Yarın gece bir şansımız olacaksa katiyetle tam anlamıyla odaklanmamız gerektiğinin farkındayız.” Arsene Wenger

Arsenal’da FA Cup’taki Hull maçında kilit isimler dinlendirildi, Barcelona’da ise bu tür şeyler pek gerçekleşmiyor. Messi, Neymar & Suarez, Las Palmas karşısında 90 dakikada saha kaldılar, sadece biraz daha rölantide, aktif dinlenmeyle geçtiler o kadar. Wenger, oyun tarzlarından biraz taviz verip derin defans hattıyla oynayacağını söylüyor. Bir şekilde gol yememek zorundalar. Bayern maçı kurgusunun bir benzerini izleyeceğiz büyük olasılıkla. İdeale en yakın 11’ini çıkartmak zorunda lakin birkaç soru işareti var. Coquelin’in fiziksel performansı %100’e ulaşmış gibi durmuyor. Maçın tamamını çıkarabilir mi bilemiyoruz. Stoper tandeminde Koscielny konsantrasyon sıkıntısı yaşamazsa iyi savaşır; yanındaki partneri sakatlık yaşamasa Gabriel olmalıydı. Mertesacker’i izleyeceğiz ki kulağa pek hoş gelmiyor. Alman kule Barça forvetlerinin hızının birkaç asır gerisinde. Merkezde Coq-Ramsey ikilisiyle çıktığını düşünsek bile sağ açıkta yine sorun var. Wenger’in savunma hassasiyeti sebebiyle Joel Campbell’e şans vereceğini düşünüyorum ki bu durum tüm hücum yaratıcılığını iyice Mesut ve Alexis’e yükleyecek. Arsenal’in ne derece odaklı savunma yaparsa yapsın kalesini koruyabileceğine inanmıyorum. Önceki iki eşleşmede Ibrahimovic (2) ve Villa’nın gollerinde savunma çizgisinin tamamıyla uyuduğunu şu an bile hatırlayabiliyorum.

Oyun kurgusu konusunda kafalarda Juve vs Bayern eşleşmesi kadar  fazla soru işareti yok. Maçın nasıl ilerleyeceği üç aşağı beş yukarı hemen herkesin aklında aynı şekilde tahmin ediliyor. Arsenal’in Celta’nın kusursuz uyguladığına benzer bir oyuna adapte olmasını bekleyemeyiz. Orta vadede dünyanın en iyi sağ beki olarak kabul edilecek Bellerin ve bu sezon fena görünmeyen Monreal’in epey baskı yediği bir gece izleyeceğiz. Suarez büyük olasılıkla Kos & Per tandemini kitleyecek; Messi ve Neymar için davetkar birebirler ve kanal koşuları anlamına geliyor bu. Luis Enrique muhtemelen MSN‘i orta çizginin gerisine koşturmayıp, sürekli rakip yarı alanda kalmalarını ve her saniye tehdit oluşturmalarını deneyecek. Özellikle genç İspanyol sağbekin hücum varyasyonlarına katılamaması Arsenal ataklarına önemli darbe indirir. Mesut Özil’in topla buluşacağı bölgeler keza çok mühim; hatta topla oynama süresi kadar mühim. Top Barca’dayken Mesut’un alan daraltmaya ne kadar konsantre olacağı da bir diğer önemli husus. Bu konuda kendini çok geliştirdiğini söylemeliyiz. Tüm bunların yanında Alexis‘in iştahının ve saldırganlığının, Giroud‘un ise gol şansının ve kurnazlığının en üst seviyede olması şart.

“Arsenal iyi bir takım, geçiş oyunlarında etkililer ve tehlikeli hücumcuları var. Genelde önde basıyorlar fakat biz onların sahasında top kapıp, kendi futbolumuzu dayatmaya çalışacağız.” Luis Enrique

Barcelona’nın göreceli olarak deplasmanlarda zorlandığını savunabiliriz belki. La Liga’nın erken haftalarında Celta Vigo ve Sevilla’ya boyun eğdiler. Ramon Sanchez Pizjuan’da eksikleri çok fazlaydı, puan kaybı bekleniyordu. Bunların dışında kritik puan kaybı olarak değerlendirilebilecek sanırım bir de ilk Leverkusen maçı var. Gol bulamadıkları tek maç, yoğun fikstürden kaynaklı yorgunluk ve rakibin uyguladığı ölümüne savunma nedeniyle Espanyol deplasmanı. Anlamsız bir seviyeye çıktılar. Çok net bir şekilde dünya üzerindeki en iyi futbol takımı. Geçen sezonun ilk aylarında çok dedikodu dönüyordu. Luis Enrique’nin takımın oyun mantalitesini tiki-taka pas oyunundan saldırgan direkt futbola dönüştürmesi fazla zaman almadı. Dani Alves, Mascherano, Iniesta gibi tecrübelerin akıllarını iyice keskinleştirmesi, Messi’nin olgunluk çağı, Neymar’ın nitro kullanır gibi seviye atlaması, Suarez gibi bombastik bir upgrade derken çok acayip bir takım oldular. Bazen sadece o gün canları istemediği için gol atmıyorlar veya kazanmıyorlarmış gibi bir düşünceye itiyor insanı. Altı yıl önce Camp Nou’da Lord Bendtner’in ‘acaba’ dedirten golüne repertuarından şık bir solo sunarak 4 golle yanıt vermişti Lionel Messi. O takım için efsane Alex Ferguson, Şampiyonlar Ligi finalinden sonra “karşıma çıkan en iyi takım, kimse onları alt edemez” gibi bir yorumda bulunmuştu anımsadığım kadarıyla. Öyle sanıyorum ki Sir, emeklilik kararından memnun olsa gerek. Çünkü bu takım adeta şeytan işi.

Son Yazıları Rasathane

İki Yol: Monaco

Monaco için  yeni Manchester City veya yeni Paris Saint Germain olma hayaliyle
a milli takım

Bitti Demeden Bitmez!

A Milli Takım son altı turnuvanın dördüne katılma hakkı kazandı. Her turnuvada bir
Başa Dön