Futbolun Arka Bahçesi

Kabak Tadı

Orta Saha/Premier League

Bu yıl New York City’nin başına geçene dek, son 10 sezonunu Guardiola’nın asistanı olarak geçiren Domenec Torrent, şehri şöyle tanımlamıştı: “Pep ile Manchester’a ilk geldiğimizde temmuz ayıydı ve hemen her gün yağmur yağıyordu. Birbirimize dönüp bu nasıl mümkün olabilir diye sorduğumuzu hatırlıyorum.” Karşınızda Pep Guardiola gibi tatmin olmayan bir menajer, tepenizde sürekli yağan bir yağmur ve önünüzde hiç de kolay görünmeyen bir Premier League hedefi olabilir. Tüm bunlar sonsuz gerginlik yaratsa da, José Mourinho’nun son günlerde yaptığı fütursuzca eleştiriler sizce de kabak tadı vermeye başlamadı mı?

José Mourinho artık ligde şampiyon olmak zorunda! Takip etmesi birbirinden keyifli basın toplantısı silsilesine #deadlineday ile başlayalım: “Üçü İngiltere’de sekiz lig şampiyonluğu yaşadım ve şöyle düşünüyorum; geçen sezonki ikincilik benim en büyük başarılarımdan biriydi.” Luke Edwards imzası ile Telegraph’da yayımlanan yazının başlığı ‘anne bak kral çıplak’ der gibiydi: ‘Mourinho daha ne kadar United’in ligi kazanmaya ihtiyacı yokmuş gibi yapacak?’ Harika soru be! Yazının içerisinde Mou’nun, Liverpool’un akılcı ve mevcut piyasa için normal bedeller ödeyerek yaptığı transferler sonrası, “176 milyon pound harcadıktan sonra mutlaka ligi kazanmaları lazım” demeci de vardı. E sen geçen yaz 164 milyon harcayıp, şampiyonluk umutlarını 164 gün bile canlı tutamamıştın! Sir Alex Ferguson’un gidişinden bu yana gelen bir şampiyonluk yok ama ‘özel biri’nin geliş amacı da tam olarak bu değil miydi?

Ülkemizi okuduğunuzda, satır aralarında sıkça vasatlık kelimesine rastlarsınız. Bu, adam yönetimi için de geçerli. Temel hedefin mutlak başarı olduğu ortamlarda, ekibinizi korumanız gerektiğini düşünüyorum. Mourinho geçtiğimiz sezon Chelsea gibi, liderin 30 değil, 19 puan gerisinde kaldıysa bunu David De Gea’ya borçlu. Stoperlerinden bu kadar şikayet edip, transferin son saniyesine kadar yana yakıla stoper aradığında bunu daha iyi anladık. Ancak geçen sezon takımın açık ara en iyisi olan İspanyol kaleciyi, antrenmanlarda yeterince kurtarış yapmamak ile eleştirmişti. Daha iki yıl önce 40 milyon € ödediği Eric Bailly için “lider olduğunu düşünmüyorum, dürüst bir çocuk ve iyi bir takım oyuncusu, bu yüzden halen bizimle” açıklaması yaptı. Vasat yöneticiler gibi konuşuyor, sorumluluğu bir türlü üzerine almıyordu. Anthony Martial’in kontrat detayları bana başından beri komik gelse de Fransız futbolcunun potansiyelini de yansıtır. Monaco ile yapılan o sözleşmede; 2019 yılına dek Ballon d’Or kazanırsa şu kadar ekstra para diye yazar. Kulübün futbolcuyu transfer ettiğinde patlama yapmasını beklediği 2018 yılını, menajeri Mourinho kendisinden kurtulmanın hesaplarını yaparak geçirdi. Üstelik yeni bebeği olan Martial’a takımın kampına zamanında katılmadığı için kinayeli cümleler kurmaktan da çekinmedi. Alex Ferguson olsa böyle demezdi. Sir, 2000 yılındaki Manchester derbisini oğlu evlendiği için kaçırmıştı, üstelik Ferguson’un bir diğer kaçırdığı maçın gizli öznesi, Mourinho’nun Manhcester ile yeni sezona başlamasını sağlayan faktörlerden biri! Aile kurumlardan üstündü ve Mourinho da bunu kaçırıyordu. Aklıma Sarunas Jasikevicius’un konu hakkındaki müthiş konuşması ve Gareh Soutghate’in DK son 16 maçı öncesi Fabian Delph’e aynı sebepten ötürü verdiği izin geldi. Mourinho kamp dönemi sadece genç Fransız’ı haşlamadı. Klopp ve Guardiola’nın, takımlarındaki genç oyuncuları övdüğü günlerde (Liverpool’la oynanan hazırlık maçı için) “bu takımı izlemek için para ödemezdim” diyerek adeta genç oyuncu grubu ile arasına set çekmek ister gibiydi. Genele baktığımızda, evet yaptığı transferlerden beklediği verimi alamamış olabilir ancak iki yıl bazı şeyleri oturtmak için az zaman değil.

Bu işin aslında iki yüzü var. İlki için vereceğim örneği, yaşadığı şehrin sokaklarında bulabilir. Aslına bakarsanız kırılma anında José Mourinho yoktu. İki Manchester ekibi de Leicester City için rüya, kendileri için ise karabasanvari sezonu 66 puanla bitirmişti. Şehir tercihlerini yaptı; City Pep’i; United José’yi seçti. Pep her zamanki gibi ligin tezi olma mücadelesi verirken, Mourinho antitez bulmaya soyunmuştu. Bu metod ona El Clasico yıllarında bir nebze olsun iyi gelse de, büyük resimde oynattığı futbol, kralın takımında kabul görmedi, tıpkı günü geldiğinde Old Trafford’da görmeyeceği gibi. Farklı yönler seçen iki Manchester kulübü için en büyük ayrım ise planlama evresinde oldu. Guardiola geleceği inşa etmek istiyordu. Sabrı vardı, oyuncularını kazanmak istiyordu, onları eleştirdi ancak rencide etmedi, arasının son raddede bozuk olduğu Yaya Touré’den dahi yararlandı. Mourinho’nun ise kısa vadeli planları, eleştirmekten usanmadığı oyuncuları ve hep eksik olduklarını düşündüğü transfer sezonları oldu. Gelinen noktada City’nin yalnızca Riyad Mahrez’i aldığını görüyorsunuz. Takım gençleşti, oturdu ve yalnızca ufuk eklemeler yapıyor. Pep bu kadroyu kurdu ve şimdi de kalkıp “bu adamların burada ne işi var yahu” gibi uç tepkiler vermiyor. Diğer yanda halen oldurmaya çalışan, değişim kovalayan bir United var. City’nin futbol direktörü ile çalışması onların artısı. Txiki Begiristain’in da markette kaçırdığı ya da alıp yanıldığı oyuncular olmadı değil. Mangala, Bony, Negredo, Jovetic ve Nolito’yu eksilere yazabiliriz. Ancak şehrin diğer yüzü daha karanlık. Futbol direktörü olmadan çalışıp, menajerin inisiyatif alanını sınırlamayan Manchester United, Falcao, Mkhitaryan, Darmian, Depay, Schneiderlin, Di Maria, Blind; ve son dönemde listeye eklenen Rojo, Shaw, Martial ve Lindelöf gibi verim alamadıkları futbolculara sahip. Bir yanda olabildiğine stabil kalma uğraşı veren City, diğer yanda sirkülasyonun önünü alamayan United. Üstelik Manchester United’in, City’nin kulüp transfer rekoru olan De Bruyne’den pahalı iki hamlesi de mevcut ve bunlar JM döneminde transfer edildi; Lukaku ve Pogba. Ancak kırmızılar, mavilerin karşısında TL misali eriyor. Tutamıyoruz efendim!

İkinci noktada Mourinho dümende. Bu pencereden daha net bakmamı geçen günlerde Jacob Steinberg’in yazdığı makale sağladı. Yazıda Mou’nun Chelsea döneminden kalma şu sözlerine yer verilmiş; “Oyuncularımı provoke etmeye hazırım, bazı anlaşmazlıklar çıkarmaya da. Bunun sebebi onların en iyisini vermelerini sağlamak.” Kuşkusuz mantıksız değil. Hatta Eurolague Final-Four’unda, elden gitmekte olan bir maçta, çareyi teknik faul almakta bulan bir koç refleksi var açıklamada. Mourinho’yu devamlı gömmek olmaz elbette. Louis van Gaal’dan kalan enkazı tekrar liderlik seviyesine çıkarmak, bu kadar rekabetçi ve birçok takımın kafaya oynadığı ligde var olmak kolay değil. Belki istediği oyuncular alınmadı; Perisic, Willian, Bale, Thiago, Maguire/Alderweireld/Mina…

Peki hedefteki adam neden o? Kendisini özel sandığı için mi? Şöyle bir örnek vereyim, Klopp, Liverpool’a imzası sonrası verdiği demecinde; “dört yıl bu koltukta oturursam en az bir lig şampiyonluğu kazanacağıma eminim” demişti. Şu an Klopp’un kupa hanesinde 0 yazarken, Mourinho’da 3 yazıyor. anketörler gelip, “sizce hangisi sezonun sonunu göremez” anketi yapsa oyunuzu kime atardınız? Klopp’un farkı oyuncular ile daha iyi empati kurabiliyor. JK iyi, JM ise kötü polis ve bu onların tarzları. Manchester United geçen sezon, Mourinho’lu ilk sezonundan 12, LvG ile olandan ise 15 puan fazlasını topladı! Liverpool ise bir önceki yıldan bir puan eksik aldı ve yine dördüncü basamakta kaldı. Ancak keskin bir ayrım var, işte bu da bahsettiğim ikinci nokta; Mourinho’nun oynattığı futbol gelişmiyor! Oyun olarak City’nin fersah fersah gerisinde oldukları aşikar. Liverpool ise tam tersi. İngiltere’de City’i alaşağı edebilecek takımlar listesinin zirvesinde.

Sonuç olarak üçüncü sezona, 19 puanlık bir psikolojik zayıflık ile başlıyor. Bu yıl Portekizli kötü sanrılar görebilir. Geçenlerde Mirror’un derlediği “Mourinho Sendromu” köşesi epey keyifliydi. “Dahi mi, deli mi?” sorularına en çok maruz kalan menajerlerden olan Mourinho’nun kariyerinde, üçüncü sezonlar sorun anlamına da geliyor. Adını duyurduğu Porto’da ve zirveye çıktığı Inter’de iki yıl kalmıştı. Sergio Ramos ve Iker Casillas ile sorunlar yaşayan, Ronaldo hakkında da “her şeyi bildiğini sanıyor” ifadelerini kullanan José, üçüncü yılın ardından İspanya’ya da veda etti. Mou’nun II. Londra dönemi de benzerdi. İkinci sezonunda ligi kazandı, takip eden yılda ise ilk 16 maçta 4 galibiyet çıkartınca topun ağzına kondu. O dönemde de oyuncularını suçlamaktan geri durmamış ve Hazard, Fabregas, Costa üçlüsünü “Chelsea muhbirleri” olarak anmıştı. Manchester ile üçüncü sezon Community Shield, Lig Kupası ve Avrupa Ligi’ne rağmen soru işaretleri ve huzursuzluğun gölgesinde başlıyor. Bu arada zamanında Chelsea ile aynı başarıyı yakalayan Rafa Benitez için; UAL’i kazanmak benim için büyük hayal kırıklığı olur. Böyle takımların futbolcuları kendilerini bu seviyelere alıştırmamalı!” şeklinde konuştuğu röportajı da halen aklımda. Fenerbahçe’ye rakip olmak için geldiği Kadıköy’de düzenlediği basın toplantısında, kendisine bu cümleyi hatırlatmıştım; kendi üslubunca yuvarlayarak sistemin artık değiştiğini söylemişti. Kendisi değişti mi? Hiç sanmıyorum.

Peki bu adam yeni sezonda taraftarları ve yönetimi nasıl memnun edecek? Hali hazırda Kupa 2’yi kazanmışken, lig şampiyonluğunun noksanlığını hissettirmeyecek tek bir platform kalıyor; o da Şampiyonlar Ligi. Elinde hem bu kupada final oynamış hem de Dünya Kupası’nı kaldırmış bir lider de var aslında. Tabii ya, ona da saplamıştı değil mi?

Son Yazıları Orta Saha

Plastik Kulüp: RB Leipzig

Almanya’nın iki yakasının birleşmesinden bu yana Leipzig’in en fazla zikredildiği günleri yaşıyoruz.

Forest Jump

Nottingham Forest 1976’dan itibaren 4 yıl içinde eşi benzeri bulunmayan bir dönüşüm

Bundesliga #13

Leipzig zirveye iyice yerleşti; Hoffenheim namağlup ünvanını koruyor. Hertha, Frankfurt ve Köln
Başa Dön