Futbolun Arka Bahçesi

6×8: Manchester United

Premier League

Premier League’de sekiz hafta geride kaldı; Manchester City ve Liverpool tamam da Chelsea ne alaka? Arsenal seriye bağladı, Tottenham’da sağlıklı orta saha kalmadı. Tüm bu gelişmeler olurken hedefte yine o takım vardı; Manchester United.

Senden ötürü mü benden ötürü mü?
Haftanın maçı lideri belirlemiş, birisi çıkıp hat-trick yapmış ya da hakemin biri akıl almaz hatalara imza atmış… Bunlarla gündem olamazsınız. Çünkü hemen her hafta programı Manchester United ile açmanıza imkân tanıyan biri var. Depresyon belirtileri gösterdiği bir basın toplantısından çıkmış, çocuklar gibi şenken kameranın lensine su sıkmış ya da öfkeden kenarda ona buna sövmüş olabilir. Evet José Mourinho konuşmaktan hem baydık hem de çok keyif alıyoruz. Kendisinin kabak tadı verdiğini söylemiş biri olarak biraz da takımın papazlarına mı baksak? Rusya 2018 sonrası ayağının tozuyla oynadığı Leicester maçı bize ‘bu sene o sene’ fikrini aşılamıştı Paul Pogba. Geçtiğimiz sezon doğru yerde mi oynuyor diye en çok tartışılan adamların başındaydı. Önde mi, sol içte mi, geride mi; nerede verim verecek abi bu adam? Ryan Giggs‘e göre 4-3-3 dizilişinde Herrera ve Matic ile sol içte, Garry Neville‘ye kalsa Scholes’un yanındaki Veron misali. Frank Lampard ise ‘hoca nereye koyarsa oraya’ diyor. Halen de tartışılıyor. Pogba, Dünya şampiyonu olurken, kadro kalitesine ihanet eden tarzda bir oyun benimsemiş olan Didier Deschamps’ın taktiğine tek cümle etmemişti. Üstelik defansif önceliklere sahip bir rolde oynadığı maçlara rağmen. Orası 7 maçta zafere ulaşabileceğiniz bir turnuva ve sonuç güzel oyundan daha önemli. Mourinho bunu söylediğinde tepki çekmişti. Lige dönelim, Pogba’nın Wolves maçı sonrası “bu takım özellikle iç sahada ofansif oynamalı” demeci o kadar doğru ki! Aksi teklif dahi edilmemeli. Şımarıkça nitelendirilebilecek şekilde topu kaybedip eşitlik golüne ortam hazırlayan da kendisiydi ama bu konu hakkında konuştuysa kaçırmışım. Ya da bir hafta önceki Watford maçının son bölümünde insiyatif alarak topa basacak, tempoyu düşürecek ve maçı öldürecek adam da oydu kanımca. Mourinho’nun da tahrik ettiği Pogba basına konuştukça İspanyol ve İtalyan gazeteleri transfer haberlerini körükledi. Üst akıl Mino Raiola’nın da bu süreçte etken olduğunu düşünüyorum.

Diğer papaz Alexis Sanchez’e bakalım. Her şeyi José’ye yıkmaya o kadar alışmışız ki adamı tınlayan yok. Haftalık bilmem kaç yüz bin pound alan Alexis’in 17 maçta yalnızca beş kez skora katkısı var (gol/asist). Mourinho ne yaptı kardeşim, seni alıp sol bek mi oynattı? Üstelik arkanda Ashley Young değil Luke Shaw oynuyor artık. Çizgiyi dibine kadar kullanan bir bek ile hem savunmanın dikkatini kendi üzerinden alır hem de içeri daha rahat kanalize olabilir. Bu sezon sol ön başlayıp free rolde dolandığı kadar yedek soyunduğu maçlar da var. Şilili yıldız 30 yaşında ve nur topu gibi bir kontrata sahip. Bu kulüp evlat statüsündeki Wayne Rooney’i 30 yaşında sepetlemişti! Ancak Alexis katkı vermemesini yine tek bir noktaya bağlıyor ve menajeri çıkıp; ‘Oyuncum ilk 11 garantisi almazsa haftalık 350 bin pound veren takımlar var gideriz kardeşim’ demeci verebiliyor. Menajerini arkasına alan posta koyar oldu ya kulüpte, ne âlâ.

Kimseye işini öğretecek değiliz;
Üç maçta iki mağlubiyet almasının ardından Burnley ve Watford deplasmanlarına altı kuleyle çıkarak sonuca gitmişti Mou. Bu, duran toplarda gol tehdidi olan iki takıma karşı iyi bir savunma hamlesiydi. Nitekim topun ağzındayken iki maçı da kazandı. Fellaini’nin en fazla işe yaradığı yerler de tam olarak buralar. Öte yandan pas oyunundaki vasatlığı, oyunu domine etmesini beklediğiniz bir takımda önemli bir defo. Uzun atayım tehlike yaratsın fikrinin de her maç tutmadığını Brighton karşısında görmüştük. Manchester United hücum planınında ileri üçlü ile orta alan arasında müthiş bir kopukluk, oyun rakip yarı alana yıkıldığında ise yaratıcılık eksikliği hâkim. Bu sebetendir ki uzun periyotlarla rakip sahada kalamıyor. Şahsi önerim Juan Mata. Mourinho, Ajax’la oynayacakları Avrupa Ligi finali öncesi şöyle demişti; “Yarın Lingard yerine Mata sahada olacak. Onun beynine ihtiyacım var.” Kendisini ister 10 numara pozisyonuna isterseniz sağ öne atın (Valencia’nın etkin kullandığı kanatta zaten içeri deplase oluyor). Pogba, McTominay veya Fellaini’yle oynadığında tüm ofans yükünü omuzluyor, böyle olunca da bu bahsettiğim kopukluk gün yüzüne çıkıyor. Özellikle WHU maçı bunu sıklıkla gördük. Fellaini’yi denklemden çıkartıp Mata’yı eklediğinizde, hem Pogba dribblingleriyle orta alanı kat edebilir hem de topu rakip kale önüne yıktığınızda Mata kaliteli bir ayak olarak size avantaj sağlayabilir. Mata’nın olmadığı denklemdeyse Fred en makul tercih. Enerjisiyle oyun içinde isyan edebiliyor ve -yine- dribbling yeteneğiyle bu kez Pogba’yı topla daha ilerde buluşturup kendisinin dar alan meziyetlerini kaleye yakın kullanmasını sağlıyor. Ancak Mourinho’nun ‘kule’ takıntısı acayip boyutta. McTominay’i monte ettiği üçlü savunmanın önünde Matic ve 8 numara pozisyonunda Fellaini’yle çıktı WHU maçına. Pogba’nın yapabilitesi bu kadar düz adamın yanında düştü; ilerde de Lukaku ve Martial yalnız kaldı. İşin komik tarafı bunca 1.90’a rağmen duran toptan gol yemesi, daha komik tarafı Luke Shaw’ın maçın ardından “Sonuçlanmayan ataklarda ikinci topları alma konusunda sıkıntı yaşadık” demesi! İlginç yanı ise Mourinho’nun 2-0 mağlup girdiği soyunma odasından tek değişiklik yapmadan çıkmasıydı. Mou ilerleyen dakikalarda üç değişiklik yaptı ancak Matic-Fellaini-McTominay’a dokunmadı. Yenildiler! Geçtim Tottenham’ı bu maçın ardından kovulsa harbiden çıt çıkmazdı. Hay senin kedi canını… Newcastle maçının devre arasında avuçlarını kavuşturmuş, dakika sayarak şutlanmasını bekleyenler çoğunluktaydı belki de. Kaybedecek bir şeyi yoktu; Rashford ve Martial’a dokunmadan Mata’yı erken vakitte oyuna dahil etti, Pogba’yı geriye çekti ve Fransız’ın zihninden faydalandı. Pogba gerektiğinde stoperlerin arasına girip bekleri hücuma kattı, takım hücumdayken sigorta oldu, orta sahada rakibin hızlı akınlarını kesti, reboundları topladı, oyun kuruculuk yaptı. Topsuz koşuları, halihazırda bir tehdit olduğu için takım arkadaşlarına alan sağladı. Kağıt üzerinde 1 asist yapmış ama muazzam oynamıştı. Mourinho bu sezon ilk kez takımının kendi kalesinin önünde değil, rakip kalenin önünde hata yapmasına imkan sağladı! Belki de hücumun daha az riskli olduğunu anlamıştır. Manchster United, Fulham, Huddersfield ve Cardiff’in ardından bu ligin en çok gol yiyen takımı. Sakınan göze çöp batar derler!

Son Yazıları Premier League

6×12: B Sınıfı

2018’in son milli arası da geride kaldı. Çok yakında Premier League’de sezonun en

6×12: Chelsea

Takvim  yılının son milli arası da geride kaldı. Çok yakında Premier League’de sezonun

6×12: Liverpool

Takvim yılının son milli arası da geride kaldı. Çok yakında Premier League’de sezonun

6×12: Manchester City

Takvim yılının son milli arası da geride kaldı. Çok yakında Premier League’de sezonun

6×8: Arsenal

Premier League’de sekiz hafta geride kaldı; Manchester City ve Liverpool tamam da
Başa Dön