Futbolun Arka Bahçesi

6×8: Liverpool

Premier League

Premier League’de sekiz hafta geride kaldı; City ve Liverpool tamam da Chelsea ne alaka? Arsenal seriye bağladı, Tottenham’da da sağlıklı orta saha kalmadı. Tüm bunlar olurken hedefte yine Manchester United vardı. Seriye Liverpool’un notlarıyla devam ediyoruz.

Değişik;
Liverpool, İngiltere’de Manchester City’e kafa tutabilecek en büyük aday. Geçen sezonki üç maç, oturan ve gelişen takım olgusu ve Jürgen Klopp’un, Pep Guardiola’ya karşı rakamsal üstünlüğü bu saptamadaki başlıca veriler elbette. Tabii işlerin bu noktaya gelmesinde bir sürü başka detay mevcut. Bunlardan ilki, bir dönem tivitlerimizin mizah kaynağı olan savunmada gizli. Dejan Lovren’in Tottenham Hotspur maçının 31. dakikasında, Cersei Lannister’i hatırlatırcasına yaptığı ‘walk of shame’ hafızalarımızda. Bu vahim olayın üzerinden bir yıl bile geçmedi oysa. Klopp sezon başında, ‘para harcanmadan başarının gelmeyeceğini anladım’ minvalinde bir açıklama yapmıştı. Açıklamasını eyleme dönüştürdüğü mevsim geçen kıştı. Virgil van Dijk, Ferdinand veya Terry misali liderlik vasıfları sunuyor. Topu oyuna sokma becerisi, hamle zamanlaması ya da hava topu üstünlüğü gibi artılarından falan bahsetmiyorum. City, Chelsea ve Tottenham’da da çok hızlı, akıllı veya teknik stoperler mevcut. Ancak Hollandalı’nın liderliğinden de mütevellit en büyük artısı yanındakileri kendisiyle beraber büyütmesi. Sağ bek orjinli Joe Gomez’in gelişen oyunundan, orta sahaların daha rahat hücuma çıkmalarına kadar… Andrew Robertson veya Alexander-Arnold’un bindirme yaparken gözlerinin arkada kalmaması da bu adam sayesinde. Zaten ilk sekiz haftaya baktığınızda Liverpool takımının en formda isimleri geri beşlisi ve James Milner. Taraftarlar Lig Kupası maçlarında çok değil bir buçuk yıl önceki defans hattını izleyerek evlerine dönüyor ve uyumadan tanrıya şükür duası ediyorlar.

Tottenham’dan son dakikada, Leicester City’den ise Alisson’un ikramıyla olmak üzere bu kemik gibi savunma henüz sadece 3 gol yedi. Farkı yaratan Van Dijk ama bunu geliştiren kişi onun da gerisinde. Klopp sonrası dönemde Liverpool maç başına birden fazla gol yiyen (1.21), kalesine her maç üçten fazla isabetli şut çektiren ve oynadığı üç maçın ikisinde kalesini gole kapayamayan bir takımdı. Daha da önemlisi bu süreçte yenen gollerin % 20’si bireysel hatalar ile gelmişti. Hollandalı stoper ile tüm bu verilerde gerileme var. Van Dijk böylece cümle içinde güven sözcüğü ile beraber daha sık kullanılır oldu. Ancak tüm bu pozitif etkisine rağmen çözülemeyen bir done mevcut. Rakibin -maç başına- kaleye çektiği isabetli şut sayısında az da olsa bir artış var (2.63). Yenen gol ortalamasında -evet sadece sekiz hafta oynandı- ise yarı yarıya bir düşüş. İşte burada devreye Alisson giriyor. Klopp’un kaleci seçimindeki tavrına dikkat çekmek lazım. Guardiola modeli bir inatla çözdü sorunu: Hart, Bravo ve nihai sonuca vardıkları Ederson misali. Yine de Leicester maçı sonrası -ki bu Van Dijk transferi sonrası gole sebebiyet veren tek bireysel hata- Alisson’un özgüvenindeki düşüş vücut dilinden anlaşılıyor. Daha fazla uzun oynamaya başladı ki bence tam tersini yapmalı, çekinmemeli ve hatta gerekiyorsa bir tane daha ayaktan bozdurmalı. Bana Manuel Neuer’in kariyer başlangıcını hatırlatıyor. Alman kaleci olgunlaşmadan önce çok yapardı böyle hatalar. Klopp bu durumu güzel açıklamıştı: “Kimsenin şüphe duymadığı son Liverpool kalecisi kimdi? Bu soruya cevap vermek güç.”

Savunma sorunlarını aşan ve geriden oyun kurma konusunda sınıf atlayan takım bu sezon itibariyle farklı bir hüviyete de geçti. Liverpool’un direkt oynayan A planı malumunuz; ancak çeşitlendirilmesi gereken stratejiler bu yıl itibariyle bir de B planı doğurmuş durumda. Sebep? Çünkü takım gelişiyor, rakiplerin size karşı önlemi de öyle. Sezonun ilk altı haftasında çok dominant oyunlar izlemedik ama Chelsea ve Mancherster City’e karşı topa hükmedebildiklerini gösterdiler. Evet, Liverpool tuvalete dahi gitseler topu yanında götürecek iki menajere karşı oyun olarak üstünlük kurdu. Jürgen Klopp bir panzehir, henüz kupası olmasa da! En azından PG için… Son City randevusunda, geçen sezon galibiyet aldığı üç maça göre topla oynama, pas, topa sahip olma süresi gibi istatistiklerde yakaladığı rakamların epey üzerine çıkan Liverpool, büyük şans üretiminde ise Chelsea maçına nazaran vasattı. City topu Kırmızılar’ın hücum setlerinden çekindiği için bırakmadı elbette. Onların çekindiği rakibin topsuz oyunuydu. Liverpool geçen sezon üç maçta rakibine 9 gol atarken yalnzıca 76 saniye topa sahip olmuştu! Şimdi ise dakikalarca top ayağındayken yeteri kadar üretememekten bahsediyoruz. İşte yeni planın yeni sorunu…

Liverpool merkez üçlüsünün rotasyonu

Üç bilinmeyenli;
İlk olarak James Milner’in formu acayip. Eski kanat, ara sıra bek, son döneminde orta saha; all-around adam. Tecrübesinden mütevellit, oyun algısı hemen herkesten ileride. Savunma katkısı da üst düzeyde olunca dinlendirme maksadı haricinde abimizi kesmek kolay iş değil. Top kapma, ikili mücadele kazanma, sahipsiz top kazanma ve pas arası gibi savunma verilerinin toplamında yukarıdaki tüm kardeşlerinden önde.

Modern Liverpool döneminin en bombastik adamı Philippe Coutinho’yu kaybetmesinin ardından, Naby Keita hamlesiyle hücuma dirilik ve hareket gelmesi beklendi ki Gineli form tuttukça etkisini daha net hissettirecek. Coutinho’nun ‘gegenpressinge’ adaptasyon sorunu ortadaydı, Keita’dan bir başka beklenti de Leipzig gibi bunu özümsemiş bir kulüpten gelmiş olmasıyla boşluğu doldurması. Eski düzende Coutinho sistemin yer yer dışına çıkar ancak aynı zamanda sihir de yaratırdı. Liverpool, sözünü ettiğimiz B planında kapanan takımlara karşı dar alanda sihir yaratacak orta saha oyuncusu arayabilir. Aslında Klopp’un düzene yaptığı reform çok şıktı; Georginio Wijnaldum, ayarları dışına çıkartıldı ve oyun kurucu orjinli, bu ligde skorer sezonlar geçiren adamı 6 numaralı pozisyona çekmek takımın pas verimini arttırdı. Gerçi oynamadığı pozisyon yok arkadaşın da. Hollandalı’nın oyun görüşünün yanında pozisyonu kaldırabilecek kuvveti de, Klopp’un kendisini defansif orta saha mevkisine monte etmesine olanak sağladı. Bu durum Alman menajerin hamlesini oyuncu değiştirmeden yapmasına da şans tanıyor. Wijnaldum’dan derinde yararlandığınızda topa sahip olma ve tempoyu belirleme olasılığınızı arttırıyorsunuz. Tıpkı Leicester City maçında olduğu gibi.

Milner’ı halihazırda kesemediğimizi bir kez daha hatırlatırsam kalan bir formaya üç isim düşüyor. Jordan Henderson’u tekdüzeliğinden ayırıştırırsak, daha defansif görülen Fabinho ve yaratıcı boxtobox Keita arasında bir tercih yapılmalı. Seçimi yine Wijnaldum esnekleştirebilir. Ceza sahası çevresindeki etkinliği ve pas tehditi ile Keita’nın aradığı toplu topsuz alanları da yaratabilir. Wijnaldum-Milner-Fabinho’lu sistem ise kağıt üzerinde biraz daha kısır. Brezilyalı’nın takıma adapte olduğu düzende, Milner de kesilebilir gözükürse önünde Keita-Wijnaldum ile çok daha yaratıcı, çok daha pasör, ceza sahası çevresinden şut tehdidi olarak zengin ve aynı zamanda dirençli görünebilirler. Modern futbol pasör altılar, dribblingci ve serbest rolde oynayan sekizlere doğru koşmakta. İkisinden de mevcut bu takımda. İkinci bölge rotasyonunda net bir 10 numaradan ziyade iki 8 ile oynayan Liverpool, yeni transferlerin formunu yükselttiğinde farklı kombinasyonlar ile sorun çözme yetisini genişletebilir. Bu havuza sağlıklı Ox ve Southampton maçında sezonun en iyi performansını forvet arkasında veren Xherdan Shaqiri’yi de katalım. Hatta Alex-Arnold’u da atabiliriz bence, Gareth Southgate bunun sinyallerini milli takım için vermişti.

Üç bilinenli;
İşlevsel ama şaşalı olmayan orta sahaları parlatması gerekenler ise henüz pek ışık vermiyor. Mané roket gibi girdiği sezonun son haftalarında formsuz, Firmino da öyle… Salah zaten performansının altında kaldı şu ana dek ve gole çevirme yüzdesi epeyce düştü. Ancak güven kaybı yok, halen en çok deneyen, en çok pozisyona giren isim Mo Salah. Tüm gözler üzerinizdeyken oynamak kolay değil. Performansının sürekliliğini kanıtlamak adına müthiş bir meydan okuma şansı aynı zamanda. Artık birden fazla oyuncu ile marke ediliyorsunuz ve koyduğunuz çıtanın altında ezilmemek için klasınızı bulduğunuz imkânlar içerisinde ortaya koymalısınız.

Yine bir Tottenham maçına gidelim ancak bu kez daha da geriye, Klopp’un takımla ilk maçına. Touré, Allen, Ibe, Teixeira, Randall, Sinclair… O gün bençte oturan bu isimlerin şu an oynadıkları takımlardan bazılarını da yazayım; Bournemouth, Stoke, Sunderland, Guimaraes… Gelinen nokta sevindirici olsa da rotasyonun hâlen dar olduğu gerçek. Ancak Xherdan Shaqiri ve Daniel Sturridge sağladıkları nitelikle gereken faydayı şu an için verdi. Stoke City’de vasat kadroda bireysel yeteneğiyle ön plana çıkan Shaqiri’nin disiplin seviyesinden ötürü Liverpool transferine şaşırmıştım (ta ki Choupo-Moting PSG’ye gidene dek)! Ancak hem kanatta hem de orta üçlünün en ucunda oynayarak takıma iyi alternatifler sunabileceğini kanıtladı. Sturridge konusunda ise Klopp’un tavrı netti: “50 maçın tamamında katkı vermesine gerek yok, 5-6 maçta %100 yarar sağlasın yeterli.Chelsea maçının ardından kaldı 5! Kısıtlı hücum yedekleri şimdilik katkı verse de ancak form tutmaları gereken ileri üçlüden esas katkıyı aldıklarında etiketleri olarak belirlenen ‘zirvenin tek yarışmacısı’ hüviyetini koruyabilir. Çok zor fikstürden çıktılar ve vakit form tutma vakti. Tabii milli takımdan dönen sakatlar, işin tadını tuzunu kaçırmazsa!

Son Yazıları Premier League

6×12: B Sınıfı

2018’in son milli arası da geride kaldı. Çok yakında Premier League’de sezonun en

6×12: Chelsea

Takvim  yılının son milli arası da geride kaldı. Çok yakında Premier League’de sezonun

6×12: Liverpool

Takvim yılının son milli arası da geride kaldı. Çok yakında Premier League’de sezonun

6×12: Manchester City

Takvim yılının son milli arası da geride kaldı. Çok yakında Premier League’de sezonun

6×8: Arsenal

Premier League’de sekiz hafta geride kaldı; Manchester City ve Liverpool tamam da
Başa Dön