Futbolun Arka Bahçesi

Yeni Kral: Zlatan

Pırıl Pırıl

Futbol dünyasında pek az adam Zlatan Ibrahimovic kadar farklı tarzda reaksiyonlar göstermiştir. Bir kesime göre kült bir ikon; başka bir kesime göre kendisinin bir parodisi; fakat çoğunluğun tanımı sabit: O sansasyonel bir futbolcu. Malmö’deki erken döneminden PSG’deki son başarılarına kadar İsveçli devasa golcü tamamen kendine has ve tılsımlı bir imaj yarattı. Zlatan’ın gerçekten kim olduğunu anlamak adına onu en iyi tanıyan kişilerle konuştuk.

*Four Four Two UK, Kasım 2016 sayısından çevrilmiştir.

Manchester United’lı oyuncular idman sahasının özenle işlenmiş çimlerinden soyunma odalarına doğru yorgun argın yürüyor. Ancak bu tarif edilemez Lancashire sabahında kadronun en yeni yabancı üyesi onlara katılmıyor. Bunun yerine, bir başka berbat sezonun ardından başarılı olma mecburiyetinin baskısı altındaki teknik direktöre yaklaşıyor. Bedenini kuşatan kazanma arzusuyla meşhur, disiplinden taviz vermez hocasına “İki oyuncuya ihtiyacım var” diyor.
Hoca şaşkınlıkla cevaplıyor: “Ne için?”
“Çalışmaya devam edeceğim.”

Genç takımdan oldukça istekli iki oyuncu önündeki yarım saat boyunca şaşmaz bir devamlılıkla çaresiz kaleciye doğru yapıştırdığı voleler için ‘Yeni Çocuk’a kenarlardan orta açmak üzere sahaya geliyor. Yeni takım arkadaşlarının idman konusundaki şöhretini daha önceden bilen soyunma odasına bu bilgi ulaşıyor. Ertesi gün misafirleri oluyor. Bir sonraki gün de aynı. Ve sonraki gün, ve sonraki gün; sezonun bütün antrenmanları boyunca; ta ki Kırmızı Şeytanlar 1967’den sonraki ilk şampiyonluğuna ulaşıncaya dek. Ertesi dört sezonun da üçünde şampiyon oluyorlar. Olamadıkları tek sezon ise o dehşetli, aykırı ve doğuştan winner çılgının karate tekmesi yüzünden cezalı olduğu sezon.

Eric Cantona’nın Manchester United üzerindeki etkisi tartışılamaz. Onun 60’lardaki zafer dolu yıllarından sonra fetret devrine giren kulübe Kasım 1992’deki katılımı adeta bir devrime ilham verdi. İdmanlara gayret ve zindelik katmıştı. Alex Ferguson’un kadrosu yeni bir inanca tutunmuştu. Old Trafford’un yeni bir kralı vardı. Yaklaşık çeyrek asır sonra Manchester United devler listesine bir miktar daha asilzade kanı enjekte etmek ihtiyacı hissetti. José Mourinho, Louis van Gaal döneminin donuk verimsizliğini onarmak zorunda olduğunun farkındaydı. Tıpkı 1992’deki Ferguson gibi, tam tekmil bir ‘kazanan’a, yani Zlatan Ibrahimovic’e ihtiyaç duyuyordu.

Manchester’in kralı olmayacağım” demişti 35’lik İsveçli tipik tumturaklı tavrıyla; Cantona’nın kendi stilinin başarılı bir uygulayıcısı olarak ona ‘prens’ rolünü uygun görmesinin ardından. Devam ediyordu: “Manchester’in Tanrısı olacağım.” Ciddi misin Zlatan? 4 farklı ülkede 6 farklı takımla lig şampiyonlukları yaşamış, kariyerinin sonbaharındaki birisi, kendisinin narsistik karikatürüne arka çıkmak adına bir başka dövüşe daha hazır mı? Tek bir adam beklentilerin çok uzağındaki bir takımı şampiyonluk adayı yapabilir mi?

zlatan_shade

OTORİTEYE KARŞI DOĞUŞTAN GELEN DERİN BİR İTAATSİZLİK
Zlatan eski günlerindeki hırsızlıklarına kıyasla çok daha iyi bir futbolcu. Malmö’nün doğusundaki Rosengaard mahallesinde büyürken bisiklet kilitlerini eğlencesine çalıyordu; çünkü bu kendisini yaşıyor hissettiriyordu. Bir gün bir arkadaşıyla mahalleyle şehir merkezi arasındaki bir Wessels mağazasına gitmişlerdi. Yaz mevsiminin tam ortasında Puffa montlarından giymesi şüphe uyandırmıştı. Birkaç masa tenisi raketi ve yaklaşık 120 sterlin değerinde eşyayla yakalanmışlardı. Neyse ki babasından yediği şiddetli bir azarla bu durumdan kurtulmuştu. Maço bir duvar ustası olan baba Şefik, neredeyse tüm gününü bira içip, memleketi Yugoslavya’nın müziklerini dinleyerek geçiriyordu. Fakat oğlunu Jackie Chan filmleriyle ve Muhammad Ali, Mike Tyson ve George Foreman’lı eski boks maçı videolarıyla tanıştırmıştı. Anne Jurka’yla, oğulları henüz 2 yaşındayken ayrılmışlardı. Çoğunlukla Yugoslav göçmenlerinin oluşturduğu yerel Balkan takımında oynadığı günleri şöyle hatırlıyor Zlatan: “Babam hiçbir zaman ortalıkta yoktu, ben de kendi yoluma baktım. Zor bir durumdu, anlatabilmem mümkün değil.

Haliyle bu türden bir bağımsızlık onu hiç yalnız bırakmayan otoriteye karşı bir itaatsizlik kazandırdı. Küçüktü, inceydi ve kocaman burnuyla Sorgenfriskolan okuluna gitmekten nefret ediyordu. En büyük sebep ise peltek konuşması ve arkadaşları arasında alay konusu olmasıydı. Dönemin okul müdiresi Agneta Cederborm şöyle diyor: “33 yıldır bu okuldayım ve onu gördüğümüz en azılı 5 öğrenci arasında rahatlıkla sayabilirim. Adeta tek kişilik bir gösteriydi. Yerinde durdurulamaz bir çocuktu. Sonunda ciddi bir belaya bulaşan çocukların bir prototipiydi. Futbol olmasaydı işler çok yanlış ilerleyebilirdi.” Evet, babasının ön ayak olduğu futbol 11 yaşında kendisine Malmö takımında bir yer kazandırdı.

Ibrahimovic’in Malmö’de 14-18 yaş arasındaki koçluğunu yapan Ola Gallstad’a kulak verelim: “Her gün en az sekiz saat top oynadığını söylersem abartmış olmam. Hayalini yaşıyordu. Neredeyse hiç idman kaçırmıyordu. Sonrasında eve gidip mahalledeki beton sahada oynuyordu. Kesinlikle cennetten düşen bir insan gibi tamlamalar kurabileceğiniz türden bir çocuk değildi. 16 yaşına gelene dek futboluyla pek de dikkat çekmemişti.” Dikkat çektiği konular farklıydı. İsveç kökenli olmayan sadece iki oyuncunun bulunduğu takımda arkadaşlarından birine sert yaptığı için kulüpten atılmanın eşiğine gelmişti ki sonra da aynı çocuğa kafa atmıştı. Gallstad tekrar söze giriyor: “Çok zor bir çevreden geliyordu. Topluluğun algısında ‘kötü çocuk’ imajı vardı, fakat ben onun bela çıkaran bir tip olduğunu düşünmüyordum tam aksine. Hırslandığında takımı için ayakta kalan, arkadaşlarını savunan hep kendisi oluyordu.”

Gün geçtikçe Zlatan, Malmö’nün geleceği en parlak genç starı oluvermişti. Bunun sebebi ise karşıt-İsveççi zihniyetiydi. Birçok İskandinavyalı kabaca her bireyin eşit olduğunu savunan sosyal demokrat Jantelagen konseptiyle yetiştirilir. Ibra ise Brezilya futbolunun bireyselliğiyle, özellikle onun en kusursuz, marka olmuş uygulayıcısı Ronaldo’yla büyülenmişti. Gol atmak bile iyi bir çalım veya yetenek dolu bir hareketten daha önemsizdi. 2000 yılında Malmö dibe vurmuştu. 90 senelik tarihlerinde ilk defa ikinci lige düşmüşlerdi. O sezon sinemacı Magnus ve Fredrik Gertten ‘Vagen Tillbaka’ isminde takımın birinci lige geri dönüşünü anlatan bir belgesel çekmeye karar verdiler. 18 yaşındaki Ibrahimovic sadece 6 maçta oynamasına rağmen onları etkisi altına almıştı. “Filmde Zlatan’ın görüntülerini pek kullanamadık; fakat onun videolarını sakladık çünkü oldukça ilginçti. Otobiyografisini yazdıktan sonra elimizdekileri yayınlamaya karar verdik. Malmö’deki günlerinde onunla tanıştığımızda epey yakındık. Samimi, doğal bir yapısı vardı ve bize açıktı.

Görüntüler olağanüstü. Delikanlılığın meydan okumasıyla, gelecek endişesinin müthiş birleşimini kamera kusursuz yakalamış. Henüz kendisini bulamamış sakar bir genç gibi görünüyor. Omuzlar çökük, sürekli bir sinir halinde; ve kamera kendisine döndüğünde anlaşılmaz homurdanmaları telaş uyandıran bağırışlara dönüşüyor. Dribbling yaparkenki özgüvenini açık şekilde görebiliyorsunuz belki, ama bu figür bugün karşımızda duran kendinden emin, vakur yarı-tanrıdan milyonlarca mil uzakta. Bir videoda “Geçinmesi zor biri olabilirim. Bazen takım arkadaşlarımı çılgına çeviriyorum. Ama bu oyunun bir parçası, top sürmezseniz eğlenemezsiniz. Futbol zevk vermeli. Öyle değilse ne anlamı var” diyor.

O sezon Ibrahimovic takımın ilk forvet tercihi olmayı başardı. Ağları 12 defa havalandırdı ve 1979 Avrupa finalisti takımının yeniden birinci lige dönmesine katkı sağladı. Yine de takım arkadaşları Zlatan deliliğine kapılma ihtiyacı hissetmediler. Kaptan Mattisson: “Kendini takımdan üstün görmeye başladı, henüz bir yıldız bile değil. Korner direğinin etrafında hareketler yapmaya başlayıp Diego Maradona’ya dönüyor. Biz de bunu yapabiliriz, ama yapmıyoruz.” Magnus ise aynı mantalite uyuşmazlığının bu durumu ortaya çıkardığını savunuyor: “Zlatan takım hiyerarşisini kabul etmedi. Başka takımlardan oyuncuların ‘bu çocuk da neyin nesi’ diye sorduğunu duymuştum. Kendisine karşı bir tür önyargı vardı. Belki de Zlatan’ın en yüksek seviyeye çıkması için yeterince akıllı veya güçlü olmadığını düşünüyorlardı.”

Zlatan'ın ilk sezon kupaları
Zlatan’ın ilk sezon kupaları

Bir sonraki sezonun sonunda 19’luk golcü Ajax’a 8,7 milyon € bedelle satılacaktı. Soyunma odası görüntüleri kaptan Mattisson’un gazeteleri okuduktan sonra afalladığını ve kendisini tebrik etmek zorunda hissettiğini gösteriyor. Kamera birden Zlatan’ın suratına odaklanıyor: “Sana söylemiştim, muhteşemdim.” Genç takım hocası Gallstad ise bu konu hakkında “Kaptan kötü bir şey ima etmemiş olsa gerek. Genç bir oyuncu 30’larındaki takım arkadaşlarına böyle davranmışsa gözlerinin kalmasından doğal bir şey olamaz. Zlatan da bu olayı pek önemsemedi” yorumunu yapıyor.

HER ŞEY ETRAFINDA DÖNSÜN İSTER!
Ajax kimi aldığının farkındaydı: Evet radikaldi, hep kendi bildiğini yapardı, fakat doğuştan kazanandı. Eğer Malmö’deki yaşlı takım arkadaşlarıyla yaşadığı sorunlar bir şey işaret ediyorsa, o da başarıya olan sarsılmaz açlığıydı. İsveç’ten ayrıldığından bu yana 15 sezonda 13 lig şampiyonluğu yaşadı. Düstur belliydi: Zlatan nereye giderse başarı onu takip eder! Bu tesadüf değil. Ibra her idmanda, her antrenman maçını kazanmak ister. Onu Ajax’a götüren de bu azmiydi. Mart 2001’de yarı profesyonel bir takıma karşı oynadığı hazırlık maçında tek dokunuşta üç savunmacıyı ekarte edip, nefis bitirdiği golü Youtube’de bulabilirsiniz. O dönem Ajax sportif direktörü olan eski Real Madrid ve Hollanda milli takım menajeri  Leo Beenhakker “15 dakika izlemem yeterli olmuştu” diyor. Hollanda kulübü Zlatan’ı 12 ay boyunca takip etmişti. O dönem gücünün zirvesinde olan Roma’nın efsanevi başkanı Franco Sensi ağırdan almasa belki de Fabio Capello onu çok daha erken İtalya’ya getirecekti.

Beenhakker devam ediyor: “Anlaşmayı imzalarken ona şaka yoluyla ‘beni becerirsen seni beceririm’ demiştim. Fakat o bana baktı ve ‘merak etme becermeyeceğim, bu kendiliğinden gerçekleşecek’ dedi. Kamçılanamaz türden bir azim gösterdi; başarmak zorundayım ve başaracağım der gibi sağlam bir iradesi vardı.” Hollandalı futbol adamı hayal kırıklığına uğramadı. “Başından itibaren çok iyi çalıştı ve Ajax hiyerarşisi içinde kendine güvene aldı. Bunu seviyorum işte. Böyle 11 tane karakter verin, bütün kupaları kazandırayım. Saha dışında zor biri olduğu kesin, fakat yeşil zeminde sahip olduğu her şeyi takımına verecektir.

Inter’de 2006-2008 arası iki sezon Ibra’nın teknik direktörü olan Roberto Mancini: “İdmanları her daim çok ciddiye alırdı. En iyisi olduğunu bilir ve yüzünüze söyler. Ancak kazanmak istiyorsanız ipleri eline vermeniz gereken oyuncudur. Yönetilmesi zor biri olabilir, ama onunla problem yaşamadım. Çünkü fark yaratacağının bilincindeydim. Bütün büyük oyuncular kazanmak ister. Zlatan da farklı değil.” Eski Inter solbeki Cesar Rodrigues gülerek şöyle bir yorum yapıyor: “Gerçekten çok sıkıcıydı. Etrafındayken her hareketinize dikkat etmelisiniz, çünkü çok talepkardır. Cazibe merkezi olmak ister.”

Ajax’taki ilk idmanlarının birinde yeteneğini ve bireyselliğe olan eğilimini göstermek için geç kalmamıştı. Norveçli milli futbolcu Andre Bergdolmo şöyle hatırlatıyor: “11 kişiyle idman maçı yapıyorduk ve topa iki defadan fazla dokunmak yasaktı. Eğer üç defa dokunursanız pas veremezdiniz ve topla dribling yapmaktan başka çareniz kalmazdı. Bir keresinde Zlatan topla birçok kez oynamış ve koçlardan uyarı almıştı. Henüz kendi yarı sahasındaydı. Topla bütün sahayı geçti ve kale çizgisinin üzerinde topu durdurup ‘Şimdi oldu mu?’ diye bağırdı.

Juventus’tan arkadaşı Emerson: “İdmanlarda şikâyet eder dururdu, bu onun bir parçasıydı. Onu iyi tanımayan birisi bu durumu negatif olarak algılayabilirdi. Pas vermezseniz çıldırırdı. Fakat bu kesinlikle kötü bir adam olduğu anlamına gelmiyor.” Paris Saint Germain’deyken genç takımdan bir oyuncunun gösterdiği efordan pek de memnun kalmamış; ve ona şöyle demişti: “Evine git ve bugünü benimle çalıştığın son gün olarak takvimine işaretle.” Hedefinde hep böyle kolay lokmalar olmadı. 2011’de Milan’dayken ‘Rottweiler’ lakaplı ortasaha Gennaro Gattuso soyunma odasında sıkılmış ve üzüm tanelerini Zlatan’a fırlatmaya başlamıştı. Ibra gülümseyerek “Bunu yapmaya devam edersen seni çöp kovasına sokarım” demişti. Neler olacağını merak eden Gattuso devam etti. Bunun üzerine Ibra ayağa kalktı, İtalyan oyuncuyu belinden kavrayıp kirli formasıyla çöpe attı, sonra da ağzını bantladı. Gattuso dâhil tüm kadro gülmekten yarılmıştı.

Yıllandıkça olgunlaşan bir şarap gibi
Yıllandıkça olgunlaşan bir şarap gibi

Zlatan’ın rolleri değişmeyi pek sevmediği söylenir. Soyunma odasında yüzleşmeyi istemeyeceğiniz türden bir karakterdir. Yıllar içinde dahil olduğu hikayeler arasında bir tanesi apayrı bir yerdedir: 2002 yılında Ajax’ta Mido’yla yaşadığı makas rezaleti!

Yakın arkadaş olan ikili, 1-1 sonuçlanan PSV maçı sonrasında birbirlerini bencil olmakla suçlamış ve atışmıştı. Ibra’ya göre Mısırlı forvetin bencilliği Ajax’ın galibiyet şansını yok etmişti. Tünel boyunca tartışmaya devam ettiler. Soyunma odasında birbirleriyle karşılıklı oturmuşlardı. Birden Mido eline geçirdiği bir makası tüm gücüyle fırlattı. Bang! Ibra eğilmiş, makas duvara saplanmış, gözünü kıl payı kurtarmıştı. Tüm oyuncular donup kalmıştı. Zlatan’ın yüzü bembeyaz olmuş, gözleri kararmış, adeta aklını yitirmişti. Odadaki futbolcular neyse ki araya erkenden girmiş; ve olay daha fazla kötüye gitmeden noktalanmıştı.

Ajax’ta oyuncu, antrenör ve genel menajer olarak 30 yılı aşkın görev yapan David Endt ise bitişikteki odadaydı: “Hala o makası saklıyorum. Sıradışı bir olay yaşandığını fark etmiştim. Ertesi gün idman sahasına biraz endişeli gittik. Zlatan ve Mido birlikte oturmuş, sarmaş dolaş vaziyettelerdi. Birbirleriyle önceki günkü olay hakkında şakalaşıyorlardı. Sorunu sokak adamları gibi saygı ve anlayış çerçevesinde çözmüşlerdi. İkisi de benzer yapıda ve kontrol edilmesi imkansızdı. Mido iyi bir oyuncuydu ama Ibra yeteneğini somut bir şeylere dönüştürmeyi başardı. Bir beyne sahipti, Mido’da ise bu yoktu!”

GERÇEK ZLATAN KİM?
İşte bu türden hikâyelerin beslediği kendinden referanslı ‘Ben Zlatan’ personası bir süre sonra kontrolden çıkmıştı. Öyle ki Youtube kanalındaki canlı sohbetler için kendi dijital avatarını bile yarattı. Arsene Wenger’e söylenen “Zlatan denemelere katılmaz” sözü yaşanmış bir olaydı. Peki sevgilisi Helena’ya doğumgünü hediyesi olarak ne almıştı? Hiçbir şey çünkü zaten Zlatan’ı vardı. Bunun gibi binlerce ‘Zlatanizm’ bulunuyor. Hakikat oldukça belirgin oysa. Ibrahimovic’in kendine olan inancı onun yoğun şampiyonluk ateşinin, uzun ömürlülüğünün ve devamlılığının en önemli dişlisi; ancak aynı zamanda onu karikatürlerden fırlamış, sıklıkla kendinden üçüncü şahıs olarak bahseden kompleks bir karaktere dönüştüren de şey.

Öncelikle, haydi gelin şu mitleri yıkalım: Malmö’nün sportif direktörü Hasse Borg ona deneme maçında oynamamasını tavsiye etmişti; Wenger’e ise direkt ya Ibrahimovic’i alırsınız ya da almazsınız demişti. Yine Helena’yı düşünelim, iki çocuğunun annesi, hayatını etrafında şekillendirdiği ve kendi Porsche’siyle sıfır çekerken bile görüntülenen kadına karşı Zlatan böyle bir üslupla konuşmaya cüret edemez. Eski nişanlısı hakkında düşüncesizce söylenmiş bir laftı sadece. Tüm bu böbürlenmeler Zlatan’ın kendine olan güvensizliğinin kendisini enkaza çevirmesinin bir tezahürüydü ve özellikle bir tür şakaymışçasına alaya alındığı Ajax günlerinden kalmaydı. Onu Ajax’a getiren Beenhakker şöyle anlatıyor: “Her pazartesi, maçın ertesi günü ofisime konuşmaya gelirdi. Zlatan’ın insani dakikaları kıymetli hatıralara vesile olur. Nasıl geri dönebileceğimizden, sonraki maç için nasıl daha sıkı çalışabileceğinden söz ederdik. Odadan her çıktığında önceki gün kötü oynadığını ve elinden geldiğince daha iyisini yapmaya çalışacağını söylerdi. İçsel dürtüleri her zaman duygularının önüne geçerdi. Bu yüzden bir dakika bile kendisinden şüphe etmedim.”

Zlatan’ın en çetin sınavı, Ajax’ın sistemi bireyselliğe her zaman üstün tutan tek tip genç oyuncu geliştirme yaklaşımıydı. Driblingleri Bergdolmo’nun aklını alıyordu belki, ama aynı zamanda koçlarını da çileden çıkarıyordu. Genel menajer Endt: “Kendini ispatlama konusundaki eğilimini törpülemek için çok direndi. Sıklıkla tek pas oyununu oynamakta ve daha iyi pozisyondaki arkadaşına pas vermekte sorun çıkarırdı. Ancak bizim de yaklaşımımız hatalıydı. Ajax’ta her şeyin iyisini biz biliriz, ne yapılması gerektiğine biz karar veririz tarzında bir anlayış vardır. Zor çocukluk döneminin getirdiği kimseye güvenmeme duygusu onda doğal bir direnç yaratmıştı. Bir süre sonra İsveç yardımcı antrenörü Tommy Soderberg’e ne yapmam gerektiğini sordum. Zlatan’a inanmam gerektiğini, öğretmen-öğrenci ilişkisinden sıyrılıp ona sorumluluk vermek zorunda olduğumu söyledi. Ona saha içinde neler düşündüğünü sorarak bana karşı daha açık olmasını sağlayabilirdim. Ufkum açılmıştı.”

Uyuşmadılar!
Uyuşmadılar!

Ibrahimovic’in Barcelona’daki talihsiz sezonu işte tam bu noktada örnek bir vakadır. Bütün bir sezonu ona ne yapması ve nasıl oynaması gerektiğini söyleyerek harcadılar. Daha çok bir okulu andırıyordu. Hangi arabayı sürmesi gerektiğine bile karışıyorlardı. Kulübün verdiği Audi’yi kullanmalıydı! Ertesi gün Ferrari’sini idman sahasının otoparkına çektiğinde büyük bir olay çıkmasına neden oldu. Tekrar geriye dönersek Ajax günlerinde ona gerçekten sözünü geçirebilecek tek kişi vardı. Ibra efsane golcü Marco van Basten’in etrafında adeta küçük bir çocuk gibiydi. Maçlarda kaç gol atacağına dair küçük iddialara giriyorlardı. David Endt devam ediyor: “Marco o dönem genç takımın hocasıydı ve Zlatan’la sık vakit geçiriyordu. Van Basten ona basitçe şunu söylemişti: Futbolda tekniğinin üst dizey olması güzel bir şeydir, fakat sezonun sonunda insanlar senin kaç gol attığına bakar, yani takıma ne kadar katkı verdiğine. Buna odaklan!” Başka biri olsa saatlerce nutuk çekebilirdi. Van Basten’in ise sadece iki cümlesi onu değişmeye ikna etmişti.

Amsterdam’da yaşam Ibra için zordu. Rosengaard’daki çevresinden kopmasıyla ev hasreti giderek artıyordu. Hesabına yatan tüm parayı yeni model otomobillere gömmesiyle durum daha da zorlaşıyordu. En azından ertesi ayın sonuna kadar beklemeliydi. Ajax, Inter, Barca ve PSG’de birlikte oynadığı, en iyi arkadaşı Maxwell’e kulak verelim: “Hollanda’daki ilk günümüzden beri birbirimizi tanıyoruz. Bir gün beni aradı; yiyecek hiçbir şeyinin olmadığını ve bende kalmak istediğini söyledi. Bir ay boyunca bende yaşadı. Dostluğumuzu pekiştiren olay budur. Arkadaşlığımız futbolu bıraktıktan sonra da devam edecektir ki bu seyrek olur. O benim için bir kardeş. Ajax’a geldikten altı ay sonra abimi trafik kazasında kaybetmiştim. Hayatımın en kötü döneminde yanımda kimse yokken onun sözleriyle kendime gelmiştim. Her zaman birbirimizin yanında olacağız.”

Bu Zlatan tanıdığımızı sandığımız kişiye pek benzemiyor. David Endt: “Kesinlikle kendi yarattığı bir karakter, bir maske. Gerçekte olduğundan daha büyük bir persona’ya tutunarak kendini korumaya çalışıyor. Her zaman tekinsizdi. Dışarıdayken filmlerden fırlamış bir karakter gibidir, içerdeyse sessiz ve sakin. Böyle bir şeyle sık karşılaşmazsınız. Maxwell’le olan ilişkisine bakın. Tam ters karakterlerdir. Brezilyalı muntazam bir okul çocuğu gibidir. Ibra sık sık nasıl oynadığını sorardı. Yeteneğinin onaylanmasını ve iyi top oynadığını duymayı ister.”

Çarpıcı bir örnek olarak; 2005 Şampiyonlar Ligi Finali’ni kazandıktan birkaç hafta sonra Liverpool kaptanı Steven Gerrard neredeyse takımdan ayrılıyordu. Henüz Avrupa Şampiyonu olmalarına rağmen kulübün kendisine iyi oynadığını söylemesine ve takdir görmeye ihtiyaç duymuştu.

Zlatan kendini beğenmiş züppe bir prens rolünü oynadıkça futbol dünyasında daha çok ilgi toplamaya başladı. Özellikle Liverpool defans oyuncusu Stephane Henchoz’a attığı çalımdan sonraki demeci neler söyleyebileceğinin ilk işaretiydi: “Sola çektim geldi, sağa çektim geldi, sonra aniden tekrar sola döndüm ve o ters taraftan sandviç almaya gitti.”

2012/13 sezonunun sonuna doğru PSG’nin 19 yıllık şampiyonluk hasreti noktalanırken gergin teknik direktör Carlo Ancelotti’ye “Tanrı’ya inanıyor musun?” diye sormuştu. İtalyan hoca evet deyince de “Güzel, o zaman bana da inanabilirsin, rahatla!” yanıtını vermişti. Mancini: “Değiştiğini düşünmüyorum. Daha çok deneyim edindiği için olgunlaştı; fakat karakterini değiştirdiğine katılmıyorum. O hala aynı Zlatan.”

BASINA TEKRAR KONUŞURSAN BACAKLARINI KIRAR VE KAFANI KOPARIRIM
Dikkatlice büyüttüğü manyaksı Zlatan figürüne ilham olmaya yardım edenlere ve zor zamanlarında arkasında duranlara gösterdiği sadakat ruhunda farklı bir kıyı açtı; Manchester United’e olan ilgisinin temelinde de bu vardı: Rövanş! Otobiyografisinden herhangi bir sayfa okuduğunuzda adeta kelimelerinden herkesin haksız olduğunu kanıtlama arzusu sızdığını görebilirsiniz. Tam da bu mantalite onu diğer süper yetenekli fakat kontrol edilemeyen, mesela takım arkadaşlarına makas fırlatan oyunculardan ayırıyor.

“Transfer olduktan hemen sonra bana gelip ne kadar kazandığını tahmin etmemi istedi. Yüksek bonservis bedeline paralel olarak bir tahminde bulundum. Yarısını bile kazanmıyorum diye çığlık attı. Sportif direktör Beenhakker ile konuşmak için doğruca merdivenlere çıktı. Beş dakika sonra indiğinde ise şöyle dedi: ‘4 yıl içinde dünyanın en iyi forveti olacağım.’” diye anlatıyor Bergdolmo.

Ibrahimovic 2004’te Juventus’a giderken arkasından pek gözyaşı dökülmedi. Takım arkadaşı Rafael van der Vaart’la milli maçta yaşadığı olay sebebiyle kulüp onu satma kararı almıştı. Maçın hemen ardından Hollandalı oyuncu gazetecilere İsveçli’nin kasıtlı olarak tekme attığını söylemişti. İkili asla anlaşamamıştı. Zlatan genç takım futbolcularının soyunma odasında haddinden fazla etki sahibi olduğunu düşünüyordu. Olayın devamını David Endt’ten dinliyoruz: “İki tarafın da fikrini beyan ettiği bir toplantı yaptık. Aşağı yukarı Zlatan herkese karşıt bir tutum gösterdi. Sonuna kadar bekledi, ve ayağa kalkarak Rafael’e ‘basına tekrar gidersen bacaklarını kırar ve kafanı koparırım’ dedi. Bu hareketiyle soyunma odasının saygısını kazanmıştı. Tüm dünya karşısında bile olsa kolay pes etmezdi. Gerçek karakterini gösteriyordu. Biraz yakışıksız bir davranıştı, evet ama o dönemki mental yapısının net bir göstergesiydi. O her zaman kendi bildiğini okuyacak ve asla bundan vazgeçmeyecek.”

Zlatan Torino’da adeta Ajax’a neyi kaçırdıklarını göstermek için parıldıyordu. Juventus’taki ilk sezonunda kulübün en golcü oyuncusu olarak ‘Yaşlı Hanımefendi’ye 2004/05 lig şampiyonluğunu getirmişti. Fitness salonundan çıkmıyor, sırık gibi vücuduna kas ekliyordu. O sezonu Ajax ise PSV’nin 10 puan arkasında ikinci sırada tamamladı.

Nerazzuri’den eski takım arkadaşı Cesar: “Ibrahimovic yapmacık insanlardan nefret eder. Cambiasso’yla pek iyi geçinmezdi çünkü Esteban yönetime oldukça yakındı. Hiçbir zaman oyunculardan yana fikir belirtmezdi ve hep yöneticilerin tarafında kalırdı. Bir gün Cambiasso aldığı kötü bir pasın ardından homurdandı. Ibra aklını yitirdi ve o güne kadar biriktirdiği her şeyi kusarak ona sakin olup çenesini kapatmasını söyledi. Teknik direktör Mancini araya girmek zorunda kaldı; ama tüm futbolcular Zlatan’ı haklı bulmuştu.”

Zlatan’ın kindarlıkları her zaman ebedi kalmaz. Şampiyonluk maçlarından birinde PSV’nin haşin ortasahası Marc van Bommel’le gırtlak gırtlağa dalaşmışlardı. Ardından oynanan İsveç-Hollanda dostluk maçında yaşananları Van Bommel’den dinleyelim: “Devre arasında içeriye yürürken Zlatan önüme top fırlattı. Yanımda biterek dikkatli olmam gerektiğini söyledi. Cevap verirsem problem yaşanacağını düşünerek kendimi sakinleştirdim. Birkaç ay sonra Bayern’den ayrılıp Milan’a gittiğimde CEO Adriano Galliani’nin Zlatan’a benim hakkımda sorular sorduğunu öğrendim. Bütün bu yaşananlara rağmen ‘Ona karşı oynamaktansa onunla aynı takımda olmak isterim’ demiş. Soyunma odasında onun yanında oturmaya başladım. Bana bazı konularda yardımcı oldu. İtalyanca konuşmuyordum. Yeni çevreme adapte olmamı kolaylaştırdı.” Ibrahimovic, van Bommel’in 2013’teki jubilesinde oynadı. Şu anda sıkı dostlar. Hatta Hollandalı, ‘rhodesian ridgeback’ cinsi av köpeğine eski takım arkadaşının ismini vermiş. “Oldukça sağlam ve güçlü bir köpek; o yüzden yakışıyor. İyi huylu, kasları gelişkin ve güçlü durmasını biliyor. Bu köpeğe özel bir isim vermek istedik. Ibra ismini herkes çok beğendi.

6 yıl sonra üç büyük ego Mancherster'da buluştu.
Üç büyük ego 6 yıl sonra Manchester’da!

Öte yandan bazı yaralar asla kapanmaz. Odanın içinde Pep Guardiola görünümünde bir fil var.[1] Zlatan 2009’da Barcelona’ya tarihin en sükseli transferlerinden biri olarak gitti. Sadece bir münzevi sezon geçirebildi. Bu yaralar geçen ay oynanan Manchester derbisi öncesinde Pep’in, otobiyografisindeki ifadeler nedeniyle 9 Numara’yı eleştirmesiyle tekrar açıldı. Bu sezon intikam duygusu City’e üstün gelmek adına kaçınılmaz biçimde yıldız oyuncunun kafasında olacak. Ibra’nın psikolojisini anlayan sayılı kişilerden olan David Endt’in yorumu ise: “Şu bir gerçek ki Guardiola’ya karşı Mourinho’yla tekrar bir araya gelmesi müthiş bir motivasyon olacak. O gururlu bir çocuktur, ve Guardiola’nın yaptığı gibi biri onun kanatlarını keserse, belki sürekli bundan bahsetmez ama kalbinin derinliklerinde bu acı daima onunla kalır.”

ZLATAN, OLD TRAFFORD’UN YENİ KRALI OLABİLİR Mİ?
Başka hiçbir şey Zlatan Ibrahimovic’e bu sezon Premier Lig’de düşmanından intikam alması kadar zevk veremez. Yaz boyunca Avrupa’nın bazı takımları dışında Çin ve MLS’ten teklifler aldı. Elbette ki hiçbiri Pep şehrin diğer tarafında çalışırken Manchester United kadar heyecan uyandırmadı. Niçin Premier Lig? PSG’deki son sezonunda neredeyse maç başına 1 olan gol ortalamasının kalite noksanı bulunan Fransa Ligi’nden ziyade devam eden mükemmelliğinin göstergesi olduğunu kanıtlamak için. Genellikle kuşkucu olan İngiliz futbol kamuoyunu Kasım 2012’de milli takımlarına 4 gol attığı maçı yeterli görmeyen varsa en az o zamanki kadar iyi olduğuna inandırmak için. Gittiği her yerde kupa kazanabileceğini ispatlamak için. Bütün hepsinde öte Manchester United tam da bu mantaliteye ihtiyaç duyduğu için.

Eski koçu Gallstad: “Oynadığı gibi çalışır. United idmanlarına jog atmak için çıkmayacaktır. Her zaman yüzde yüzünü verir. Avrupa Şampiyonası’ndan sonra tatil yapmadı. United’in bir bok çuvalı değil de en iyisini aldığını ispat etmeye niyetliydi.” Nitekim öyle oldu. Ligdeki ilk dört maçında 4 gol attı ve kendini gösterdi. David Endt: “Acilen başarıya ihtiyaçları var. Onlara yardım edebilir. Hala çok zinde. Böyle büyük kütleli bir bedeni 35 yaşına rağmen fit tuttuğu için şaşkınlık içindeyim. United elinde kalan son kartı oynadı. 1 senelik olsa bile. Zlatan hem taraftara hem futbolculara umut aşıladı.”

Bu, Manchester United’in 24 yıl önce içinde bulunduğu durumla neredeyse aynı senaryo. Fransız yıldızın takım arkadaşı Lee Sharpe şöyle diyor: “Durumları arasında tamamen bir paralellik var. Eric’te de böyle bir kibir vardı. Dürüst olmak gerekirse biz gençler onun hayranıydık. Bizimle gerçekten ilgilenir gibi konuşurdu. Bir keresinde gecenin bir yarısı ona felsefe ve psikoloji hakkında sorular sormuştum. Çok olgun yanıtlamıştı. Hepimiz onu dinlerdik. Ibrahimovic de aynı. Olmayan pozisyondan gol var edebilir. Zor maçlarda gol atabilir. Rakip defansı çözmenin imkânsız göründüğü büyük maçlarda kilidi kırabilir. Oyun seviyesini yukarı çekip takımına örnek olabilir.”

Cantona ve Alex Ferguson arasındaki bağa benzer şekilde, Ibrahimovic’in teknik direktör José Mourinho’yla olan ilişkisi kabaran lig şampiyonluğu beklentisi adına yaşamsal bir önem arz edecek. Inter’de birlikte geçirdikleri tek sezon olan 2008/09, onların özü sözü bir iletişimini kanıtlar nitelikte. Zaten Zlatan’ı Old Trafford için yüreklendiren şey de Portekizli’nin varlığı oldu. Sezonun başında kurt menajer şöyle bir laf etmişti: “Onunla konuştuğumda benim de İtalya ve İspanya ligi şampiyonluğumun bulunduğunu ama onun İngiltere’de kupa kazanmadığını vurguladım. Böylece buraya gelmek istedi.  Antrenmanlarda çok sayıda talimat veririm. Aynısını maç içinde yapmak benim için çok zor. Bu yüzden sahada ne istediğimizi bilen ve oyunu okuyan futbolculara ihtiyacım oluyor. Zlatan onlardan biri olacak.”

Didier Drogba’dan Diego Costa’ya; ve şimdi de Zlatan’la, Mourinho neredeyse her zaman takımını beceriyle gücü bir arada sunan devasa cüsseli bir merkez forvetin arkasına inşa etmiştir. Ibra saha diziliminde geride kalsa bile hedef oyuncu rolüne uygunluğu sebebiyle Marcus Rashford gibi korkusuz hücumcularla birlikte rakip defanslar için tehlike yaratacaktır.

Sharpe: “O sadece kendi gibi birinden bir şeyler öğrenir. Bu tarz oyunculara ihtiyaç duyarsınız. Eric, Byron Robson gibi tam anlamıyla bir lider değildi. Eric kılavuz kaptanlığa ihtiyaç duydu. Zlatan da öyle bence.” Endt bir adım daha ileri gidiyor: “Marco van Basten’in ona yaptığını o da Rashford’a yapabilir. Kendi geçmişinin verdiği tecrübeyle genç oyunculara futbolun ne olduğunu anlatabilir. Soyunma odasını idare edecektir; ve bunu bağırıp çağırarak veya küfürle yapmayacaktır. Sandığınızdan çok daha zekidir.”

Futbol kalitesinden ayrı olarak varlığı ve liderliği bile çok değerli. Oyun alanına girdiği zaman  gladyatörle bile karşılaştırılabilir. Ölüme meydan okur ve ölümsüzlük saçar. Marc van Bommel

Ibra bir futbolcu türünün son örneği: En iyi olma arzusundaki gözü karalığı ve farkında bir egotizmin karışımı olarak insanları etkileyip peşinden sürükleyebilecek, gerçek bir karakterden çok daha fazlası.

24 sene önce kendini beğenmiş bir yabancı müthiş özgüvenli liderliğiyle umutsuz bir takıma kazanma anlayışı kazandırmıştı. Eric Cantona, Manchester United’i küresel bir güce çevirmişti. Şimdi ise onun halefi kulübü tekrar tepeye çıkarmak zorunda.

Kral öldü. Çok yaşa Zlatan!


[1] Tabirin net bir karşılığı yok. ‘Hakkında konuşulamayan, görmezden gelinen gerçeklik’ olarak çevrilebilir.

Son Yazıları Pırıl Pırıl

Beyaz Çizgi

Beyaz rengi, Carrara’da biraz daha farklı görünür. Mermer şehri Carrara… Beni iyi

Eşik: Christian Eriksen

Yazın kimileri tatil, kimileri transfer yapıyor. Seçimlerin ve yaz sıcağının ortasında pek

Duvar: Juan Carlos Osorio

Birazdan geçmişinden kesitler sunacağım adam; Juan Carlos Osorio’nun hayatı film gibi. Kusura

Messi Beni Öldürüyor!

Lionel Messi, Dünya Kupası devam ederken 32. yaşına basacak. Onunla yıllar içinde

Sapak: Zeljko Buvac

Hepimiz insanlar biriktirir ancak her birini konfor alanımıza sokmadan yaşarız. Bir de
Başa Dön