Futbolun Arka Bahçesi

Sapak: Zeljko Buvac

Pırıl Pırıl

Hepimiz insanlar biriktirir ancak her birini konfor alanımıza sokmadan yaşarız. Bir de o alanın paydaşları vardır, çekirdek aile misali olan bu arkadaşlar bizim kadar hakimdir alana. Bazı çizgilerimizi bizden daha iyi bilirler; bazı noktalarda pek gezinmez, alacakları tepkileri önceden süzerler. Bu çekirdek aile duvar örer bazen çevreye. Kurulan ekip, yeni birine ihtiyaç duymadan beraber harcar vaktini. Jürgen Klopp ve Zeljko Buvac geçirdikleri 26 yılın ardından yolları ayırma noktasında. Kulislerdeki algı; Buvac’ın kişisel sebeplerden ötürü çıktığı bir nevi kafa izninden çok daha fazlası, yani ayrılık anlamını taşıyor. 26 yıl, herhangi bir şeyi bilfiil yapmak için çok uzun süre, mevzubahis çekirdek aile olsa bile…

1992 yılında Mainz’e transfer olan Zeljko Buvac ile iki yıl önce aynı heyecanı yaşamış olan Jürgen Klopp’un yolu Rhineland’da kesişti. Mainz şehrini de içerisine alan bölge ikilinin ortak hikayesinin başlangıç noktası; benim için ise bir Beirut şarkısı;

“Life is all right on the Rhine
No, but I know, but I know
I would have no where to go
No but there’s nowhere to go”

Sözlerine zıt olarak yolculuğa çıkarır dinlediğinde. Bu kısa ve öz şarkının bir ismi daha var; ”heartland”. Buvac ve Klopp için de merkezi bölge burası. O yıllar duyan gelmişçesine 24 takımla oynanan ligde (2. Bundesliga) hep orta sıralarda tıkanan Mainz’ın parçası oldular. 1995 yılında Buvac kulüpten ayrıldı ve 1998’de menajerlik kariyerine başladı. Ancak ikilinin hemzemin olabilmesi için arkadaşı Klopp’un da futbolu bırakmasını üç sezon bekledi. Kloppo’nun, Buvac’sız geçirdiği yıllar ise bir nevi aydınlanma sezonlarıydı. Arkadaşının takımdan ayrılmasını takriben teknik adamlık görevine Wolfgang Frank getirildi. Klopp başarısına yön veren gegenpressing’i Wolfgang Frank’tan özümsediği bilgisini daha öncelerinde deklare etmişti. Frank bir mucit değildi, yalnızca sistemi ile yakın dönemdeki Alman menajerlere ilham kaynağı olmuştu. Ancak o da herkes gibi esinlenecek birini aradı ve gözüne Arrigo Sacchi’yi kestirdi. Premier League’ye adım attığı ilk aylarda reytingi bol program Monday Night Football’a katılan Kloppo, akıl hocasından ve sayesinde kullandığı oyun düzeninden bahsediyordu. Hücum presi adama değil alana uygulayan Klopp için kılavuz, Frank’in zamanında kendilerine oynattığı 4-4-2’ydi.

O sıralarda Zeljko Buvac menajerlik serüvenine alt liglerde başlamıştı. Ancak hızlı bir sıçrama yapacak ve kendisini bir anda 2. Bundesliga’da bulacaktı. Klopp’un futbolu bırakmasının ardından, ikilinin oyunculuk döneminde sessiz sedasız imzaladıkları pakt da hayata geçti. Kim büyük bir takımın başına geçer ise diğerini yanına alacaktı. Bundesliga yazan ve konuşan adamlardan Raphael Honigstein, ‘Klopp: Bring The Noise‘ isimli, Alman menajerin biyografisini kaleme aldığı kitabında, dönemin Mainz sportif direktörü Christian Heidel’e paktı sorar; “Mainz’ın başına geçmesinin ardından bana geldi ve yalnızca onu istiyorum dedi”.

Jürgen daha sonraki zamanlarda sadık yardımcısına olan güvenini “yaptığım en iyi transfer” sözleri ile vurguladı. Gerçi bu soruyu Muhammed Salah gibi adamı 42 milyon euro’ya almasının ardından tekrar sormak gerek; yine de Bosnalı yardımcısının kendisi için ne denli özel olduğu aşikar. Hücum pres zihniyetini seven ikili aynı bankta oturur oturmaz birbirlerini bu konuda geliştirip sistemin en rafine halini takımlarına aktardı. Dönemin Mainz’i Hollanda stili bozması 4-3-3 oynuyordu. O dönem takımın en önemli silahlarından biri ise Andrey Voronin’di. Ukraynalı sahanın her yerindeydi, onu ileri üçlünün her noktasında görebilirdiniz. Nihayetinde ilk dört profesyonel sezonunda 10 gol atan adam, seneyi 20 golle geçerek transferi patlattı. Daha sonrasında Liverpool’a kadar uzanacak kariyerinin ilk fitilini takımda henüz ikinci sezonunu geçiren Klopp & Buvac ikilisi ile yakmıştı. Aradan geçen 15 yılın ardından baktığımızda, Ukraynalı forvetin o dönem oynadığı futbolu bambaşka coğrafyadan biri ile eşleştirebiliyorsunuz; Roberto Firmino. Yalnızca futbolcularının değil kulüplerinin de seviyelerini arttıran bir ikili oldular. Beraberce ceplerindekileri ortaya dökerek aynı futbol mantalitesinde birleşmelerinin ardından Mainz ile beraber Bundesliga’ya çıktılar, düştüler de. Zamanı geldiğinde de şehri terk ettiler. Beirut’un yazdığı sözlerin aksine ikili için gidilecek yer çoktu.

Mainz’da son kurşunlarını atan oyunculara sahiplerdi, Dortmund’da ise tecrübesiz ve genç bir kadroya. Liverpool ise özgüvenini yitirmek üzere olan bir takımdan ve enkaz bir savunma hattından ibaretti. İnandıkları metodu aynen korumayı sürdüren ikili  önce sarıların, sonra da kırmızıların kaderini değiştirdi. Metod mu? İleri bölgede yüksek tempolu pres yap, alanları kapat, topu çal, rakibi yok et! Bu sistem için David Segar ‘Kloppite: How One Man Turned Doubters into Believers’ isimli derleme kitabında şöyle diyor; “Buvac için bu en önemli konulardan biriydi ve yalnızca buna odaklanarak özel antrenmanlar yaptırırdı.”

Klopp, Dortmund ile oynadığı Şampiyonlar Ligi finalinin ertesi sezonunda, Napoli maçındaki agresif tavırları sebebiyle iki maç ceza almış ve yerini yaverine bırakmıştı. O dönem Nuri Şahin, Buvac için “temelde Klopp’un ikizi” yorumunu yapmıştı. Zeljko Buvac, detaycılığı ve soğukkanlılığı ile ‘beyin’ lakabını almış biri. Kloppo gibi spot ışıklarının altında değil. Jürgen’i saha kenarındaki hırsı, basın toplantılarındaki sivri zekası ve de en önemlisi sosyalliğinden ileri gelen pozitif tavırları ile biliriz. Takip etme isteği uyandıran ve tabiri caizse hit getiren bir adam. Buvac ise tam tersi. Pek konuşmayı seven biri değil. Hatta hiç konuşmayan biri; öyle ki Heidel’in pasajında şu sözlerine yer verilmiş; “Bir gün yanımda eski takım arkadaşı Péter Disztl ile karşılaştı, Peter bu sensin dedi. Şok olmuştum. Gerçekten de konuşmuştu!” Birbirlerine bu denli zıt iki adamın devamlı olarak iyi anlaşmalarını beklemek ise hayalcilik olur. Bir kez daha Heidel’e, yani Mainz günlerine dönelim: “Küfür ederek odaları terk ettikleri olurdu, beş dakika sonra birbirlerine sarılırken bulurdunuz.”

Raphael Honigstein ikilinin son dönemlerde arasının açıldığı haberlerini birçok kez tivitlemekten geri durmadı. Aynı sistemi benimseyen ve yirmi yılı aşkın süredir neredeyse her gün birbirini yeşil sahada gören iki insanın tahammül sınırları zorlanmıştı. Klopp fikir ayrılıklarına düşse de “onlarsız bir hiçim” dediği çekirdek ailesinin  öneminin her zaman farkında oldu. Mainz yıllarında şef scout iken ekibe dahil olan Peter Krawietz’i de ikilinin ardına dahil edebiliriz. Sessiz Buvac’ın lakabının beyin olduğunu söylemiştik, yetenek avcısı Krawietz’in lakabı ise ‘göz’. Kraweitz kollektifliğin bireysellikten öte olduğuna işaret eden açıklamasında “Aslında bu birlikteliği bir müzik grubu olarak düşünebilirsiniz” sözlerine başvurmuştu. Bu bir müzik grubuysa, kesinlikle rock yapmalılar. O zaman Krawietz, Krist Novoselic; Buvac ise Dave Grohl. Grohl daha iyi çalardı, ancak Kurt Cobain kadar yorumlayamazdı. Jürgen Klopp bu grubun kesinlikle en ihtişamlı adamı, çünkü hem iyi yazıp hem de güzel söylüyor. En az Nirvana‘nın frontman‘ı kadar da bir rock-star, en azından kendi oyun alanında.

Jürgen Klopp Sahnede

Aslına bakarsanız güvenilir teknik ekip kültürü Liverpool’da da mevcut. Zamanı 50 yıl geri çekersek Bill Shankly’nin hükümdarlığında Bob Paisley ve Joe Fagan’ın en büyük yardımcıları ve destekçileri olduğunu görürsünüz. Ancak uzun süreli beraberliklerde işler her zaman yolunda gitmeyebilir. Yakın geçmişten Gérard Houllier yıllarını ele alalım. 90’ların sonu 2000’lerin hemen başında Liverpool’u orta sıralardan alıp Şampiyonlar Ligi’ne sokarken yanındaki koltukta Patrice Bergues oturuyordu. Bergues’in Liverpool’a etkisi, lig tablosundaki başarısından çok daha fazladır. Kulübün yakın geçmişteki en büyük efsanesi Steven Gerrard’ı izleyerek A takıma çıkması adına olumlu raporu veren ilk adam olmuştu Fransız. Gerrard kendi biyografisinde, Houllier’in onu antrenman sahasında izleyerek takıma dahil ettiğini söylediğinden, ancak izleyen kişinin Bergues olduğundan bahseder. İkilinin yolları ayırma kararının ardından Kırmızılar hızlı bir düşüşle ilk üçün dışarısında kalmıştı. Yine de keşfettikleri mücevher, kulübü Şampiyonlar Ligi şampiyonu yapacaktı. Tam da o dönemde yani Gerrard önderliğindeki takıma patronluk eden Rafa Benitez günlerinde de benzer bir durum yaşandı. Milan’a karşı üç sezonda iki ŞL finali oynayan Liverpool’da, kaybedilen ikinci finali takiben Rafa ile 11 yıllık yol arkadaşı olan Pako Ayestaran yollarını ayırdı. Benitez’in kariyerinde ilk sıçrama tahtası olan –İspanya 2. ligi ekibi– Osasuna’dan bu yana beş farklı ülkede beraber çalışmışlar, Valencia ile La Liga, Liverpool ile Şampiyonlar Ligi kaldırmışlardı. Olaylı ayrılıkları üzerine yaklaşık 6 yıl birbirleri ile tek kelime konuşmadılar. Benitez sağ kolundan ayrı geçen diğer üç sezonunda da takımını aynı seviye çıkartamadı. Pako ise Gary Neville’dan devraldığı Valenica ile menajerlik kariyerine başladı. Bu sezonu Las Palmas’ın başında ‘possession’ futbolu oynatmaya çalışarak sempatimi kazansa da küme düşerek noktaladı.

Liverpool, Rafa’dan bu yana ilk kez Şampiyonlar Ligi finalinde ve bir kez daha ikinci adam evi terk etti. Belki de hayatlarının çoğunu kameralardan uzak geçirmiş her yardımcının, mikrofonların kendilerine doğru uzatılmasını istedikleri bir gün vardır. Buvac, Beirut’a inat bir kez daha gidiyor. Her zamankinden daha cesur ve belki de hazır olarak.

Son Yazıları Pırıl Pırıl

Beyaz Çizgi

Beyaz rengi, Carrara’da biraz daha farklı görünür. Mermer şehri Carrara… Beni iyi

Eşik: Christian Eriksen

Yazın kimileri tatil, kimileri transfer yapıyor. Seçimlerin ve yaz sıcağının ortasında pek

Duvar: Juan Carlos Osorio

Birazdan geçmişinden kesitler sunacağım adam; Juan Carlos Osorio’nun hayatı film gibi. Kusura

Messi Beni Öldürüyor!

Lionel Messi, Dünya Kupası devam ederken 32. yaşına basacak. Onunla yıllar içinde
Başa Dön