Colin Kazım’la Dobra Dobra

Pırıl Pırıl

Brezilya’da bir anda gündeme oturan Colin Kazım-Richards, Doğu Londra’da göçmenlik, futbolda ırkçılık, ve Türkiye hakkında konuştu.
“Birçok kuzen ve arkadaşım ya öldü ya da şu an hapiste”

“Bir gezgin/maceracı ne kazanır, ben ne kazandım?” Colin Kazım’ın haklı olduğu bir nokta var. O bir gezgin değil ve tek bir paranteze sığdırılmak için çok iyi. CV’si fazlasıyla zengin, ve yolculuk halindeki bir adam. Coritiba’daki 6 aylık maceradan sonra Brezilya’nın bir başka ucuna, Sao Paulo’nun Corinthians kulübüne geçti. Bu onun 7 farklı ülkedeki 13’üncü transferi oldu.

15 yaşında Arsenal tarafından beğenilmeyen Colin Kazım, profesyonellik yolunda ilk adımını attı ve kuzeye giderek FC Bury ile sözleşme imzaladı. 3 sene sonra ise (2007 yılında) Türkiye’nin yolunu tutup Fenerbahçe’ye transfer oldu. Ardından Galatasaray‘a geçen Kazım; Türkiye, Yunanistan ve İskoçya’da kupalar kazandı. Türkiye Milli Takımı formasını 37 kez giyip, 2 gol attı. Ayrıca EURO 2008’de yarı final oynadı.

Bitmiş olmaktan henüz çok uzak. 30 yaşında ve dünyanın en büyük kulüplerinden birisinde (Son taraftar araştırmalarına göre). Duyumlara göre de Brezilya’ya yerleşmiş durumda. Eşi Mariana Brezilya/Sao Paulo doğumlu. 4 ve 6 yaşlarında, Caio ve Taliyah-Belle isimlerinde iki çocukları var. Kazım’ı dünyanın farklı köşelerine götüren şey nedir? Londra’nın doğusundaki bir mahalleden bir çocuk, bir şeyler mi arıyor yoksa bir şeylerden kaçış halinde mi? Peki bunu kendisi nasıl yorumluyor?

“Ben hareketin kendisiyim. Kendime bir şans vermekten hiç korkmuyorum. Eğer böyle olmasaydım evimden ayrılamazdım.” diyor Colin, Corinthians antrenmanında ilk tanıştığımızda. “Bana bir psikologun bakış açısıyla bakarsanız beni anlayamazsınız. Oysa ben futbolu dünyanın farklı yerlerini ve insanlarını görmek için bir araç olarak kullandım. İnsanlar buna saygı duymalı. İnsanların beni takdir etmesi gerekirken bunun yerine bana gezgin demekte ısrarcılar.”

Yani bu nedir? Sürekli gezmesi gereken ayaklara mı sahipsin? “Kendimi gelecekte bir kulüpte görmüyorum. Ama hayatın içinde, özellikle futbolda, her zaman ileriye doğru değil; yanlara ve geriye doğru gitmeye de hazırlıklı oldum.”

Colin Kazım, 390 kulüp maçında 58 gol attı. Bu rakam bir hücum oyuncusunu efsane yapmak için biraz düşük olabilir. Ama o, futbolun sadece topu kaleden içeri geçirmek olmadığına dikkat çekiyor. Engelleri aşmak ve sıkı çalışmak konusunda çok şey var. “Bak benim ırkım karışık. Londra’nın doğusunda dünyaya gelmiş, Batı Hindistanlı bir Türküm. 3 dili konuşabiliyorum, 3 Süper Kupanın yanı sıra, lig şampiyonlukları yaşadım ve Avrupa Şampiyonası’ndan bir bronz madalyaya sahibim. Kimilerine göre benim doğup büyüdüğüm yerlerden gelip, bu yaptıklarımı yapabilmek tam bir fantezi.”

Spor gazeteciliğinde oyuncular sık sık karikatürize edilir ve Colin Kazım ‘kötü çocuk’ ve ‘gezgin adam’ kategorisinde yer alır. Onunla antrenman sonrası oturduğumuzda gördük ki o, sevimli, düşünceli ve çok ilgili birisi. Soyunma odasından çıkarken kasılarak yürüyor fakat Brezilya’nın yakıcı sıcağı altındaki saatlerce süren antrenmanların ardından dahi, herkesi çok sıcak şekilde karşılayıp basın mensuplarına öpücükler atıyor ve neredeyse aksansız biçimde Portekizce konuşuyordu.

Onu gördüğünüzde dikkatinizi çeken ilk şey boyu oluyor. Fiziğiyle adeta bir rugby oyuncusunu ya da bir aksiyon filmindeki kahramanı andırıyor. Tabii Colin Kazım’ın kaslarından çok daha fazlası var. Aslında o iki kişi gibi görünüyor. İlkinde, sahada savaşçı bir Kazım görüyoruz. “Sahada her kim, her neresi olursa olsun benim için olay şudur; ‘öl ya da o işi yap’. Sahada benim adamımla dalga geçerseniz bunun sorumluluğunu alırım. Birilerine zorbalık etmeyi denerseniz bunun sorumluluğunu ben alırım. Antrenöre söylenmesi gereken bir şey mi var, ben söylerim. Ve bu da benim sonum olur. Bir general olunca böyle olur, hahaha.”

Ve ikinci olarak, bir savaşçıda çok sık görmediğimiz şekilde evhamlı olduğu ortaya çıkıyor. “Maçlardan sonra uyuyamam. Her şeyin ama her şeyin üzerine giderim. Sabah saat 7’ye kadar ayakta durur ve 8’de çocuklarımla birlikte güne başlarım.” Bu adam, çevresinde neler olup bittiğini görüyor ve onlara sessizce yardım ediyor. Arabasında her zaman ihtiyacı olanlar için yemek ve su bulunduruyor. Brezilya’da yoksulluktan kaçış yoktur: “Bu durum bazen seni alt üst ediyor, bencil hissettiriyor. Günümün tadını çıkarmalı mıyım diye kendime soruyorum!“

Alışılmışın dışında bir yörüngeye sahip olan bu adamı tam olarak anlayabilmemiz için biraz geçmişe dönmek gerekir. Annesi müslüman bir Kıbrıs Türk’ü. 1974’te İngiliz askerleri tarafından Kıbrıs’tan tahliye edilmiş. Babası ise Rastafaryan dinine mensup, Antigua’da hristiyan bir aile içinde dünyaya gelmiş“Londra’da 1983 yılı itibariyle karışık renkte bebekler görmeye başlandığını söyleyebilirim. Bu normal değildi. Annem ve babam benim her şeyim. Özellikle babam, Londra’da bir bölge olan Walthamstow’da birçok kez dazlaklardan dayak yedi ve onlarla sürekli mücadele etmek zorunda kaldı.”

Londra’daki arkadaşlarınca bilinen adıyla ‘Kaz’, her zaman Türk gibi hissetti. Türk okuluna gitti ve evde annesi ve nenesiyle Türkçe konuştu. İngiliz gibi hissedip hissetmediği sorulduğunda; Kazım cevap vermeden önce hep tereddüt etti. İngiltere için oynamak gibi bir hayalinin hiç olmadığını hep kabul etti. “Benim yapım hiç İngiliz gibi değildi. Ne demek istediğimi anlıyor musun? Büyürken evimde Karayipliler ve Türkler vardı. Büyürken hiç balık ve patates cipsi yemedim. Annem bize sürekli Türk ve Hindistan yemekleri pişirdi. Biz aile olarak İngiliz olmaktan çok uzaktık.”

“İngiltere’ye saygı duyuyorum. Bana anne veya baba vermedi ama bize bir platform verdi. Ve, annem-babam, tüm ailemiz bir şeyleri deneyebilmek, yapabilmek için bir fırsat bulduk. %95’imiz başarısız olduk. Ben şanslıydım çünkü annem ve babam benim için çok azimlilerdi. Ben de kendi hayatım için çok uğraştım. Fakat birçok kuzenim ve arkadaşım ya öldüler ya da hapse girdiler.”

Colin Kazım, Hollanda’nın Feyenoord takımında da bir buçuk sezon forma giymişti.

Kazım, Arsenal tarafından reddedildikten sonra hayatının en zor kararını aldığını söylüyor. “Londralı birisi olarak Bury’e gidiyordum. Kültürel olarak çok zor bir değişimdi. Burada hiç siyahi insan yoktu ve yemek kültürleri de benim için çok zordu. Olumsuzlukların hepsi bir aradaydı. Antrenmanda insanlar askılığınıza muz çivilemenin komik olduğunu düşünüyorlardı veya ayakkabılarınızı kesmenin eğlenceli olduğunu sanıyorlardı. Fakat insanlar babamın fazla parası olmadığının farkında değillerdi. Haftalık 45 pound alıyordum. Yani bu parayla her hafta ayakkabı alacak durumum yoktu. Ayakkabı bağcıklarını kesmek, pantolonlara delik açmak falan bu tür şeyler… Bu adamların babamın ne şartlar altında çalıştığı hakkında fikirleri bile yoktu. Diş fırçasıyla ayakkabılarımı temizlerdim.”

Bunu futbol şakası olarak mı yoksa ırkçılık olarak mı değerlendiriyorsun? “İlk olarak bunu cahillik olarak yorumladım ama daha sonraları ırkçılığa dönüştü. Çünkü beni dinlemiyorlardı, söylememe rağmen hala bunun eğlenceli olduğunu düşünüyorlardı. Sonra ben bir şey yaptığımda da beni ‘kötü çocuk’ olarak etiketliyorlardı.” Kazım hayatı boyunca ırkçılıkla uğraştı ve 2013 yılında Brighton taraftarlarına yaptığı homofobik jestten sonra mahkemelik oldu. Pişman değil. “Siyah bir Türk olduğum için çok fazla ırkçılığa uğradım. ‘Homofobi’ olayı da taraftarların bana Türk Kebabı şeklinde seslenmelerinden sonra başladı. “Türkiye’ye dön, lanet olası kebap!” İnsanlar homofobiden suçlandığımı söylediler ama ben kamu düzenini bozmaktan dolayı suçlandım.”

Kazım-Richards, kendi yaptığı şeyle Brighton taraftarının yaptığı arasında bir fark görmüyor ve cilt renginin insanların onu yaftalamasını kolaylaştırdığını düşünüyor. “Eğer ben farklı bir renkte olsaydım, insanlar kariyerime bakıp ‘gezgin’ demek yerine, beni örnek olarak göstereceklerdi. Dünyanın birçok büyük kulübünde oynadım, şimdi de dünyanın en büyük takımlarından birisinde forma giyiyorum. Benim yaptığımı bir başkası, başka bir isim ve başka bir cilt rengiyle yapmış olsaydı, ‘bakın İngiltere’nin tek bir yolu yok’ şeklinde lanse edip överlerdi.”

Kazım-Richards, birçok futbolcunun ırkından veya geldiği yerden dolayı yargılandığını hissediyor. “Raheem’e (Sterling) veya Paul’e (Pogba) bakın. Bu adamlar iyi bir oyun geçirmezse haklarında çılgınca, saçma sapan yorumlar yapılır. Ve sonra diğer oyunculara bakarsın…” Burada sessizliğin havada asılı kalmasına izin veriyor. “Herkes sessiz. Adlarını söylemeyeceğim. Kimse aynı düşünmek zorunda değil. Geçenlerde gazetede Raheem’le ilgili, bitpazarında olduğuna dair bir haber gördüm. İnsanlar buna ‘Vay canına! O kadar da para kazanıyor!’ şeklinde alay ediyor. Ne yani? Bu adam bu tip yerlerden alışveriş yapamaz mı?”

Colin Kazım, Türkiye’de kabul edilmekte bir sorun yaşamadığını söylüyor. “Çünkü İngiltere yerine Türkiye’yi seçtiğimi gördüler.” Türkiye’nin ulusal renklerini seçmek, bugüne kadarki hatıralarının en süslü anılarından birisiydi. Milli Takım hakkında konuşurken sesi yumuşuyor: “Milli takım için oynarken halk beni sevdi dostum. Beni sevdi. Ve bu konu da sevdiğim bir şey, ki bu farklı bir aşk türüdür. Böyle bir ulus için oynamak sizi ağlatır.”

Siyasi konularda Twitter’deki çoğu oyuncuya göre daha açık sözlü. Sıklıkla Türkiye’de olanlarla ilgili mesajlar gönderiyor. Geçtiğimiz yıl, yerel bir derbide Coritiba’nın galibiyet golünü attıktan sonra “Lanet olsun terörizm! Türkiye’yi seviyorum” diyerek kamera merceğini aşağıya çekti ve bu videoyu Twitter’da ‘Birlikte Güçlüyüz’ mesajıyla yayınladı.

“Bombalı saldırıda ölen çocuklar var. Türkiye’de askerliğe katılmama gibi bir şansınız yok; kuzenlerim askerlik yapmış. Arkadaşımın babası otobüste öldü. Umut Bulut, Galatasaray’da ve milli takımda onunla birlikte oynadım. Babası Ankara’daki bir bombalı saldırıda öldü. Ve Umut, şimdiye kadar tanıştığım en güzel insanlardan birisi. Bu bok kesinlikle acı verici.”

İngiliz sisteminin ürünü olan Colin Kazım, son 10 yılda İngiltere’ye yalnızca bir kez geri döndü. Bir sezon Blackburn’de kiralık oynadı ve şimdi de bunun dışında başka bir yer işgal etti. Neden daha fazla İngiliz oyuncu ülke dışına çıkmıyor? “Onlar rahatına düşkün. Bu durum medyada tasvir edilmiyor. Bunu yapabilirsiniz, başka yerlere gidebilirsiniz. Ama onlar için her şey İngiltere, İngiltere, İngiltere! Manchester United’dan serbest bırakılan futbolcular gördüm. Adamlar Londra’ya bile gitmeyip, League One veya Championship takımında oynamayı reddettiler. Manchester’de kalıp amatör ligde oynadılar.”

Colin, İngiliz futbolunun kapalı yapısından; torpil, adam kayırmacılık, ön yargı ve sadece kontrol altında olanların doğru görülüyor olmasından dolayı şikâyetçi. Bu sistemin kendisi gibi insanların başarılı olmaması için inşa edildiğine inanıyor. “Eğer benim gibi görünüyorsanız ve aykırıysanız toplum dışına itilirsiniz.” Bu malum dengesizliğin üzerine gitmeye çalışmak için Londra’da kendi ismini taşıyan bir genç takıma (Kazim Richards Academy) ciddi ölçüde yatırım yapıyor. Gidebildiği zamanlarda orada olmayı ve kendisi büyürken kaçırdığı (dinlemediği veya ulaşamadığı) tavsiyelerde ve yol göstericilikte bulunmayı seviyor. “Oraya gidip çocuklarla konuştuğumda, onlara istedikleri yerde istedikleri şeyi yapabileceklerini söylüyorum.”

Kazım-Richards, futbolda en üst seviyelerde bile ayrımcılıkla mücadele gücünü kıran büyük etkenler olduğunu düşünüyor. “İngiltere’de sizi yargılayacakları son şey yeteneğinizdir. Yargılayacakları ilk şey ise: ’bugün giydiği şeylere bak, saçındaki çizgiyi gördün mü?’ Birader, bu benim geldiğim yer, anladın mı?”

O şu anda kendini yeniden düzenlemeye çalışan mücadele içindeki bir takımda ve Brezilya futbolunun karmakarışık yapısına alışmaya çalışıyor. 2015’te Corinthians ile şampiyon olan teknik direktörleri Tite, milli takıma gittiğinde beri eski başarılarını kaybetti. Kulüp taraftarları ve çalışanları ona çabucak ısındılar ve ‘Gringo de Favela’ (Gecekondulu Amerikalı) lakabını taktılar. Corinthians, Sao Paulo’da marjinallerin takımı olarak bilinir. Şehirde herhangi bir gecekondu mahallesine (favela) girince Corinthias formalarının sayısının, ezeli rakipleri Sao Paulo, Palmeiras ve Santos’tan hayli fazla olduğu görülür.

“Onlara şunu anlatmaya çalıştım; Tamam, sizin gecekondu mahallenizden değilim. Bizde gecekondu mahalleleri yok ama ben de benzer politikaların ve adaletsizliklerin olduğu bir bölgeden geliyorum.”

Geçtiğimiz hafta ezeli rakipleri Palmeiras karşısında ilk 11’de tek forvet olarak başlayan (eski Manchester City oyuncusu Jô’nun önünde) Colin Kazım, 80 dakika deli dana gibi oynadıktan sonra taraftarların yoğun alkışıyla oyundan çıktı. Belki birkaç pozisyon harcadı ama onun özverisini kesinlikle sorgulayamazsınız. İkinci yarıda çektiği şut Felipe Melo’nun kafasına isabet edince, tribünler daha yüksek sesle ‘Kazim Kazim Kazim’ diye bağırdılar.

Corinthians taraftarları yetenekten çok azim göstermeye değer veriyor. Kan, ter ve gözyaşından daha fazla bir şey beklemezler. Bir ultras’ın da dediği gibi “antrenman bir maçtır, maç ise bir savaş!” 

”Pek çok takım bundan bezdi ve görebiliyorum ki Corinthians bezmeyecek -onlar bunu seviyor- yani evimi buldum diyebilirim.” Brezilyalı ailenle sonunda buraya yerleşecek misin? Brezilya’da emekli olabileceğini düşünüyor musun? “Eğer tek olsaydım, evet. Ama çocuklarımı, onların okullarını ve eğitimlerini düşünüyorum. Yine de burada her zaman bir evimiz var, yüzde bir milyon.”

İleride nereye giderse gitsin, Kazım bütün hayatı boyunca aradığı sükûneti bulmuş gibi görünüyor. Kendi çocukları ile ilgili olarak “Beni terbiye ediyorlar, her gün benimle ve yaşamla ilgili şeyleri bana öğretiyorlar. Bu sonunda beni şu hale getirdi: Aradığım kelime ne olabilir? Ah evet, koşulsuz sevgi” dedi ve gülerek bitirdi…

*The Guardian’ın internet sitesinde yayımlanan, Nick Ellerby’nin röportajından çevrilmiştir.