Futbolun Arka Bahçesi

Beyaz Çizgi

Pırıl Pırıl/Serie A

Beyaz rengi, Carrara’da biraz daha farklı görünür. Mermer şehri Carrara… Beni iyi tanıyanlar nereden geldiğimi bilir. Mermer ocaklarıyla ünlü bir yerden geliyorum. Gördüğünüz beyazlıkların çoğu, kasabadaki erkeklerin dağları ve tepeleri kazıp şekillendirmesiyle oluştu. Babam da dahil olmak üzere birçok kişi maden ocaklarında çalışır. Uzun saatler boyunca. Gerçekten uzun saatler…

 *The Players Tribune’de yer alan Federico Bernardeschi imzalı makaleden çevrilmiştir.

Babam sabah 5’te kalkıp 6’da eve gelmek zorundaydı. Tek bildiğimiz iş buydu, ailemin tek bildiği iş buydu. Her yer maden ocağıydı. Her yer beyazdı. Bu beyazlık rüyalarıma girerdi. Altı yaşımdaki bir görüntü aklımdan hiç gitmiyor. Hatta buna bir görüntü diyebilir miyim bilmiyorum, daha çok bir kısa film gibi… Bazen uyuduğumda bazen de gözlerimi kapatır kapatmaz bu resmi görüp üzerine düşünürdüm. Karanlık ve uzun bir tünel görürdüm. İlk başta tünelin ucunda hiç ışık olmazdı. Gördüğüm tek şey sadece tüneldi. Ondan sonra beyaz bir çizgi görürdüm. Belki o da bir mermerdi, belki de değildi. Önemli değil… Önemli olan o beyaz çizginin beni tünelden çıkarıp nereye gitmek istersem oraya götürmesiydi. Çocukken bu rüyanın amacını bilmiyordum. Hiçbir anlamı yoktu, sonuçta bir yere gitmem gerekmiyordu. Hayatımı seviyordum. Bir ailem vardı. Ve futbola sahiptim. Üç yaşımdayken ihtiyacım olan tek şey buydu. Babam beni şehir merkezindeki büyük bir oyuncak dükkanına götürdü. İçeride iki adım attım, doğrudan bir futbol topu aldım ve gidebileceğimizi söyledim. Babam diğer oyuncaklara da bakmamı istedi ama gerek yoktu. Biliyordum…

Ne istediğimi bildiğim için hiçbir şeyin yoluma çıkmasına izin vermedim. Bu benim karakterim. Ya da şöyle söylemeliyim ki, bu bizim karakterimiz. Eğer Carraralı iseniz, mermer kadar sertsinizdir. Gigi Buffon’a da sorabilirsiniz. Mermer gibi sert adama! Ailem de böyleydi. Annem, evden çok uzakta olmayan bir yerde hemşireydi. Yoruluyordu ama işini seviyordu. Ciddi ve profesyonel hemşire ile tatlı anne arasında birden geçiş yapabilirdi. Onunla babam arasında iyi bir denge vardı. Babam her zaman beni daha iyi olmam için destekledi. Çocukken bazen bunun çok fazla olduğunu hissedersiniz, sinirlenirsiniz. Ama büyüdükçe babamın benden çok şey beklemesini anlamaya başladım çünkü bana inanıyordu. Futbol topu dışındaki herhangi bir oyuncakla oynamayı reddeden çocuğun, iyi olacağını biliyordu. Evet iyiydim. Ama kasabamız küçüktü, genç takımlar için yeterli futbol tesisleri yoktu. Dolayısıyla ailece bir tercih yaptık: sekiz yaşımda, Empoli’nin çocuk takımlarından birinde oynamak için 70 kilometre uzaklıktaki Ponzano’ya gidecektim. Annem beni her gün saat 3 ile 4 arasında, derslerin bitmesinden daha erken bir vakitte okuldan aldı. Bir kap içerisinde her gün bana yemek getirdi. Bu en iyisiydi. Ve her gün Ligurya Denizi boyunca, gri Opel Vectra’mız ile yol gittik. Pisa’yı geçip tesislere gelmemiz bir saatten daha uzun sürerdi. Genellikle geç kalırdım. Ayakkabılarımı arabada giyer ve annem frene basar basmaz sahaya koşardım. İki saatlik antrenmanın ardından geldiğimiz yoldan tekrar eve giderdik. 11 olmadan yattığımı hatırlamıyorum. Ertesi sabah 8’de tekrar okul! Bunu haftanın dört günü olmak üzere yıllarca yaptık. Zordu; ama buna değdi. Çünkü oradan ayrıldıktan sonra, Empoli’nin biraz doğusunda, Floransa’da bir kulüp olan Fiorentina‘ya imza attım. Yol güzergahımız hemen hemen aynıydı. Bu kez arabayı ben kullanıyordum ama annem tüm yolculuk boyunca hep yanımdaydı.

Hayatımın dönüm noktalarından birisine geldik. 16 yaşımdayken Fiorentina A takımında oynamaya çok yakındım. Hayatımın en iyi futbolunu oynuyordum. Rutin bir fiziksel kontrol sırasında takımın sağlık ekibi yanlış giden bir şeyler olduğunu fark etti. Birkaç gün sonra annemle birlikte doktora gittim. Bazı testler uygulandı. X-Ray cihazlarına girdim. Birkaç dakika sonra doktor kısa bir konuşma yaptı:“Federico, bir sorun var gibi görünüyor.” Düşündüm. 16 yaşındayım. Yaşamımın en iyi dönemindeyim. Bence sorun yok…

“Büyük bir kalbin var. Oynamana ne kadar engel olduğu konusunda emin değiliz. Futbol kariyerine devam etmen şimdilik mümkün görünmüyor” dedi. Mümkün değil mi? Hayır… Asıl bu mümkün değil! İnanamadım. Duymayı reddettim. Annem beni sakinleştirdi. Doktor gelecek haftalarda sonuçların yeniden incelenmesi gerektiğini söyledi; ve ekledi: “bu arada altı ay boyunca futbol oynayamazsın.”

Kariyerimin gelişmesi için kritik bir süreçte olduğumu biliyordum. Kaybedecek zamanım yoktu. Annem de biliyordu. Kesinlikle iğrenç bir gündü, kesinlikle! 16 yaşımdaydım, Floransa’da yaşıyordum, yalnızdım ve yapacak hiçbir şeyim yoktu. Ailem Carrara’da çalışmaya devam ediyordu, mümkün olduğunca beni ziyarete geliyorlardı. Kendimi bir şekilde meşgul etmeye çalışıyordum. Hayatımın en zor altı ayıydı. Zaman geçti. Sayısız check-up, uzman ziyaretleri ve toplantılar gerçekleşti. Sonunda bazı diyet değişiklikleri ve ilaçlarla problemin üzerinden geldim.

Ve nedense, her şey tamamen temize döndüğü anda aklıma yine o görüntü geldi. Biliyorsunuz, tünel görüntüsü… O çizginin, beyaz çizginin, mermerin benim yolculuğum olduğunun farkına vardım. Tünel bilinmezlikti. Gelecek engeller, savaşılacak savaşlar… Bu görüntüyü çok uzun yıllar boyunca görmüştüm ama gerçekte ne anlama geldiğini ve rüyalarımda niçin gördüğümü anlamam bu kadar uzun sürdü. Böyle bir yoldan geçtiğinizde, bunun bir şekilde sizi değiştirmemesi imkansızdır. Yolculuğumun kırılganlığının daha da farkına vardım. Bulunduğum konumda olduğum için ne kadar şanslı olduğumu fark ettim. Kilometre taşlarını geçmeye devam ettim. 2014’te Serie A’da ilk maçımı oynadım, 2016’da milli takıma çağrıldım. Bütün bunların hepsi ailemin ve çevredekilerin yardımı ve destekleri sayesinde oldu.

Fiorentina zamanlarıma dair herkesten ayrı tutacağım iki kişi var. İlki, o zamanki menajerimiz Paulo Sousa. Bana çok kez tavsiyede bulundu. İnanılmaz bir yetenek olduğumu ve karakterimin yeteneğimi aştığını; ancak, şampiyon olmak için kendinize yatırım yapmanız gerektiğini söyledi. Sahada veya saha dışında yaptığınız her şey, kazanmayı hedeflemelidir. Büyük oyuncuların, oldukları yere bu şekilde ulaştığını söyledi. Bunu asla unutmayacağım.

İkincisi ise takımda çok yakın olduğum, kaptanımız Davide Astori. O, doğuştan lider olmak için hayata gelen adamlardan birisiydi. Her antrenmanda bize yol gösterdi. Büyüdükçe, idmanlardan önce beni bir kenara çeker, ısınmak için pas yaparken ipuçları verirdi. Yolculuklarda, eski filmleri veya eski maçları izler, birlikte zaman geçirirdik. Çok sıcakkanlı, çok sevecen ve kibardı. İlk 11’de oynamaya başladığım zamanlarda kötü bir performans gösterir veya kötü hissedersem hemen ona giderdim. Ne zaman gol atsam, takımın fotoğrafçısından, sosyal medyada paylaşılan gol sevinçlerimin olduğu bir mail gelirdi. Her fotoğrafta, beni kutlayıp bana sarılan ilk kişinin Davide olduğunu görebilirsiniz…

Arkadaşım, kaptanım…

Herkesin bildiği gibi o, Mart 2018’de uykusu sırasında aramızdan ayrıldı. Koca bir adamdı ama birilerinin hala küçük erkek çocuğuydu. Davide kalp yetmezliğinden öldü. Kendi kalp rahatsızlığımı düşünmemeye çalıştığım zamanlarda, Davide’nin ölümü bana şunu hatırlatıyor: Hayat kısa ve biz hala hayatta olanlar şanslıyız! 2017 yazında Juventus’a transferim sırasında Davide hakkında birçok kez düşündüm. Eski gollerimin videolarına bakarken, Davide’nin orta sahadan kollarını açmış bir şekilde bana doğru koştuğunu gördüm. Ayrılmadan önce onunla konuştum. Anlayışlıydı. Fakat kolay değildi. Ölümünden birkaç hafta sonra sağ koluma, Ave Maria duasının yanına onun forma numarasını dövme yaptırdım. Şimdi nereye gidersem gideyim o hep benimle ve sonsuza kadar da öyle olacak.

Ben inançlıyım. Hep öyleydim. Şu an inandığım şeylerden biri, yaşadığımız bu yaşamın, daha büyük bir yere giderken uğrayıp geçtiğimiz bir yer olduğu düşüncesi. Buna inanıyorum. Bizim için daha iyi bir yer, daha kutsal bir yer var. Oraya gider gitmez görmek istediğim ilk kişi Davide olacak. Arkadaşım, kaptanım

Size anlattığım her şey, olmak istediğim ve olduğum kişinin hayatından birer parça. Şu an Juventus’ta olmaktan gurur duyuyorum. Bu kulüp ve Torino şehri, daha önce bulunduğum hiçbir yere benzemiyor. Her yeni Juventus oyucusunun orada edindiğini anlattığı kazanma kültürüne dair tüm klişeler doğru. Antrenörden, fizyoterapiste, görevlisinden mutfak ekibine kadar herkes kazanmak istiyor. Bu bir saplantı. Ve şimdi ben de öyleyim.

Juventus formalarını gördüğümde, bunun bir tünel olduğunu düşündüm. Mermeri düşündüm. Siyah… Beyaz… Hepsi bu. Beni bu kadar uzaklara götürdü. Sıradaki her ne ise, ihtiyacım olanı aldım.

Ciao Davide

Son Yazıları Pırıl Pırıl

Eşik: Christian Eriksen

Yazın kimileri tatil, kimileri transfer yapıyor. Seçimlerin ve yaz sıcağının ortasında pek

Duvar: Juan Carlos Osorio

Birazdan geçmişinden kesitler sunacağım adam; Juan Carlos Osorio’nun hayatı film gibi. Kusura

Messi Beni Öldürüyor!

Lionel Messi, Dünya Kupası devam ederken 32. yaşına basacak. Onunla yıllar içinde

Sapak: Zeljko Buvac

Hepimiz insanlar biriktirir ancak her birini konfor alanımıza sokmadan yaşarız. Bir de
Başa Dön