Futbolun Arka Bahçesi

Ulan İsmail, Ah İsmail..

Orta Saha/Süper Lig

Son yıllarda Fenerbahçe’ye en iyi futbolu oynatan hoca olarak herkesin görüş birliğine vardığı Ersun Yanal’ın koltuğuna oturarak ismini geniş çevrelere duyuran teknik direktör İsmail Kartal, selefinin sıçrama tahtası olarak kullandığı Eskişehirspor’da bu kez ‘mythbuster’lığa soyunarak yine çok dikkat çeken bir performansa imza attı.

Erman:
İsmail Kartal’ın Eskişehirspor macerası kısa sürdü belki ama Türk futbolunun mevcut yapısı ve dinamikleri hakkında uzun uzun konuşulabilecek, ders niteliğinde bir fotoğraf bıraktı arkasında. Trabzonspor’u tartıştığımız yazıda ülkedeki yeni nesil yerli teknik direktörler üzerine küçük bir tespit yapmıştım. Futbol ortamımızda öğretici/eğitici pozisyonlarda çalışan kadrolarda belirgin bir kalite eksikliği var. Ben futbolculuk geçmişiyle özel yer edinmiş çoğu ismin özellikle teorik anlamda gerekli aşamayı kaydetmeden yeni kariyerlerine adım attıklarını düşünüyorum. Yerli futbolcularımızı video analizlerden, topsuz antrenmanlardan hoşlanmıyorlar, taktik detaylara sadık kalmıyorlar diye eleştiriyoruz ya; hocalarımızın da onlardan pek farkı olduğunu iddia edemeyiz sanırım. Bunun bir kültür işi olduğunu hesaba katarsak durum pek sürpriz yaratmıyor.

Bir teknik direktör yedi haftada beş mağlubiyet alan bir takımın başına neden geçer? Retorik anlamda sormuyorum, sebepleri ve vizyonu nedir mesela? Kendini ispatlamak istiyordur, buna ihtiyacı vardır. Süper Lig’deki ilk teknik direktörlük deneyiminde geçen sezon şampiyonluğun en büyük favorisinin başında olan bir adam için geçersiz önerme olması gerekirdi. Peki neyi amaçlamış olabilir? İnandığı bir kadro vardı da sihirli dokunuşlarla ligin dibinden çıkarıp başarı hikayesi yazmayı mı planlıyordu. Bildiğim kadarıyla kulüple temiz kariyerini riske ederek vefa örneği göstereceği, futbolculuk döneminden gelen bir ilişkisi de yok. Büyük bütçeli bir takım da değil; ilgi çekici bir maaş vaat ettiklerini de düşünmüyoruz. E iyi ama neden o zaman?

Kartal’ın ilk sınavında Akhisar deplasmanında puan alabileceğine inanmıştım. Teknik direktör değiştiren takımların reaksiyon maçları oynamaları oldukça doğal ve beklenen bir durumdur. Bu sezon Gladbach, Molde, Sivasspor örneklerini verebiliriz mesela. Hiçbir şey değiştiremezse takım savunmasına etki eder diyerek 0-0 maç skoru şeklinde keyfine bir bahis bile yapmıştım. Yenildiler. Puan alamamıştı belki ama ikinci maçında şansına evinde üretkenlik bunalımındaki bir takımla karşılaşacaktı. Beklenen gün gelmişti; ama İsmail Kartal’ın Eskişehirspor’u Kayserispor’dan 3 yedi. Bu biraz fazla olmuştu. Çünkü bir Tolunay Kafkas takımı topu elleriyle oynamayı müsade etseniz de 3 defa rakip kaleye gitmezdi zaten! Sonrasında rakip son şampiyon Galatasaray, bu maçta da takımına motivasyon aşılayamazsan geçmiş olsun. Sonuç: Hamzaoğlu’nun Jem Paul Karacan’ı 11 başlatacak kadar rahatlıkta geçen 4-0’lık yenilgi. Hiç mi gülmeyeceğiz? Hiç mi mutlu ve huzurlu bir gün geçirmeyeceğiz? Negatif. Osmanlıspor (bu ne lan) karşısında isabetli şut çekemeden kaybedilen bir maç daha.

Futbolculuk geçmişim yok, İsmail Kartal bir şekilde bu yazıyı okusa futbolu bilmediğimi, işlerin o kadar da basit olmadığını iddia edebilir; saygı duyarım. Ancak sosyolojiden ve örgütsel davranıştan biraz anlıyorum. Ve göreve geldiği günden istifa ettiği güne kadar katedilen bir aylık süreç gösteriyor ki; teknik direktörün en azından liderlik, iletişim, kriz yönetimi konularında bu seviyelerde tutunmasını imkânsız kılacak ölçüde zayıflıkları mevcut. Hoca ntvspor’daki kursuna dönüp şansını tekrar denemek ister mi bilmiyorum, fakat naçizane fikrim bir süre medyada gözükmeyip birinci adam olma sevdasından vazgeçmesinin ülke futbolu adına en hayırlısı olacağı yönünde.

Doruk:
Spor medyasında geçtiğimiz seneden bu yana İsmail Kartal’la ilgili birçok şey yazıldı çizildi. Özellikle Fenerbahçe ile kaçırdığı şampiyonluk sezonu manşetlerden inmedi Kartal. Bunun ardından iki olağan şey meydana geldi. İlki Aziz Yıldırım’ın çalıştırıcının görevine son vermesi oldu. Diğeri ise çalıştırıcının Fenerbahçe kimliğini kullanarak Süper Lig’den yeni bir takım ile anlaşması. Tabi Kartal’ın arada geçirdiği oldukça kısa ama etkili Ntvspor yorumculuğu da Eskişehirspor’un başına geçmesinde yadsınamaz bir rol oynamıştı.

Eskişehirspor, İsmail Kartal’ı açıkladığında yüzümü hafif bir tebessüm almıştı. Bu sitede kendisinin ne kadar iyi bir “izleyici” olduğundan sık sık bahsetmişimdir. Fenerbahçe gibi bir takımda çalışıyorsanız haliyle defolarınız pek gün yüzüne çıkmıyor. Ancak can çekişen Eskişehirspor’da durum farklı gelişti tabi. Çok değil geçen sezon kenardan sadece izlediği, yaptığı hamlelerle hocalığını sorgulattığı performanslarının yanı sıra demeçleri ile teknik adamlık karizmasından uzak izlenimler veren Kartal, yeni takımıyla tek bir puan dahi alamayarak ayrıldı kentten. Futbol dünyasında sezon ortasında yeni teknik adam demek, takımın ilk maçtan puan ya da puanlar alması demektir. Buna örnek olarak; önümüzdeki hafta arası Fenerbahçe’ye rakip olacak Molde’nin hocası Ole Gunnar Solksjær, Bundesliga’nın Eskişehir şubesi Hoffenheim’in yeni teknik direktörü Huub Stevens ya da Premier League’nin enkaz takımı Aston Villa’nın başında ilk maçında City’den puan çıkaran menajer Remi Garde ilk aklıma gelen isimler. İsmail Kartal ne ilk ne son, hiçbir maçında puan alamadan noktaladı Es-Es macerasını. Kartal’ın geçen sezonki Beşiktaş derbisinde oyuncu değişikliklerini Emre ve Topal ile istişare etmesini ya da Erciyesspor maçındaki ‘inanılması güç’ penaltı kararının ardından “hakem verdiyse penaltıdır” söylemini kahkaha eşliğinde takip etmiştim. Ancak en komiği, giderken yaptığı; “takıma kan değişimi gerekiyordu” açıklaması oldu. Hocam sen geleli daha bir ay olmadı mı? Sen zaten bu kanı değiştirmek için gelmedin mi şehre?

Kendisi gibi Fenerbahçe geçmişi olan ve sarı lacivertli ekibe oynattığı futbol ile oldukça eleştirilen Aykut Kocaman’ın Konyaspor performansına bakın. Geçtim Aykut Hoca’yı; hem yorumculuğu, hem teknik adamlık becerileri futbolculuk döneminin kıyısından geçmeyen, büyük kaptan Bülent Korkmaz’a bakın. Daha kötü kadroyla Mersin İY ile altı maçta altı puan çıkarmayı başardı. Dedim ya İsmail Hoca iyi bir izleyici diye. İzliyor izlemesine de, okuyamıyor oyunu, müdahale edemiyor. Ya da ettiği müdahaleler ile saç baş yoldurtuyor taraftara. Hocanın kendine has sakinliği, yanlış değişiklikleri ile birleşince de ortaya aklını yitirmek üzere olan bir taraftar grubu çıkıyor. İsmail Kartal’ın Eskişehirspor’un başında geçirdiği bir ay boyunca takım ruh gibiydi. Futbolun gerektirdiklerinden uzak, çaresizliği kabullenmiş bir mantalite ile dört mağlubiyet aldı. Son olarak Osmanlıspor maçının devre arasında, geride giden takımında Lawal’ı kenara alması bandolu taraftarın sabrını taşırdı. Hoca kan değişimi falan diyor da, orası Eskişehir hocam. Orada insanlar futboldan anlıyor.

Konusu gelmişken iki çift laf da Eskişehirspor kulübü ile ülke takımlarımızın hoca seçimlerine edilmeli kanımca. Bizzat tribünde ve şehirde atmosferi yaşayan biri olarak Eskişehirspor taraftarının ne kadar etkili, bilgili ve ateşli bir futbol figürü olduğunun farkındayım. Skibbe ile başlayan sezon İsmail Kartal ve Samet Aybaba ile devam ediyor. Üçü de futbol camiasında zaman zaman üst düzey takımlarda tercih edilse de, yaptıklarıyla başarısız olarak anılmış isimler. Yalnızca on bir haftada üç hoca değiştiren ve birbirinden kalitesiz isimleri seçen Eskişehirspor yönetimi, umarız sezon sonu camiayı PTT 1.Lig faciasının eşiğine taşımaz. Bunun yanında son zamanlarda büyük takımlarda oynamış futbolcuların herhangi bir tecrübesi olmadan, rahatlıkla teknik direktörlük görevine getirildiğine şahit oluyoruz. Son örnekleri Elazığspor’un başına geçen İbrahim Üzülmez ve Denizlispor ile anlaşmanın eşiğinden dönen Arif Erdem. Görüyorum ki birikim, motivasyon, adam yönetimi, karizma gibi Avrupa futbolunun menajerlik kıstası olan etmenler bizim ülkemizde yalnızca birkaç kelime öbeği. Yazıyı, konu başlığımızla ilintili olarak, ülkenin en güzel insanlarından kurulu Grup Vitamin şarkısı ile bitiriyorum. Buyurun aşağıya.

 

Son Yazıları Orta Saha

Kabak Tadı

Bu yıl New York City’nin başına geçene dek, son 10 sezonunu Guardiola’nın

Plastik Kulüp: RB Leipzig

Almanya’nın iki yakasının birleşmesinden bu yana Leipzig’in en fazla zikredildiği günleri yaşıyoruz.
Başa Dön