Futbolun Arka Bahçesi

Teşekkürler Futbol; Yaya Toure ve Yacine Brahimi

Orta Saha

Bu yazı Yaya Toure ve Yacine Brahimi’nin hayat hikayelerinin, ışıltılı bir biçimde değişimlerinin hikayesi. Fildişi Sahili ve Manchester City’nin orta sahası Yaya Toure hayalperest olduğunu kabul ediyor: “Uyanırdım, ve hayal ederdim”

Eski Fransız futbolcu Jean-Marc Guillou bir gün Yaya’nın gözlerindeki ışığı farkeder ve onu Fildişi’nin en büyük takımlarından ASEC Mimosas of Abidjan takımının futbol akademisine, MimoSifcom’a götürür. O sıralarda Yaya’nın abisi Kolo, hali hazırda bir Asec Mimosas futbolcusudur ve Arsenal’e transfer olmak için gün saymaktadır. İki kardeşin yolu daha sonra Manchester City çatısı altında birleşecektir. Guillou, genç Toure’nin yeteneklerinden ve hırsından çok etkilenir. Onu şu cümlelerle anlatır; “Bana onun Kolo’nun kardeşi olduğunu söylediklerinde, kesinlikle abisinden daha iyi dedim. Onun için her şey çok kolay görünüyordu. Kararlı ve ne istediğini bilen birisiydi. Sonra içimden şunu geçirdim; bu çocuk eninde sonunda Altın Ayakkabı ödülünü kazanacak.”

2001 yılında Belçika’nın KSK Beveren takımına teknik direktör olarak giden Guillou, Yaya Toure ile birlikte MimoSifcom Akademisi’nden 4 genç futbolcuyu da yanında götürür. Belçika’da geçen iki buçuk sezonun ardından Yaya Toure 2 milyon Euro bonservis bedeliyle Ukrayna’nın Metalurh Donetsk takımının yolunu tutar. Dört sezon içinde önce Olympiakos’a ardından da Monaco’ya düşer yolu. Olympiakos’ta oynadığı günlerde -bugün de hala Yaya Toure’nin menajerliğini yapan- Dimitri Seluk’un dikkatini çeker. Bu, Yaya’nın hayatındaki değişim anlarından biridir. Seluk’la tanışması, Yaya’nın her zaman hayalini kurduğu Barcelona’da oynama ihtimalini de mümkün kılar. Çocukluğunda hayal olan bu transfer, 2007 Ağustos’unda gerçek olur. Toure Barcelona’daki günlerini şöyle özetliyor; “Benim için dünyanın en iyi takımıydı. Her pozisyonda, mevkisinin en iyisi vardı. Messi yetişiyordu, Eto’o dönemin en iyi forvetiydi. Thierry Henry İngiltere’den müthiş bir deneyim ve kariyerle gelmişti. Xavi ve Iniesta kariyerlerinin en iyi dönemlerindeydi. Barcelona’da kulüpte kazanma mantalitesini öğrendim ve kazanma alışkanlığını edindim.”

Barcelona’nın futbolda alınabilecek 6 kupayı da aldığı şaşalı sezonda kadronun en önemli parçalarından birisiydi Toure. Aynı zamanda o yıl, Şampiyonlar Ligi’ni kazanan ilk Fildişi Sahilli oyuncu olma unvanını da elde etmişti. 2010’da kardeşinin çabaları sayesinde 30 milyon € bonservis bedeliyle Manchester City’e transfer oldu. 2011 FA Cup finalinde bir gol attı ve City’nin 44 yıllık geçmişinde ilk lig şampiyonluğu kazanmasında çok önemli rol oynadı. BBC Radio’nun Manchester temsilcisi Ian Cheeseman Toure’yi “O bir katalizör. Takımın merkezindeki doğru isim” sözleriyle anlatıyor. Yaya Toure Manchester’e transfer olduğundan beri City, 2 lig şampiyonluğu, 2 FA Cup, 1 lig kupası ve bir de  FA Community Shield kupasını müzesine götürdü. Fildişi Sahili’nin kaptanı şu sıralarda Barcelona yıllarında da hocalığını yapan Pep Guardiola ile anlaşmazlık yaşıyor. Eskisi gibi, tahtaya ilk 11 yazıldığında en üstte Yaya Toure yazmıyor artık. Toure, 2013 yılında Birleşmiş Milletler iyi niyet elçisi olarak atanmış ve Afrika’daki kaçak avcılığa karşı mücadele etmişti. Menajeri Seluk, Toure’nin insani yönünü şu güzel cümleyle özetliyor; “O gerçekten olağanüstü birisi. Yaya bir gün Nelson Mandela gibi olursa hiç şaşırmayacağım.

Sadece Toure değil, Cezayirli forvet Yacine Brahimi de çocukluğunu büyük futbol hayalleriyle geçiren bir diğer isim. Bugün Porto’da forma giyen Afrikalı futbolcu, baş koyduğu bu sporun kendi geleceği olacağına karar verdiği anı şu şekilde aktarıyor: “Çocukken futbol oynamak benim için bir zevk ve tutkuydu. Sonrasında bir saplantı halini aldı. Hayatımın büyük kısmını futbol oynayarak geçirmeye karar vermekte zorlanmadım.”

Brahimi hemen hemen 13 yaşlarında bir çocuk iken, Paris’in varoşlarında Olympique Vincennes adındaki bir kulübün alt yaş akademisine girer. Kısa süre sonra, kısmen daha prestijli bir kulübün altyapı hocaları ondaki cevheri fark eder. Bir aşama sonrasında ise iki bin kişinin katıldığı Fransa ulusal futbol akademisi seçmesinde, Jean Claude Lafargue bir tek Brahimi’nin elinden tutar ve onu götürür.  “O çok küçük ama dinamik, çevik ve güler yüzlü” diyor Lafargue. “Futbol onun damarlarının içindeydi. Onu oynarken izlemek müthiş keyifliydi. Aradığımız profili bulmuştuk. Bu profildekiler diğerleriyle aynı şeyi yapmazlar. Farklı bir top kontrolüne sahiptirler. Brahimi gibiler oynadığında bir ışık yakarlar ve oyunu aydınlatırlar.” 

Brahimi ardından Patrick Rampillon tarafından Rennes kulübüne transfer edilir. Rennes’e tekrar döneceği güne kadar Clermont-Ferrand kulübüne kiralanır. Arsenal ve Real Madrid gibi büyük takımların da ilgisini çektiği günlerde sakatlık geçirir ve hayatındaki değişiklikler bu noktada başlar. “Futbol olağanüstüdür” diyerek İspanya’ya transfer olma sürecini anlatmaya başlıyor Brahimi; “Rennes için bir maçta oynadım ve kendimi bir hafta sonra Nou Camp’ta Barcelona’ya rakip olarak buldum. Açıkçası Granada’yı bilmiyordum, internetten araştırdım. En yakın arkadaşım ‘Granada haftaya Real Madrid ile oynuyor’ dediğinde çok şaşırmıştım. Çünkü ben Granada’nın ikinci ligde oynadığını düşünüyordum. Araştırdıktan sonra anladım ki La Liga’da mücadele ediyorlar. Menajerimin beni aradığını hatırlıyorum, bana şöyle söyledi; ‘Yacine, yarın uçuşumuz var. 24 saatten az bir vaktimiz var.’ Ve direkt olarak Granada’ya gittik.”

Granada ile kendisinin de gol attığı maçta Barcelona’ya karşı sürpriz bir galibiyet aldılar. Kadronun değişilmez ismi oldu. İkinci sezonunda La Liga’daki en iyi Afrikalı oyuncu seçildi. Bu ödül, milli takım seçiminde Fransa yerine Cezayir’i tercih etmesinde tetikleyici bir etkendi. Cezayir’le 2014 Dünya Kupası’na giden Brahimi, ülkesinin son 16’ya kalmasında önemli bir rol oynadı ama bu aşamada turnuvanın galibi Almanya’ya uzatma dakikalarında yenilerek Brezilya’ya veda ettiler. Ve artık Brahimi yeni bir kilometre taşı için daha hazırdı. Adres, Portekiz oldu. Ancak yeni kulübünde kurulan düzene kendini kabul ettirmesi pek kolay olmayacaktı. Porto günleri kolay değildi. “Eksik olan ne bilmiyorum” diyor Brahimi konuyla ilgili olarak. “Buraya Porto ile başarılar elde etmek için geldim. Bir futbolcunun kariyeri, kazandığı zaferlerdir. Şu ana kadar şanslı olamadım. Çok kolay olmasa da güçlü kalmaya ve ilerlemeye devam etmek zorundayım. Başarısızlıklarımızdan bir şeyler öğrenmeliyiz.

Bu yazının yazıldığı ve bizim de çeviriyi yaptığımız tarihte henüz Crystal Palace-Manchester City maçı oynanmamış, Yaya Toure 23 Nisan 2016’dan beri forma bulamamıştı. Ardından buzlar eridi ve Pep-Seluk-Yaya üçgeninde mutabakat sağlandı. Palace deplasmanında alışık olduğu yerinde, ilk 11‘deydi. 39 ve 83’üncü dakikalarda attığı iki golle takımına üç puanı getirdi ve maçtan sonra da “Pep Guardiola’nın bir gün bana ihtiyaç duyacağını biliyordum” demecini verdi. Yaya Toure hak ettiğinden fazlasını almamıştı! Fildişili yıldız için işler düzeldi ve bugünden sonra da iyiye gidecekmiş gibi görünüyor. Peki ya Brahimi? Bakalım şu sıralar kötü günler geçiren Brahimi de talihini yeniden döndürebilecek mi?

Aljazeera.com‘da yayınlanan yazının orjinaline, buradan ulaşabilirsiniz. 

Son Yazıları Orta Saha

Kabak Tadı

Bu yıl New York City’nin başına geçene dek, son 10 sezonunu Guardiola’nın

Plastik Kulüp: RB Leipzig

Almanya’nın iki yakasının birleşmesinden bu yana Leipzig’in en fazla zikredildiği günleri yaşıyoruz.
Başa Dön