Futbolun Arka Bahçesi

Futbol ve Taraftarlık Üzerine

Orta Saha

Bu yazıyı okuyorsanız muhtemelen bir futbol tutkunusunuz. Her futbol tutkunu gibi bazı takımlara sempati duyuyor, kişisel ajandanızı maç saatlerine göre düzenliyorsunuz. Takımınızın kaderini şekillendirmeye can atıyorsunuz; oyun stratejisi ve kadro seçimi daima aklınızın bir köşesinde. Kulübün selameti için web sitelerinde katkı vermeye çalışıyor, yeri geliyor hiç tanımadığınız kişiler üzerinden arkadaşlarınızla tartışmalara giriyor, etki etme şansınızın olmadığı şeyler için üzülüyor veya havalara zıplıyorsunuz. Tasarım harikası formalarınız, göz alıcı kramponlarınız yok; bir futbol topuna dokunalı belki de yıllar olmuş. O efsunlu yeşil dikdörtgenin içindeki aktörlerden biri değilsiniz. Aklıselimle düşünüldüğünde bu davranışlarınızın mantıklı bir izahını bulmak mümkün değil.

Merkez/Çevre diyalektiğini kullanmak, futbol dünyasını eksiksiz açıklamak için yeterli olmasa da belli ipuçları yakalamamızı sağlayabilir. Sistemin periferisindeki yüz milyonlarca insan (izleyici) olarak bir futbolcu, teknik direktör, hakem veya yönetici olmamız oldukça zor. Bir zamanlar bunları hayal etmiş hatta denemiş; bu hedeflerimizden bazı şanssızlıklar yüzünden sapmış da olabiliriz. Ancak kabul etmek gerekir ki çizginin ışıl ışıl parlayan tarafındakiler biz değiliz ve bu heveslerimizi simülasyon oyunlarına kanalize etmekten başka bir şey gelmiyor elimizden.

Buna karşın bu devasa ekosistemin varlığını idame ettirmekle yetinmeyip, onu besleyerek gelişmesini sağlayan da yine bizleriz. Dudak uçuklatan yayın anlaşmaları, uluslararası şirketler seviyesinde ciro yapan taraftar marketleri, sadık müşterilerine memnuniyet garantisi sunmasa dahi koltukları boş kalmayan dükkânlar… Sansasyonel transfer ücretlerinin, kazanmayı hayal dahi etmediğimiz futbolcu maaşlarının, ucu bucağı olmayan amansız mücadelelerin sembolik anlamda sebebiyiz her birimiz. Bu ikircikli durumun arkasında biraz mana aramaya çalışalım o halde.

Liverpool’un efsane İskoç teknik direktörü Bill Shankly’nin meşhur “futbol yaşam veya ölüm meselesi değil; ondan çok daha fazlasıdır” sözü endüstriyel futbolun esamesinin okunmadığı bir dönemde söylenmiş olabilir. Hayata realist bir perspektiften bakan kişilerce mübalağalı bir anlatım olduğu da düşünülebilir; ancak futbolun gezegendeki hatırı sayılır miktardaki insanın yaşamının birçok noktasıyla derin temaslar kurduğu yadsınamaz.

“Stadyumlarda günlük hayatta kullanılmayan bir dil vardır. Taraftarlar takımlarına ait olduğu belli olan kıyafet ve aksesuarlarla birleştirici bir kimliğe bürünür; marş söyleyerek, tezahürat ederek, çeşitli jestlerle ruhani bir arınma sağlarlar.”

Taraftar olmak, yani altında anlamlı bir nedeni olmak zorunda olmayan anlık bir seçim, her şeyden önce insan doğasının ihtiyaç duyduğu pek çok duyguya erişmemizi sağlayan bir durum. Bir takımı desteklemeye karar verdiğinizde o takımın patronu sizsinizdir artık. Takımın güçlü ve zayıf yönlerini en iyi siz biliyorsunuzdur; transfer edilmesi gereken oyunculardan, bilet fiyatlarının ne kadar olması gerektiğine; forma dizaynlarından, stadyumdaki çim zeminin kondisyonuna kadar kulak arkası edilmemesi gereken fikirleriniz vardır artık. Aynı zamanda kulübün ve kültürün bir parçası haline gelirsiniz, ailenin fertlerinden biri olursunuz. Sahiplik ve aidiyetin aynı anda yoğun bir biçimde ortaya çıkması müthiş değil mi?

Futbolun katarsis özelliğini hesaba katmak gerek. Canlı bir futbol maçı izlemek sosyal anlamda kapsayıcı bir hobidir. Stadyumlarda günlük hayatta kullanılmayan bir dil vardır. Taraftarlar takımlarına ait olduğu belli olan kıyafet ve aksesuarlarla birleştirici bir kimliğe bürünür; marş söyleyerek, tezahürat ederek, çeşitli jestlerle ruhani bir arınma sağlarlar. Sıkıntı, mutsuzluk, düş kırıklığı gibi yoğun ve bastırılmış duygulardan kurtulmayı sağlayan toplumca kabul edilmiş bir hava menfezidir adeta.

Juventus vs. Inter
Çılgın Juve Taraftarı

Sosyal Bilimler alanında 20.yüzyılın en saygın kitaplarından biri olarak gösterilen ‘Kitle ve İktidar’da, Elias Canetti, insanların genlerinde kodlu olan dokunulma korkusunu sadece kitle içerisinde bertaraf edebileceğini öne sürer. Bir topluluk içerisinde yoğunlukla doğru orantılı biçimde ‘rahatlama’ temayüz eder; korku yerini coşkuya bırakır. Yazar, insanların mevki, sosyal konum, mülkiyet ayrımları neticesinde kendi aralarında mesafeler oluşturduğu gibi bir tespit yapıyor; bu mesafelerin yaşamlarında bir yük haline geldiğini ve bir tür deşarja ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Bu noktada çarpıcı bir alıntı yapmak istiyorum:

“İnsanlar mesafe yüklerinden ancak hep birlikte kurtulabilirler; kitle içinde olan da işte budur. Deşarj sırasında ayrımlar bir kenara atılır ve herkes kendini diğeriyle eşit hisseder. Arada neredeyse hiçbir boşluğun kalmadığı o yoğunluk içinde, vücut vücuda abanır, her bir insan diğerine kendisine olduğu kadar yakındır; sınırsız bir rahatlama hissi ortaya çıkar. İşte insanlar hiç kimsenin diğerinden daha üstün ya da daha iyi olmadığı bu mutlu an uğruna bir kitle oluştururlar.” (kitle ve iktidar; ayrıntı; 2006; s.19)

İşin en güzel yanı da futbol oyunun taraftarlara o deşarj anını sürekli olarak vaat etmesi. Kıta ölçeğindeki en görkemli turnuvanın geçen sezonki final maçını hatırlayın; sadece altı ay geriye gitmemiz yeterli. Sergio Ramos’un attığı golün hemen sonrasında her iki Madrid kulübüyle somut bir bağı olmayan insanların (en basitinden kendinizin) nasıl tepkiler verdiğini düşünün: Dünya üzerinde maçı izlediği tahmin edilen 400 milyon kişiyi ortak paydada buluşturan, kimilerini kahreden, kimilerini mutlu eden sihirli bir dokunuş.

sergioramos
Sergio Ramos’un Atleticolular’ın partisini bozduğu an..

‘Sosyal kimlik teorisi’, özellikle karmaşık iş dünyasında büyük ölçekli şirketlerde popülerleşmeye başlayan psikoloji bilimi çıkışlı bir kavram olsa da üzerinde kafa yorduğumuz bu meseleye cuk oturuyor. Sosyal kimliğin anahtar parçası olan aidiyet duygusu sebebiyle insanlar -maçları kazansın veya kaybetsin- takımlarını desteklemeye devam eder. Bir Schalke taraftarını takımı on yıl boyunca başarıya ulaşamasa dahi sarı siyah bir Dortmund forması içerisinde göremezsiniz. Diyebiliriz ki, ruhani haz, kötü veya iyi performansın değil sosyal kimliğin belirlediği bir tatmin aracıdır.

Sosyal ve ailevi ilişkilerin sağlıklı bir biçimde yürütülmesinde futbol önemli rol oynayabilir. Araştırmalar, maç izleyen insanların yüzde doksanının bu eylemi tek başına yapmadıklarını ortaya koyuyor. Yani ailemiz, okul arkadaşlarımız veya iş arkadaşlarımızla paylaştığımız bir aktivite bu; ister televizyon karşısında ister canlı olsun. Yine sosyal eşitleyici olarak daha iyi bir örnek verilemez; kültürel/akademik geçmişi ne olursa olsun insanları birbirine bağlayan bir platform futbol. Basit bir oyun, yorum yapılması güç değil ve bu yanıyla normal hayatında iletişim kurmakta zorlanan, utangaç bireyler için güzel bir şans oluyor. Aile hayatını düzenleyici etkileri hakkında konuşmaya gerek dahi yok; bir babanın oğluyla kuracağı iletişime nasıl katkı sağlayabileceğini düşünün; ya da ilk futbol maçına kiminle gittiğinizi…

Futbol, iki gruba ayrılmış 22 insanın birbirine üstünlük kurma çabasından ibaret değil elbette sadece. Avrupa’nın en etkili kültürel yapıştırıcılarından olduğu gibi; uygarlığı, tarihi, siyaseti anlamanın yollarından biri aynı zamanda dikkatli gözler için. Örneğin, Irvine Welsh’in yeraltı edebiyatının kült eserlerinden sayılan ‘Trainspotting’inde, ‘Demir Leydi’ Margaret Thatcher’in sömürgeci muhafazakâr politikalarına karşı ekonomik anlamda dibe vurmuş İskoç gençliğinin futbol ile nasıl bir kaçış noktası yakalamaya çalıştığını görebilirsiniz ve bu hâlen gündemde olan siyasi bir konuya bakış açınızı değiştirebilecek bir bağlam yaratabilir. Veya az önce yaptığımız gibi Lizbon’a bir ziyarette bulunuruz, makarayı bu defa elli atmış sene geriye sardığımızda karşımıza “fado, fatima, futebol” diyen Salazar çıkar; futbolun tarih ve kültür mozaiğinin içinde nasıl dehşetengiz bir yer işgal ettiğini idrak edebiliriz.

Ne diyorduk; futbol asla sadece futbol değildir.

Son Yazıları Orta Saha

Kabak Tadı

Bu yıl New York City’nin başına geçene dek, son 10 sezonunu Guardiola’nın

Plastik Kulüp: RB Leipzig

Almanya’nın iki yakasının birleşmesinden bu yana Leipzig’in en fazla zikredildiği günleri yaşıyoruz.

Forest Jump

Nottingham Forest 1976’dan itibaren 4 yıl içinde eşi benzeri bulunmayan bir dönüşüm
Başa Dön