Futbolun Arka Bahçesi

Bir Başkaldırış Hikayesi: Altınordu

Orta Saha

Herkes konuşur altyapının önemini. Program yapan yorumcudan, esnaf muhabbeti yapan berbere kadar hepsi aynı noktaya dikkat çeker; altyapının önemi! Ülkemizin en büyük sorunu eğitim gibi, futbolumuzun da en büyük sorunu altyapı. Bu işi en iyi yapan ülke kuşkusuz son dönemdeki kararlı planlamasıyla Alman takımları; Dortmund, Freiburg, Schalke ya da Bayern… Liste Barcelona, Real Madrid, Atletic Bilbao, Manchester United, Anderlecht, Lyon, Feyenoord diye uzayıp gider. Peki ya ülkemizde? Ligimizde Beşiktaş ve Gençlerbirliği bu alanda hep önde tutulan kulüpler olmuştur. Son döneme bakıldığında Ankara temsilcisinin büyük çapta futbolcular yetiştirdiğini söylemek güç; ya da ikinci bir Necip’i hala gören olmadı. Bu satırlarda altyapı işini layıkıyla yapan bir takımdan bahsedeceğim. Bu işe popülarite uğruna soyunmayan bir başkan, onun hamlelerine birikimiyle destek olan iyi bir medya ilişkileri yöneticisi ve projenin meyvelerini veren futbolcular konuk olacak bu yazıya.

Bu satırları Altınordu‘nun yabancı futbolcu oynatmadığını bilmeyen biri okumuyordur kanımca. İşin ilginci şu an kadrosunda tek bir yabancı isim bulundurmayan Altınordu’nun, 1965‘te Türkiye liglerine ilk yabancı topçuyu getiren kulüp olması. O günden bu yana çok sular aktı tabi. Ancak en az bunun kadar ilginç olan bir konu da Altınordu’nun çıkış noktası.

Takvim yaprakları 12 Haziran 2012’yi gösterdiğinde Seyit Mehmet Özkan Bucaspor‘dan ayrılma kararı alıyor. Neden mi? Nedeni; eşsiz ideolojisiyle Türk futboluna kazandırdığı Salih Uçan. Bucaspor o sezon Salih’i Fenerbahçe’ye sattığında kasasına 1.5 milyon avro gibi kendileri için hatırı sayılır bir meblağ koyuyor. Özkan yönetim kurulunda Salih Uçan‘ın satışından kaynaklı bu paranın dörtte birinin sözleşme gereği altyapıya harcanmasını talep ediyor. Amaç Türk futbolunda eksik kalan kendi özkaynağını kullanma fikrinin hayata geçirilmesi. Kulübün ülkeye örnek olması. Altyapıdan çıkan bir futbolcunun kazandırdığı para ile kulübün bünyesinde yeni futbolcular çıkması ve sistemin çalışır olduğunun kanıtlanması. Defalarca yinelenen bu talep kabul görmüyor ve 12 Haziran 2012 günü Seyit Mehmet Özkan, Bucaspor’a ‘yokum’ diyerek kulüpten ayrılıyor. Şu sıralar kulübün medya ilişkileri yöneticisi olan 25 yılı aşkın süredir futbol ve medya sektörü üzerine çalışmalarda bulunan ve Seyit Mehmet Özkan ile 2006 yılından bu yana birlikte çalışan Ali Ergöçmez o günü şöyle anlatıyor; “Seyit Mehmet Özkan ideallerini diğer kulübün (Bucaspor) ardından yeni bir camiada gerçekleştirmekte kararlıydı. Tarafından bir mail aldım. Isparta Emrespor’u almak için harekete geçmişti. O dönem Altınordu ise küme düşmüştü ve cuma günü kongreleri vardı. İzmir ekibiyle kontak kurup, durumdan ve projeden bahsettim. Olumlu yaklaştılar. Bu konuşmalar sabaha karşı 05.00’de yaşandı. Özkan’a bahsetmek için sabahı bekledim. Sabah olduğunda kendisini Çeşme Kocakarı plajında bulabileceğim bilgisi geldi. Kulüple bağını koparmış olmasına rağmen, diğer kulübün genç futbolcularıyla denize giriyordu. Bu bir babayla çocuklarının vedalaşmasıydı aslında… Bozmadan bir saat boyunca kendisinin futbolcularla olan aktivitesinin btimesini bekledim. Durumdan bahsettiğimde heyecanlı ancak temkinliydi. Diğer kulüpte yaşadığı sıkıntılardan dolayı Altınordu’nun şirketleşmesi halinde bu projenin hayata geçebieceğini söyledi. Çok kısa zaman içinde Altınordu ile görüştüm ve şirketleşme konusunda onay aldım. 3 Ağustos 2012 günü Altınordu A.Ş kuruldu.” Bir şafak operasyonu ile hayata geçen Altınordu A.Ş. kurulduğunda iki futbolcu, yirmi taraftar ve Yeşilyurt’ta harap bir tesisi vardı devralınan…

İlk iş olarak Seyit Mehmet Özkan Bucaspor’dan kendisi ile devam etmek isteyen futbolculardan, güvenlik görevlilerine, aşçıdan, masöre herkese kucak açtı. Kendisine inanan 80 genç futbolcu ve yaklaşık 30 personel Altınordu Futbol Yatırımları A.Ş’ye katıldı. Özkan, gelen 80 oyuncunun bonservisine karşılık eski takımında alacağı olan ciddi miktardaki parayı da almaktan vazgeçti. İki topçu ve sıfır tesisten bugüne gelinen nokta ise dudak uçuklatıcı.

5461 futbolcu, Selçuk Efes, Yeşilyurt Sait Altınordu Futbol Eğitim Kurumu ve 80 dönüm üzerine inşa çalışmaları süren Torbalı Altınordu Futbol Meslek Okulu, 14 saha ve futbolcuların kalmaları için 5 yıldızlı otel standardında odalar… Üç buçuk yılda gelinen bu noktayı, bu işi yapan adam kendi deyimiyle ‘Don Kişot’ Seyit Mehmet Özkan, ’25 sene yol aldık’ şeklinde ifade ediyor. Futbol Meslek Okulu Torbalı tesisin açılışında durumdan ‘köşeyi döndük’ şeklinde bahsediyor. Bu zihniyette olan bir adamın köşeyi dönme anlayışıda böyle oluyor haliyle. Özkaynaktan yararlanmak, yani başarının kendi içinde olduğu fikrine sahip olan başkanın çıkış noktası günümüzden 40 yıl öncesine dayanmakta.

1975 yılında Serpil Hamdi Tüzün o zaman Beşiktaş camiasında ilk kez bu kelimeyi zikrederek özkaynağın önemine vurgu yapıyor. İşte bu sebepten geçtiğimiz günlerde Torbalı’da hizmete giren üç sahanın isimlerinden biri de Serpil Hamdi Tüzün’ün ismini taşımakta, bir nevi vefa borcu anlayacağınız. Kırk yıl önce yapılan bir çıkarım, günümüzde hayat buluyor. Çıkarımı yapan Tüzün ise şu sıralar kimsenin hatırlamadığı bir insan. Değerlerine sahip çıkan güzel ülkemin, güzel bir örneği. Özkan’ın 25 yıllık hayalimdi dediği Altınordu Futbol Meslek Okulu’nun yeni tesisi Torbalı’da kalan iki sahaya ise Doğan Emültay ve Gündüz Tekin Onay isimleri verildi. Sebebi bu projenin ışığı olmaları.

Yazının başından beri başkana neden ismiyle hitap etmediğimi merak etmiş olabilirsiniz. Çünkü en sevmediği şey kendisine başkan(ım) denilmesi, Seyit Mehmet Özkan durumu “işleri yapmak için, üretmek için alçakgönüllü olmak lazım” sözleriyle özetliyor. Egolardan uzak duran Özkan, altyapı kadar medyaya da saygı duyan çok centilmen bir beyefendi. Bütün bu yatırımı, ve organizasyonları, gençlerin geleceği için ortaya koyduklarını, karşılık beklemeden ve samimiyetle, bu toprakların çocukları için yapıyor. Zaten, henüz herhangi bir takım hocası, taraftarı veya velisinden kendisi hakkında en ufak bir negatif söz duymadım. Herkes onu ve yaptıklarını takdir etmekte. Kendisiyle yaklaşık 10 yıldır çalışan iletişimci Ali Ergöçmez kendisini “Günün 17 saati çalışan ve sürekli yenilik peşinde olan biri” şeklinde tanımlıyor ve ekliyor da “Çevresinde çalışan 100’e yakın gönüllü (personel) insanı da bu işin içine katarak yol almaya çalışan bir lider”. Bu tip düşünen insanalar Özkan’ın yalnızca iş arkadaşları değil, örneğin şimdilerde Yeni Malatyaspor’un başında kulübe rakip olan ve kariyerinin büyük kısmında Avrupa’da geçirmiş, oranın kültürüne sahip İrfan Buz, geçtiğimzi yıl U-12 Cup‘ı yerinde takip etmiş ve sohbetimiz sırasında turnuvadan duyduğu memnuniyeti dile getirmişti. Seyit Mehmet Özkan Türk futbolunun içinde olduğu durumu çok da iyi kavramış bir insan. “Kulüplerimiz yatırımlarını günü kurtarmak adına yapıyor.” diyor. Bu sözü söylediğinde altyapı günlerime dönüyorum. Oyuncudan çok maçı kazanmayı düşünen antrenörler/koçlar geliyor aklıma. Türk futbolunun geldiği noktada o günlerin yansıması gibi adeta. Şimdilerde de büyük takımlarımız günü yani sezonu kurtarmak adına transferler yapıyor, oyuncu tercihlerinde bulunuyor. Kendisi bu problemin farkında ve işe günü kurtarmak değil, oyuncu yetiştirme misyonunu oturtmak ile başlamış.

Ajax, Porto gibi bu işe rol model olmuş kulüpleri ya da Alman ekolü takımları konuk ediyor tesislerine, onlara konuk oluyor. Bu bağı bu kadar kısa sürede sağlaması gerçekten takdire şayan. Özellikle Avrupa’da yetiştirici rol oynayan takımlarla iyi kontaklar kuran Altınordu, kardeş kulübünü de Atletic Bilbao olarak seçti. Altınordu’nun en büyük artısı, sadece futboldan değil  “Çocuklarımız ne kadar çok uluslararası, ulusal ya da yerel spor karşılaşması yaparlarsa o kadar kendilerini geliştirirler” diyerek futbolun dilinden de anlayan bir başkana sahip olması. Buyurun sporculuk geçmişi olan insanları anında yakalayan bir nokta daha. Ülkeyi bir ’yabancı cenneti’ olarak tanımlayan Seyit Mehmet Özkan bu yatırımı kaynak israfı olarak adlandırıyor. Haklı da. Günümüzde Altınordu, A takıma yaptığı yatırımın üç mislini altyapıya yapmakta. A takıma ayrılan bütçenin iki katını altyapı kullanıyor. Tıpkı Euro 2000‘den enkazla çıkıp, aynı tarz bir yatırımı altyapı tesislerine yapan, yazının başında bahsettiğim Bundesliga temsilcileri gibi.

Altınordu’nun çok net bir felsefesi var o da ‘üretmek’. Bu üretimi Avrupa standartlarında eğitim vererek, yetenek düzeyinde çocuk ayırmaksızın her bir gence uyguluyorlar. Çok kısa bir sürede projenin meyve verdiğini görmek güç değil. 1977 yılında Altınordu forması giyen Volkan Yayın, 2. ligden milli takıma seçilerek, alt ligden A milli takıma giden ilk futbolcu olmuştu. O günden bu yana neredeyse 40 yıl geçti ve PTT 1. Lig‘de mücadele eden Altınordu yine bir futbolcusunu milli takıma yolluyor. Çağlar Söyüncü sadece Fatih Terim’in ve haliyle bizlerin değil M. City, Köln ve Freiburg gibi takımların da dikkatini çekmiş durumda. Öyle ki bu takımların scoutları ‘en çok sorun yaşadığımız bölgelerden olan stoper mevkisi’nin yıldız adaylarından Çağlar’ı izlemeye Türkiye’ye geliyor. Çağlar diğer arkadaşları gibi Altınordu sisteminin bir ürünü. Menemen Belediyesi’ndeki futbol hayatına forvet olarak başlayan Çağlar, 2010 yılında Bucaspor tarafından düzenlenen bir turnuvada keşfediliyor. Çağlar, Özkan ve ekibinin futbol mantelitesi hakkında “futbolda her şeyi bilinçli yapıyorlar, doğaçlama değil” diyerek çok doğru bir tespitte bulunuyor.

Sadece o da değil Altınordu altyapısının yetiştirdiği ve Antalyaspor’a transfer olan Halil İbrahim Tuna ya da henüz 18 yaşında olmasına rağmen oldukça olgun bir futbol ortaya koyan Cengiz Ünder, Yusuf Acer gibi. Altyapıdan çıkan bu yetenekler uzar gider. Alican, Alim Harlak, Berke, Kerim ve Fatih…

Altyapı tesis demek değildir. Ülkemizde üst düzey kalitede tesisleri olan Süper Lig takımlarımız mevcut. Altyapı tesis değil, hizmettir. Altınordu Futbol Meslek Okulu‘nda futbolculara diyetisyen, psikolog, yabancı dil eğitmeni gibi yüksek standartlarda hizmet sunulmakta. Hatta bu eğitimlerde gözüme çarpan çok ekstra bir nokta daha var; medya ilişkileri. ‘Topçular eğitimsiz olur’ algısı ülkemizde uzun yıllardır süregeliyor. Medya ilişkilerinin genç futbolcu adaylarına verilmesi işin ne kadar profesyonel yönetildiğine dair örneklerden sadece biri. Genç futbolcu adayları tiyatrodan, müzeye birçok etkinliğe dahil edilerek hayata hazırlanıyor. Toplum içinde nasıl iyi bir yer edinmeleri konusunda eğitiliyor. Bütün bunlar arkasında da Özkan ve onun ideolojisine inanarak kendisini bu muntazam şekilde kurulmuş sisteme ait hisseden tüm inanmış kişiler var.

Şu sıralar Barcelona, Manchester City, Atletic gibi kulüpler bu projenin takipçisi. Tamamen kendi doğruları ve ilkeleriyle hareket eden Altınordu, hedeflediği başarı piramidinde, 100. yılında ülkesini Avrupa kupalarında temsil etme gayesinde. Altyapıda da adeta bir turnuva takımı hüviyetindeler. Hayata geçirdikleri birçok turnuva arasında en çok ilgimi çeken İzmir U-12 Cup. Geçtiğimiz sene 21’i yabancı 48 takım ile yapılmıştı, bu yıl hedefi büyüttüler ve bu kez 72 takım davet edildi. Bence bu turnuvadaki temel nokta ise bir sosyal sorumluluk projesine imza atılmış olması. Futbola Bir Şans Ver projesi ile Avrupa çapında imkânı olmayan ve 12 yaşındaki çocuklardan oluşan 7 takıma ek ülkemizden bir takım turnuvaya eklenecek ve 80 takımlı bir turnuva gerçekleştirilecek. Bunun yanı sıra kulübün down sendromlu çocuklar için hayata geçirdiği +1 adında çok özel bir projesi de mevcut.  Altınordu sıfır noktasından geldiği bu eşsiz oluşumu İyi Birey, İyi Vatandaş, İyi Futbolcu mottosuyla nitelendirmiş durumda, siz nasıl tanımlarsınız bilmem ama ben Türk futboluna bir başkaldırış olarak görüyorum.

Son Yazıları Orta Saha

Kabak Tadı

Bu yıl New York City’nin başına geçene dek, son 10 sezonunu Guardiola’nın

Plastik Kulüp: RB Leipzig

Almanya’nın iki yakasının birleşmesinden bu yana Leipzig’in en fazla zikredildiği günleri yaşıyoruz.

Forest Jump

Nottingham Forest 1976’dan itibaren 4 yıl içinde eşi benzeri bulunmayan bir dönüşüm
Başa Dön