Futbolun Arka Bahçesi

Balık Baştan Kokar

Mini Bar/Süper Lig

Sezonun ikinci yarısının başlamasıyla birlikte ligin heyecanı ve stresi bir tık ileriye taşındı. Şimdiden söyleyeyim bolca hakem hatası, eyyam, şike ve saçmalıkla karşı karşıya kalacağız, hazırlıklı olun. Futbol endüstrisinin günümüz Türkiye’sinde nasıl temel bir obje olduğunu söylememe gerek yok. Sevinçlerimizin ve üzüntülerimizin önceki akşam takımımızın aldığı sonuca göre değişebildiği bir ruh haline sahibiz. Hatta daha ileri gitmek gerekirse ertesi gün işe veya okula gitme arzumuzda bile değişimlere sebep oluyor. İnsanın kendisini bir kulübe veya camiaya ait hissetme iç güdüsü önlenemez bir  noktada. Hâl böyle olunca bu rekabet büyük bir ayrışmaya ve öfkeye dönüşüyor. Bunlardan en fazla nasibini alan kesim de çok değerli yeteneksiz hakemlerimiz. Tamam kabul ediyorum adalet anlamında geri kalmış bir ülkeyiz ancak kuralları bu kadar açık ve net olan bir oyunda bile 6 tane hakem ile adaleti sağlayamıyoruz. Esnetilemez kurallar maç içerisinde duruma göre sağdan alınıp sola; ve soldan alınıp sağa verilebiliyor.

Dünyanın en iyi hakemi de gelse ki kendisi şu an ülkemizde görev yapıyor. Bizim lig maçlarında bambaşka bir telden çalıp oynuyor. Telafi kararlarıyla adaleti sağladığını düşünen pek değerli kabiliyet yoksunu hakemlerimiz temelde öğrenmeleri geren ilk düstur “bir yanlışı diğer bir yanlış ile kapatmaya kalkarsanız sonuç olarak elinizde 2 yanlış olur” kuralıdır. Ayrıca MHK ve TFF‘deki çok değerli kabiliyetsiz yöneticilerimiz ve bazı hakemler milyon dolarlık piyasayı, verdikleri eyyam kararları ile değersizleştiriyor. Sonuç kaos, iflas ve tekrar yapılanma. Kulüplerimiz çok mu temiz, hayır tabi ki. Ancak balık baştan kokar. Şu an gelinen noktada bizim futbolumuzdaki balık kokusu Çin’deki balık pazarlarını aratmayacak cinsten. Bu gelinen noktada geçen sezon mucizevi bir şekilde 3 kupayı alan Galatasaray’da devre arası bitmeden Hamza Hoca gitti. Peki hoca bu kadar kötüydü de 3 kupa nasıl geldi? Galatasaray yönetimi gelen kupaları şans olarak mı görüyor? Yoksa arkasında başka bir şey mi var? İşte bu aşamada kokuşmuş yapı, alt katmanlarına kadar iniyor. Boşlukları biz kafamızda dolduruyoruz ve bu konudaki başarımız polyanacılığı ne kadar sevdiğimize bağlı olarak değişiyor.

Tarafsız düşünemez hale gelmiş beyinlerimiz bu sistem içerisinde kendilerine yapılan veya rakibe yapılan hataları ayrı kefede değerlendirip her koşulda mağduru oynuyor. İçimizdeki canavar bizim için sürekli bir mağduriyet duygusu yaratıyor ve bunu sahiplenme içgüdüsünü tetikliyor. Bu sadece futbolda değil. Hayatın her anında kaybedildiğinde mağduru oynama durumu var. Çok merak ediyorum; çalan mağdur, hırsız mağdur, hakem  mağdur, hakim mağdur, iktidar mağdur, muhalefet mağdur, şampiyon mağdur. Mağduriyet kelimesi yaşam tarzı olmuş bir ülkede rolünü kim iyi oynarsa o şampiyon oluyor. Ve işin en enteresan tarafı güçlüler mağduru en iyi oynayan taraf. Bu sene şampiyonu çok ufak detaylar belirleyecek. Ve bu detaylarda kimin daha iyi futbol oynadığının hiç bir önemi yok. Biz iyi oynayalım hakemi de yenelim gibi bir şey söz konusu olmaz; çünkü karar mercisi eğer senin olmanı istemezse şapkadan tavşan çıkarsan nafile. Şimdiden bütün mağdurlara başarılar diliyorum. Tek arzum Saray kapılarına çıkacak kadar mağdur olmadan bütün takımlarımızın ligi tamamlamasıdır.

Son Yazıları Mini Bar

Kupa Efsaneleri: Maradona

So Foot, özel sayısında Dünya Kupası tarihine damga vurmuş 100 futbolcuyu sıralamış.

Bu Adam Bir Makine!

Cristiano Ronaldo Dünya Kupası’na şimdiden ayak izlerini bıraktı bile. Hatırlayacaksınız, B grubunun
Başa Dön