Futbolun Arka Bahçesi

Son Sermaye Bükücü

Ligue 1/Pırıl Pırıl

Ligue 1 artık Paris Saint Germain ve diğerleri şeklinde iki parçaya bölünmüş durumda. Peki PSG hanedanından önceki son şampiyon kim; hatırlayabildiniz mi? İtiraf edelim kolay değil.

René Girard, Fransa Ligi’ni yakından takip etmeyen futbolseverlerin aklında bir çağrışım yapmıyor olabilir; fakat son yıllardaki en özel başarı hikayelerinden birinin mimarı olarak Avrupa futbol kamuoyunda oldukça saygı duyulan bir isim. Özellikle beş sene öncesine kadar Fransa sınırlarının dışında şöhreti bulunmayan 61 yaşındaki teknik adam, ilginç kariyerine mercek tutulması gereken, ilham verici bir futbol figürü. Söz konusu başarı hikayesi, tarihinin hiçbir döneminde iddialı bir kadroya sahip olmayan Montpellier’in 2011/12 sezonundaki lig şampiyonluğu. Kurduğu şampiyon takımdan bahsedeceğiz elbette; ama biraz daha geriye gidip Girard’ın futbolculuk geçmişiyle başlayalım.

Profesyonel futbol hayatına 1972 yılında Nimes’de adım atan ortasaha oyuncusu, 1974-1980 yılları arasındaki altı sezonda 196 lig maçına çıktı ve devamlılığıyla dikkat çekerek Aimé Jacquet’in yönetimini devraldığı Bordeaux’a transfer oldu. Seksenli yılların ortalarında Fransa futboluna damga vurmaya başlayan Girondins de Bordeaux’da sekiz sezonda 241 lig 35 kupa maçı oynayan Girard, üç lig, iki kupa şampiyonluğu kazanmış bir yıldız olarak kariyerinin sonbaharında eski takımına geri döndü ve ikinci ligde üç yıl daha top koşturarak 1991’de oyunculuğa nokta koydu. Nimes tarihinin en çok forma giyen beşinci oyuncusu, 7 defa milli oldu, Fransa’nın 1982 Dünya Kupası kadrosunda yer aldı ve bronz madalya maçında bir golü bulunuyor.

Teknik direktör olarak ilk sezonuna 1996’da üçüncü lig ekibi Pau’da başlayan Girard, 97/98 sezonunun ikinci yarısında kötü günler geçiren Ligue 1 ekibi Strasbourg’dan teklif alır; takımı ligde tutmasına rağmen kontrat yenilemez ve hocası Aimé Jacquet’in görevi bırakmasının ardından Şampiyon Fransa Milli Takımı’nın başına geçen Roger Lemerre’nin asistanı olur. Euro 2000’de Avrupa’nın da zirvesine çıkılmıştır ancak 2002 Dünya Kupası’ndaki hüsrandan sonra A takımı bırakarak u-19 ve u-16 takımlarında görev yapar. Temmuz 2004’te Raymond Domenech’in A takım antrenörlüğüne getirilmesi akabinde Ümit Milli Takımı’nın direktörlüğünü üstlenir. Dört yıl içinde bulunduğu bu görev süresince yarışmacı anlamda başarılı sonuçlar aldığını söylemek zor; lakin bugün kıta çapında popüler birçok Fransız oyuncunun mentörlüğü konusunda iyi işler çıkardığını söyleyebiliriz. A takımın aktif kadrosunun en kıdemli ve önemli üyelerinden Lloris, Mandanda, Sagna, Benzema ve Ribéry de onun yönettiği takımın yıldızlarıydı.

Girard, kişilik özellikleri olarak biraz sivri dilli ve duygularını saklamaktan çekinmeyen bir karakter. Ulusal Takımlar seviyesindeki bu kariyeri de beklenmedik bir şekilde, Euro 2009 elemeleri henüz sona ermemişken noktalanmıştı. Fransa Futbol Federasyonu çatısı altındaki üst kademe yöneticilerle yaşadığı fikir ayrılıklarını da basınla paylaşmaktan geri kalmamıştı. 1998’de Strasbourg veya başka bir takımla ligde devam etmek istememesi, 2008’de ikame edebileceği bir görev yokken u-21 takımından ayrılması, teknik direktörün idealist tarafını da açıkça belli ediyor.

İsmi üç sene önce Younes Belhanda transferiyle ilgili olarak Fenerbahçe hakkında yaptığı açıklamalarla basınımızda sık sık yer bulan, Montpellier’in nevi şahsına münhasır başkanı Louis Nicollin, 2008/09 sezonu sonunda, takımını birinci lige taşıyan Rolland Courbis ile yollarını ayırarak René Girard’la anlaştı. O günlerde verdiği bir röportajda böyle bir teklifi beklemediğini, kabul etmesinde ise başarıya aç ve genç oyuncularla çalışma fırsatının önemli bir etken olduğunu ifade eden çalıştırıcı, hakkını teslim ettiği selefinin yarattığı takımın üzerine koyarak ligi 5.sırada bitirdi ve bu flaş performansla ilgi odağı haline geldi. Montpellier, bonservis ücreti ödemeden kadrosuna kattığı Victor Montano ve Tino Costa’nın satışından 13 milyon euro gelir elde ettiği, Avrupa Ligi ön elemesinde Macar Gyori takımına penaltılarla elendiği ertesi sezonu kötü bir sıralamayla ondördüncü olarak bitirdi.

Bu noktada biraz soluklanıp benzer bir durumun ülkemizde yaşanması durumunda nasıl tepkiler verilebileceğini düşünelim. Medya, taraftar ve yönetim gözünden konuyu ele aldığımızda teknik direktörün bir sonraki yıl takımın başında olabileceğine ihtimal verir misiniz? İki sezon her iki lig seviyesinde zirveye oynamış takımınızın en önemli iki oyuncusunun satıldığını, adı sanı duyulmamış bir takıma kaybedilerek hevesle beklediğiniz Avrupa Kupası serüveninizin neredeyse başlamadan bittiğini ve büyük bölümünü tablonun üst kısmında geçirdiğiniz sezonu son sekiz haftada alınan altı mağlubiyetle, küme düşen takımın (Monaco) sadece üç puan yukarısında tamamladığınızı düşünün.

Medyada çıkması muhtemel spekülatif haberleri (yıldızları para için göndermenin ne kadar büyük bir hata olduğundan, bir önceki yıldaki başarının tesadüften ibaret olduğuna; ülkenin uluslararası arenada rezil edilmesinden, taktik dizilişlerdeki yanlışlara kadar) hayal etmeye çalışın. Yönetim/Başkan tavrı ne olurdu diye kafa yorduğumuzda ise yine başka bir detay göze çarpıyor; çünkü mart ayında teknik direktörün sözleşmesini uzattınız ve o tarihten itibaren takım belirgin bir şekilde başarısız sonuçlar almaya başlamış. “Hocamıza güveniyoruz”, “Teknik ekibimizin arkasındayız” gibi söylemlerden sonra, hatta kontrat yeniledikten sonra ani biçimde görevden alınan teknik adamların çetelesini burada yazmaya gerek yok.

nicollin_girard
Girard & Çılgın Başkan Louis Nicollin

Montpellier’in epik şampiyonluğuna mucize tanımlamasını yapmak, başta teknik ekip olmak üzere futbolculara saygısızlık mı etmek olur, bilmiyorum; fakat emin olduğum şey en fanatik ve gerçeklikten kopmuş taraftarların dahi takımın, sezonu ligin zirvesinde bitireceğini aklından geçirmediğidir. René Girard, bütçe bazında ligde ilk 10 arasında yer almayan, Marsilya’dan bedelsiz transfer edilen 34 yaşındaki savunma oyuncusu Hilton haricinde kimsenin yedi haneli yıllık maaşının olmadığı bu takımı; PSG’nin 100 milyon euro net bonservis harcaması yaptığı sezonda, son iki şampiyon Lille ve Marsilya’ya karşı dört maçta aldığı dört galibiyetle 1 numaraya taşıyarak benzerine genellikle menajerlik oyunlarında şahit olduğumuz bir başarıya imza attı.

Takımın ana rotasyonunda bulunan, altyapıdan yetişmiş Cabella, Belhanda, Mbiwa, Stambouli, Ait Fana gibi 23 yaşın altındaki futbolcularla elde ettiği başarıda Genç Milli Takımlarda elde ettiği deneyimin kuşkusuz büyük payı var. Kanatlarda kullandığı 30 yaşındaki iki oyuncu; Camara ve geçtiğimiz yıl Sivasspor’da forma giyen Utaka’ya harcanan bonservis bedeli sadece bir milyon euro. As kadro üyelerinden sağbek Bocaly, solbek Bedimo, defansif ortasaha Estrada ve yaptığı patlamayla Arsenal’e kapağı atan forvet Olivier Giroud’un toplam transfer maliyeti ise sadece 6 milyon euroydu. Girard, kariyerinin sonlarına yaklaşmış oyuncularla genç yetenekleri oldukça etkili bir biçimde harmanladı, en iyi defans oyuncusu Spahic’i disiplinsiz davranışları nedeniyle Sevilla’ya gönderip, 22 yaşındaki stoper Yanga-Mbiwa’ya kaptanlık verdi, ortasahanın gerisini kalabalık tutsa da takım yapısı itibariyle kompakt bir 4-3-3 formasyonuyla hızlı ve kontratak futbol oynattı.

Beklentilerin bu derece ötesinde muhteşem bir sezon geçirmek ender görülen ve erişilmesi zor bir başarıysa, bunu tekrarlamak imkansıza epey yakındır. Montpellier’in, spot ışıklarının çevrildiği hayati önemde iki oyuncusu Giroud ve Mbiwa’yı kaybettiği sezonda zirve yarışına yeniden iddia koymasını veya Schalke’yle Arsenal’in bulunduğu Şampiyonlar Ligi grubundan çıkmasını beklemek hayalcilik olurdu. Lige kötü başlayan takım, devler arenasından elendikten sonra toparlandı ve üst üste galibiyetlerle ilk beşi zorlayacak bir pozisyona yükseldi. Girard sezon ortasından itibaren yaptığı açıklamalarda devam etmeyeceğinin sinyallerini vermişti. Bu belirsizlik kulüp nezdinde bir konsantrasyon sorununu haliyle beraberinde getirdi; formdan düşen takım, sezonu ligin ağır ağabeyleri PSG, Marsilya ve Lyon’un parsellediği CL potasının uzağında, dokuzuncu sırada tamamladı.

Beklendiği gibi kulüpten ayrılan Girard’ın yine Fransa Liginden bir takım çalıştırmak istediği biliniyordu ve Rudi Garcia’nın Roma Teknik Direktörlüğüne geçişinin ardından Lille yönetimi, takımı şampiyon hocaya emanet etti. Son on yılın en sükse yapan ekiplerinin başında gelen Lille, Garcia ile tavan yapmıştı. 2011’de şampiyon, 2012’de üçüncü olan ve yıldızlarını teker teker kaybeden takım, son olarak Eden Hazard’ın Chelsea’ya transferiyle 2013’te altıncı sırada yer bularak Avrupa Kupaları dışında kalmıştı. Futbolda sansasyonel başarılara ulaşmış olsanız dahi eleştirilerden kaçamazsınız. Dünyanın her yerinde olduğu gibi Fransa’da da böyle. Lille taraftarları ofansif oyunu şiar edinmiş ekiplerinin, savunma temelli futbol oynatan bir teknik direktöre karşı uyum sorunu yaşayacağını düşünüyordu. Taraftarlara dert anlatmak zordur; Gervinho, Cabaye, Sow, Hazard gibi üst seviye hücum oyuncuları artık takımlarında olmasalar dahi daha fazla gol izlemeyi bekleyebilirler.

Deneyimli hoca, Aureilen Chedjou’nun (GS, 6m€) açığını Simon Kjaer’le (Wolfsburg, 2m€); süper yıldız adayı solbek Lucas Digne’nin (PSG, 13m€) açığını altyapıdan yetişen 23 yaşındaki Pape Souaré’yle; ve elindeki en önemli atak oyuncularının başında gelen Dimitri Payet’in (OM, 9m€) yerini 18 yaşındaki Belçikalı Divock Origi’yle doldurarak hali hazırda sağlam temeli ve karakteri olan bu takımı en iyi şekilde restore etti. Girard, kendi savunma düsturlarını yeni oyuncularına adapte etmeyi başardı. Rakip kale önünde ise bitiricilik konusunda yalnızca Salomon Kalou’nun taşıdığı Lille, ligdeki 19 rakibiyle karşılaştırıldığında maçlarında en az gol kaydedilen takım oldu (38 maçta 46 gol atıp, 26 gol yediler). Eleştiriler haklı çıktı belki, ama Lille sezonu ‘para babaları’ PSG ve Monaco’nun arkasında 3. sırada bitirdi.

Geçtiğimiz sezon ise domestik lige çok iyi başladılar, ancak Avrupa Ligi fikstürü devreye girince bocaladılar ve her iki kulvarda da puan kayıpları yaşadılar. Avrupa Ligi’nden elenmeleriyle birlikte; sezonun ikinci döneminde odak sorunlarını bir nebze olsun aşsalar da zirveye diş geçiremediler. René Girard ilk sezonundaki oyun karakterlerini büyük ölçüde korumayı başarsa da rakip kaleye yakın oyuncularının genç isimlerden müteşekkil olmasının etkisiyle üçüncü bölgedeki sorunlara derman bulamadı, zaten makro ölçekte tek tıkandıkları nokta orasıydı. Sezonu sekizinci sırada tamamlayan Lille ve hocanın yolları ayrılıyordu.

Girard’ın iki senelik Lille kariyeri, Montpellier günlerini anımsatıyordu bana. PSG’nin uçup gittiği bu sezon şampiyonluk yarışına dahil olamayacaklardı belki, ama Şampiyonlar Ligi kontenjanı için bir atılım gerçekleştirebilirlerdi. Her antrenörün ihtiyaç duyduğu güven ve istikrar anlamında kıtanın en doğru örneklerinden birisi olarak gördüğüm Lille, mayıs ayı sonunda göreve getirdiği Hervé Renard‘a ise sadece altı ay dayanabildi. 1998’den 2015’e kadar Vahid Halilhodzic, Claude Puel, Rudi Garcia ve Girard gibi oldukça saygın dört isimle çalışan kulüp sabırsız tercihler neticesinde şu an itibariyle ligin en çıkmazdaki takımlarının başında geliyor. Ufak bir bilgi vererek sonlandıralım: Hocanın adaşı Fransa’nın önde gelen antropologlarından René Girard geçen hafta 91 yaşında vefat etmiş. Bu vesileyle de kendisini anmış olmak istedim.

Son Yazıları Ligue 1

İki Yol: Monaco

Monaco için  yeni Manchester City veya yeni Paris Saint Germain olma hayaliyle

Leicester de Kim Oluyor!

Leicester City’nin İngiltere’deki sürpriz şampiyonluğu bazı kulüpler için güzel hatıraları akıllara getirdi.
Başa Dön