Futbolun Arka Bahçesi

Bir Hayal, Bir Plan: Quique Setién

La Liga/Orta Saha

Bazıları aktif, bazıları reaktif oynar bu oyunu. Kimileri topa, kimileri alana; ama neticede herkes tabelaya hükmetmek ister. Son dönemde kısmen döngüye giren; kimi zaman değişen, kimi zaman da benzer formasyonlarla tekrar eden bu oyun, futbolun temeline yani topun kendisine odaklanan Quique Setién ile Barcelona’yı buluşturdu.

Setién yaptığı işten keyif almak isteyenlerden… Bu konuda kendi içinde tutarlı bir sorusu da var: “90 dakika boyunca savunma yapıp yine de kaybederseniz ne olur?” Ernesto Valverde ise Barcelona günlerinde oyunun pragmatik tarafındaydı. Ancak o “gözde oyununu” kaybetmişe benziyor. Eski takımıyla arasındaki ilişki o ünlü Cardigans şarkısı gibi; “Kendince istediğin şeyde sorun yok (Ernesto) ama ben ne aradığımı biliyorum” Barcelona’nın DNA’sıyla Valverde’nin taşıdıklarının aynı olmadığı aşikardı. Yoksa 16 yıldır yapmadıkları bir şeyi yapıp, devre arasında teknik adam değişikliğine gitmezlerdi, öyle değil mi? Üstelik geçen sezonu çifte domestik kupayla kapatmış ve halihazırda da liderken!

Setién ise futbola kendine has penceresinden bakıyor. Mesela Diego Simeone’ye saygı duyuyor, ancak oynattığı oyunu tasvip etmiyor; hatta ekliyor: “Ben sinemaya korku filmi izlemek için gitmiyorum.” Siz nasıl ki golsüz ya da pozisyonsuz bir maçı izlemekten imtina ediyorsanız, o da böyle bir takımı çalıştırmak istemiyor, işte bu kadar basit. Valverde’nin fotoğraf hobisinin aksine satranç oynamaktan keyif alan bu adamın tahtadan yeşil sahaya kattıkları da var; sabır, analiz ve strateji yetenekleri gibi… Watford’dan gelen teklifi değerlendirmemesi kimilerine kibirli gelmiş olabilirdi ancak o Xavi, Koeman veya Pochettino gibi kendisinden daha fazla karizma sahibi isimlerin arasında Barça koltuğunu beklemeyi seçti. Alın size tahtadan gelen bir özellik daha; ileri görüşlülük ve hemen her işte olması gereken özgüven. Yine de inat ettiği futbol tarzı, hepimiz gibi, onun da duygularına yenik düştüğü anlar olduğuna işaret ediyor.

Futbolculuk yolculuğu sahilden başlayıp, İspanya milli takımıyla Dünya Kupası gördü. Futbola başladığı ve bıraktığı Racing Santander’de start alan teknik adamlık kariyeri ise bir ara Ekvator Ginesi’ne rotayı kırsa da genelde İspanya alt liglerinde devam etti. Setién için
possession futbolunu oynatmak ise kolay olmadı. Alt liglerde ya da kümede kalma savaşı veren takımlarda sonuç, oyundan daha önemlidir. Güzel futbol karın doyurmaz ve insanlara somut şeyler vermeniz gerekir, özellikle de ismi Lugo olan üçüncü lig takımında antrenörlük yapıyorsanız. “Kimse sizin oynayacağınız oyuna karar veremez” diyen Setién ise böyle düşünmüyor.

Las Palmas’ın, bir Valencia deplasmanında verdiği fırsat azimli çalıştırıcının teker teker çıktığı basamaklarda La Liga istasyonuna varmasını sağlamıştı. Kendisinin ayrılmasından sonra paraşütsüz şekilde ligden düşen Las Palmas’ı, iki yıl boyunca orta sıralarda tutmuştu. Setién’in sonraki durağı olan Real Betis, izlemekten keyif aldığı oyunu daha rahat oynatmasına imkan verecek prestije ve oyuncu kalitesine sahipti. Euroleague’den Şampiyonlar Ligi’ne kadar topla oynanan takım oyunlarının kilidi olan spacing onun için de çok değerli. Çünkü doğru yerleşim en kıymetli şey olan topun uzun uzadıya sizin malınız olması anlamına geliyor.

Setién’in Betis’i altıncı oldu. Barcelona ve Real Madrid’i deplasmanda yendiler. Oyunu oynama biçimleri yalnızca izleyenlerin değil rakibi Luka Modric‘in bile damağında hoş bir tat bıraktı. Ballon d’Or ödüllü Hırvat, imzalı formasını Setién’e verirken takımından çok etkilendiğini gizleyemezdi. Setien’in en sevdiği oyuncağını rakibe vermemesini sağlayan merkez orta sahaları da elbette sınıf atlamıştı. Roque Mesa (Las Palmas’tan) Premier League’ye, Fabian Ruiz Serie A’ya ve Giovani Lo Celso da son Şampiyonlar Ligi finalisti Tottenham Hotspur’a transfer oldu.

Yakın geçmişte topa sahip olmanın sadece göze hoş gelen değil, ayrıca başarıya götüren bir metot olduğuna birileri tarafından ikna edildik. Onlar kimler mi? Mesela Pep Guardiola. Manchester City’in patronu gibi eski bir milli takım orta sahası olan çiçeği burnunda Barça hocasını biz, gelin kendisi gibi çokça alt lig görüp çetrefilli bir süreçten geçmiş olan Maurizio Sarri ile hemzemin yapalım. 

Setién futbolculuk kariyerinde çift haneli sayıda teknik adamla çalışmış ancak kendi deyimiyle; çoğundan ‘yapmaması gerekenleri’ öğrenmiş biri. Luis Aragones ve onun Atletico Madrid’inin bıraktığı intiba ise Setién’i değiştirdi. “Bir futbolcunun en mutlu olduğu an topa sahip olduğu zamandır” diyen Setién ana fikrini inşa etti: oyunu geriden kur, topa olabildiğince sahip ol, kaleciyi bu işin parçası yap ve kulübeden baktığında yüzünde tebessüm yaratan bir takım yarat!

Bu işbirliği yalnızca yakın geçmişin futboluna hükmetmiş Barça’nın geri dönme ihtimali ya da 61 yaşındaki bu teknik direktörle yüzyıllık kulübün sahip olduğu felsefenin aynı olması demek değil. Her defasında oyuncu grubunun, antrenörlerinin direktiflerine bağlı kalmayarak bu talepleri kendi bakış açıları ile harmanlaması gerektiğine inanan Setién, Barcelona gibi her oyuncusu üst düzey yetenek ve futbol aklına sahip bir takımın başına geçti. Vaat edilen bu özgür yaratıcılık da işbirliğini çok kıymetli hale getiriyor. 

Futbolculuk döneminde Johan Cruyff‘un Barcelona’sına karşı oynayan, o gün Barça’nın topa hükmeden oyununa âşık olan, hatta Betis’te kurguladığı üçlü savunmaya da Cruyff’a öykünerek ikna olan, Setién bir dönem “oynamak istediğim” takım dediği yere teknik adam olarak geliyor. Üstelik o yıllarda tahmin bile edemeyeceği bir de bonusla, “Futbol hakkında sevdiğim her şeyi bir araya getiriyor” dediği Messi’yle…

Ağır ağır yürüdüğü bu uzun yolda, uzun top oynatmaktan kaçınarak, imrendiği yere vardı. Yolun büyük kısmı, kabul görmeyi bekleyen günlerle geçti. Artık kabul ettirdiği felsefesi ile en fazla hayal ettiği yer olan Barcelona’ya sahip. İki taraf da aynı şeyi istiyor: Topu verme, izleyenleri mest, rakibi ise yok et! Yolculuk daha önce hiç karşılaşmadığı bir meydan okuma adına uzun süredir hayalini kurduğu istasyona vardı. Şu sıralar en çok merak edilen bu adamın, hayatının en büyük meydan okumasıyla nasıl başa çıkacağı. Bunu en iyi bilen de futbol ve satranç benzerdir diyen kendisi olmalı. Bir sonraki hamleyi çoktan düşünmüştür diye tahmin ediyoruz.

Kendisini Cardigans gibi nispeten depresif sözlerle müzik yapan bir grupla uğurlamak yakışık almazdı. Ancak aynı dönemden daha yenilikçi bir adam olan Timo Maas’ın güzel bir şarkısı ile yolcu edebiliriz: “Bu hayatının geri kalanının ilk günü”

Son Yazıları La Liga

Cristiano Ronaldo

Ronaldo Olmak!

Futbolun yeni süperstarları artık pop yıldızlarından farksız. Yaratıcı ajanslar ve popüler kültür,

Demirden Leblebi: Atletico

Takvim yaprakları 2010 Mayıs’ını gösterdiğinde, Forlan’ın uzatma dakikalarında kaydettiği golle Atletico Madrid
Başa Dön