Futbolun Arka Bahçesi

Unutulmaz 1984 Haziranı

Euro 2016/Pırıl Pırıl

Onu attığı 9 golle ya da giydiği 10 numarayla anımsamak isteyebilirsiniz. Küçük bir çocuk kadar mutlu şekilde kaldırdığı kupası, ya da utanç içinde futbola veda etmesiyle.. Giydiği mavi forma, ya da siyah takım elbisesiyle.. Veya UEFA ile karıştığı rüşvet skandalıyla.. Michel Platini kariyerinin başından bu yana futbol camiasındaki en popüler insanlardan oldu. Onu nasıl anımsamak isteyeceğiniz size kalmış ancak biz kendisini 1984 ile hatırlıyoruz.

“Kendimi öldürecek değilim. İlaç tesirinde değilim.
Kaderimde FIFA Başkanlığı yokmuş.
Siyasetçi değilim, futbol adamıyım. Ve bugün moralim yerinde.

Haksızlığa karşı sonuna kadar savaşacağım ve aklanacağım.
Çünkü kesinlikle yanlış bir şey yapmadım.”

3 defa Altın Top, iki defa Dünya Kupası yarı finali, Juventus efsanesi… Michel Platini büyük bir oyuncuydu. 1984 Haziran’ında ise Fransızlar için kutsal bir ikona dönüşecekti..

Ole Qvist, Jean-Marie Pfaff, Zoran Simović, Manuel Bento, Luis Arconada.. 5 farklı ülkeden 5 kaleci. Fakat hepsinin üç ortak özelliği var: Euro 84’te oynadılar, Fransa’ya rakip oldular ve Platini’den en az bir gol yediler. Mevcut sistemde dahi kırılması beklenmeyen EURO tarihindeki 9 gollük rekoru sadece 5 maçta gerçekleştiriyordu. Sağ ayak, sol ayak, kafa, penaltı, frikik, uzun şut, plase; aklınıza ne gelirse. 82 İspanya ve 86 Meksika’nın aksine Michel bu turnuvaya %100 fit olarak gelmişti.” Dönemin Fransa ekibinin bir parçası olan Bernard Genghini o günleri böyle anımsıyor. “Platoche genellikle homurdanıp duran biridir. Takım içindeki hemen her şeyden kaygılanabilir. Fakat orada hiç telaş yapmıyordu, tamamıyla sakindi ve oldukça formdaydı.

Maviler, turnuvanın açılış maçında sert Danimarka takımına karşı oyunu açmakta zorlanırken 79. dakikada Platini’nin kaptırdığı topu Jean Tigana geri kazanıyordu ve 1998’deki Şampiyon takımın hocalığını yapacak Alain Giresse’nin sürüklediği atak, Danimarka defansının dengesinin bozulmasıyla birlikte 10 Numara’nın spontane son vuruşuyla galibiyet golüne dönüşüyordu. Sıradaki rakip gruptaki iki numaralı ülke olarak gösterilen son finalist Belçika’ydı. 4. dakikadaki frikik organizasyonunda Battiston’un çataldan dönen topunu kontrol edip yine cezası dışından diğer taraftaki kale direğinin dibine bırakıyordu Platini. “Topu takip edişi, kontrolü ve tereddütsüz vuruşu, o an hissettiği özgüvenin ve kararlılığın net bir göstergesiydi.” Henüz ilk yarıda dağılan Belçika karşısında bir penaltı ve bir de kafa golü bulacaktı. Genghini devam ediyor: “Sıradışı bir olaya tanıklık ettiğimizin farkındaydık. Sonraki maçta Yugoslavya karşısında da hat-trick yaptığında bunun bir daha mümkün olmayacağına şüphemiz kalmamıştı.

Michel Hidalgo’nun öğrencilerinin yarı finali garantilemesine rağmen hız kesmeye niyeti yoktu. Saffet Susic’in taşıdığı Balkan devini geriden gelerek yıktılar. Platini birbirinden nefis üç gol daha atmıştı. Turnuva devam ediyordu. Çaprazdaki güçlü grupta üç maçta yalnızca 1 gol yiyen Portekiz partiyi bozmaya niyetliydi. Normal süresi 1-1 biten, uzatmalarda 2-2 devam eden maçta sahneye çıkan isim yine Platini’ydi. Tigana’nın çizgiden kestiği topta yine doğru yerde doğru zamanda buluşan Kaptan, 120 yoğun dakikanın getirdiği yorgunluk, baskı ve mücadeleye rağmen soğukkanlı kontrolüyle rakip savunmayı çaresiz bırakmıştı.

Finalde ise şans ölü yaprak vuruşunun yanındaydı. Efsane kaleci Arconada’nın o günleri hatırlayan çoğu İspanyol’un hafızasından hala çıkmayan hatası Boğalar’ın kupa özlemini 24 yıl daha uzatacaktı. Platini takımın generaliydi, yıldızlarla bezeli kadroda saha içi organizasyonlar onun tarafından yönetiliyordu. Kendi aralarında yazılı olmayan bir talimatname var gibiydi. Top rakip yarı alana geçtiğinde paslar Platini’ye atılıyordu.

Şampiyonanın son düdüğüyle kendi tarikatını kurmuş sayılırdı; adeta su üzerinde yürüyordu. En iyi dönemindeydi, ve müthiş liderlik yapıyordu. Hem oyun kurucu hem forvetin ta kendisiydi. İyi bir hücum oyuncusunda olması gereken tüm özellikler ondaydı; beceri, saha görüşü, zekâ ve soğukkanlılık. 1984’te beş maçta ulaştığı gol rekoru 22 yıl sonra dahi kırılmanın çok uzağında duruyor.

Michel Platini Euro 92’de ise bu kez teknik direktör olarak Fransa Milli Takımı’na liderlik edecekti. İtalya DK elemelerinde Kıbrıs maçında yaşanan puan kaybı ve huzursuzluk sonrası 1 Kasım 1988’de kramponlarını asalı henüz bir sene olmasına rağmen takımın patronluğuna soyundu. En ufak bir tecrübesi yoktu, fakat ülke futbolunun yetiştirdiği en büyük isim olmanın verdiği auraya sahipti. Göreve gelmesinden yalnızca 18 gün sonra Belgrad’da çok kritik bir maça çıktılar. Yugoslavlar dört sene öncesinin intikamını aynı skorla (3-2) aldı. Akabinde mart ayında Hampden Park’ta çimlere gömülen Fransızlar için umut kalmamıştı ve genç hoca bir an önce takımın yeniden inşasına başlamaya karar verdi. İronik bir biçimde iyi bir jenerasyona sahip değildiler. Platini adeta kendisine benzer bir oyuncuya muhtaçtı.

Fakat oyuncu kalitesinden de öte bir şeylerin eksik olduğunun farkındaydı. Takımın birlikteliği sıfıra yakındı; ve pragmatist düşünerek oyuncu grubunu birbirine kenetlemeye çalıştı. Her maça yüreğini koyan bir futbolcu olarak aksini düşünemezdiniz. Platini idmanlarda çift kale maçlara katılıyor; yeri geldiğinde ise kamplardaki kart oyunları partilerinde masanın bir elemanı oluyordu. Kuşkusuz sağlam bir çekirdek görmek istiyordu. Başardı da… İskoçya yenilgisinin ardından 19 maç yenilgi yüzü görmeyen Fransızlar, 92 elemelerinde Çekoslovakya ve İspanya gibi iki güçlü takımın yer aldığı grupta 8 maçta 8 galibiyet aldılar. Michel Platini, kendine güvenini tamamen kaybetmiş futbolculardan mağlup edilmesi çok zor bir takım yaratmıştı. Favori olarak gittikleri turnuvaya kaderin cilvesi olsa gerek Danimarka yenilgisiyle galibiyet alamadan veda ediyorlardı.

Michel Platini, milli takımla yaşadığı bu ilk ve son teknik direktörlük macerasının ardından UEFA İcra Komitesi’ne adım attı. Kariyerinin devamında antrenman eşofmanları değil, en iyi kalite takım elbiseler giymek istiyordu. 1998 Dünya Kupası’nda Organizasyon Komitesi’nin başındaki adamdı. 2007’de UEFA’nın altıncı başkanı seçildi. Nihai hedefi FIFA Başkanı, yani dünya futbolunun bir numaralı ismi olmaktı, olmadı. Yolsuzluk skandallarına bulaştı, futbola dair her türlü aktiviteden 4 sene süreyle men edildi. Ülkesine yaptığı son katkı ise Euro 2016 organizasyonunu kazandırmak oldu.

Son Yazıları Euro 2016

Euro 2016 Ekonomisi

Macaristan karşısında CR7’nin 2 gol 1 asistlik performansıyla gruptan son anda çıkan

Bir Taşla İki Kuş

Büyük kupaları yıldızlar mı kazandırır, yoksa kupa kazanan golcüler mi insanların gözünde

Her Şeyin Teorisi

Turnuvada erken final olarak nitelendirilen birçok maç oynandı. Bunların sonuncusu Almanya ile

Hadi Bakalım Kolay Gelsin

“Efsane golleri deneyerek büyüyen bir çocuktum. Şimdi küçük çocukların Belçika’ya attığım golü

Teşekkürler

Baba mesleği olduğundan mıdır bilinmez, konu futbol olduğunda kalecileri hep özel bir
Başa Dön