Futbolun Arka Bahçesi

zlatan_qualifies

Kesişen Yazgılar: İsveç

Euro 2016

Avrupa’nın refah seviyesi en yüksek ülkelerinin başında gelen İsveç, ekonomik gelişmişlik, teknolojik altyapı, insan hakları, sosyal devlet anlayışı gibi birçok konuda kıtadaki diğer ülkelerin kıskançlıkla baktığı bir ülke. Otomotiv, mobil telefon, moda sektörlerinde dünyaca tanınmış markalar çıkartan bu soğuk ve karanlık İskandinav ülkesi belki futbolda değil fakat müzikte Avrupa çapında hatırı sayılır başarılara sahip. Eurovision şarkı yarışmasını 6 defa kazanan İsveç, ABBA, Roxette, Ace of Base, Opeth, Europe, Swedish House Mafia gibi 70’li yıllardan günümüze pek çok tarzda başarılı gruplar çıkardı. Yine de son dönemlerde turnuvalara katılım konusunda belli bir çizgi tutturmuş durumdalar; Euro 2016’yla birlikte üst üste beşinci Avrupa Şampiyonası’na katılacak ekip çetin bir grupta başarısız karnesini düzeltmeye çalışacak.

Birbirlerinden pek hazzetmeseler de Sarı Mavililer’in başka bir kuzey ülkesi olan Danimarka’yla yolları kesişiyor veya kaderleri benzeşiyor. İsveç ilk defa katılım gösterdiği ev sahibi olduğu 1992 senesindeki turnuvada Danimarka’yla birlikte aynı grupta yer almış, ve bu iki takım İngiltere ve Fransa gibi iki dev ekolü saf dışı bırakarak yarı finale yükselmişlerdi. O günkü formatta 8 takımın katıldığı turnuvayı hemen herkesin bildiği hikayeyle Danimarka kazanırken, İsveçliler’e şampiyonu grup aşamasında mağlup etmenin gururu kalıyordu. İsveç iki yıl sonra Amerika’da düzenlenen Dünya Kupası’nda bizim de çok benzerini yaşayacağımız bir yol haritasıyla Dünya üçüncülüğünü tadıyordu. Brezilya’yla aynı gruptan tur atlayan Dahlin, Brolin, Ravelli, Kennet Anderson’lu kadro yarı finalde yine Brezilya’ya elenip turnuvanın sükse yapan takımı Bulgaristan’ı yenerek bronz madalyaya ulaşıyordu.

Üst üste iki büyük turnuvada yarı final yapan İsveç Euro 96’yı kaçırmak zorundaydı, çünkü Fatih Terim liderliğindeki milli takımımız elemelerde muazzam bir başarı öyküsüyle İskandinavlar’ın yoluna taş döşemişti. Euro 2000’de bu kez turnuvada rakibimiz olan İsveç, tek puanını milli takımımızdan alabilirken Danimarka ile birlikte galibiyetsiz bir şekilde eleniyordu. Aslında bu rekabet daha da kızışabilirdi. 2002 Dünya Kupası’nın ölüm grubundan lider çıkan Vikingler top 16’da Senegal’e uzatmalarda mağlup olmasa yarı final için bizim rakibimiz olacaktı. Portekiz’de düzenlenen Euro 2004 ise Yunanistan’ın şampiyonluğu kadar çok konuşulan bir maçla hatırlanıyor.

22 Haziran 2004, 21.45. Gruptaki üçüncü ve son maçında Bulgaristan’ı Casssano’nun son saniyelerdeki golüyle yenen İtalya, diğer rakipleri Danimarka ve İsveç’le paylaştıkları puanların akabinde beklemeye koyulmuştu. Gök Mavililer’in kaderi tam olarak ellerinde değildi; yaklaşık elli kilometre güneylerinde Porto’da karşılaşacak olan Kuzeyliler kendilerini erken tatile gönderme şansına sahiptiler. 2-2 veya daha gollü bir beraberlik neticesi; üç takımın aynı puana ulaşması ve üçlü averajda atılan gol sayısı itibariyle İtalyanlar için veda demekti. Maçtan bir gün önceki basın toplantısında Gianluigi Buffon tehlikenin altını “Gerçekten 2-2 biterse bu durum bir büro soruşturması bile gerektirmeyecek” cümlesiyle çiziyordu. Stefano Fiore ise 2013’te bir gazeteye yaptığı açıklamada “Elbette aramızda konuşuyorduk, berabere biteceğinden korkuyorduk fakat yine de inanmak istemiyorduk” diyordu.

Buffon’un sözlerine kızmış olacaklar ki iki takım taraftarı da hazırladıkları esprilerle maçın atmosferini iyice ısıtıyorlardı: “2-2 Ciao İtalya”, “2-2 İtalyanlar Dışarı” gibi pankartlar göze çarpıyordu. Milanlı golcü Tomasson’un nefis aşırtması Danimarka’yı öne geçirmişti. Hesap makinelerini çıkarmak için henüz erkendi. Fakat takımlar soyunma odasından döner dönmez Henrik Larsson’un penaltıdan attığı gol işleri hızlandırmıştı. 67. dakikada Tomasson tekrar sahneye çıkıyordu ve skor 2-1’e geliyordu. Bebek yüzlü forvet golünü İsveç seyircilerinin önünde sus işareti yaparak kutluyordu. Açıkçası bu sevinç hiç de dostane bir anlaşmanın sinyali gibi görünmüyordu. İtalyanlar’ın Guimares’te son saniyelere kadar galibiyet kovalamasının hiçbir anlamı olmayacaktı çünkü 88. dakikada Sorensen’in büyük hatasından yararlanan Matias Jonson maça denge getirmişti. İtalyanlar bekledikleri müjdeli haberi o gece hiç alamadılar. 2-2’den sonra futbolcuların macera aramaya niyetleri yoktu. Cassano gözyaşlarına boğulmuştu, galibiyet golü ülkesini turnuvada tutamıyordu.

Buffon çıldırmıştı: “Bu bir utanç, bu global bir skandal. Bu akşam futbol kaybetti. Rakiplerimiz adına utanıyorum. Yaptıkları doğru şeyler değildi” Sportif direktör Luigi Riva da bombalamaya devam ediyordu: “Gülüyorum. Kesinlikle ayarlanmış bir maç. Biz böyle bir sonuç alsaydık bizi yerin dibine sokarlardı.” Peki bu sonuç şaşırtıcı bir tesadüf müydü gerçek bir skandal mı? İtalyanlar hala konuyu hatırlıyorlar ve onları düşündüklerinin aksi yönde ikna etmek hiç kolay değil.

Karşılaşmadan birkaç gün sonra İsveçli Erik Edman ve eski takım arkadaşı Danimarkalı Daniel Jensen arasındaki oldukça kaygı uyandıran bir konuşma İsveç’te yayınlanan bir spor dergisine yansımıştı. Edman “temiz bir 2-2 yapabilir miyiz ne düşünüyorsun” diye soruyor, Jensen olumlu yanıt veriyordu. Skor 2-1’ken Andersen, Gravesen’e “Bırakın da gol atalım” diyor, cevap olarak da “Biraz silkelenin atak yapmanız yeterli” cümlesini duyuyordu. İki hatalı gol yiyen Thomas Sorensen maçın ardından Marcus Allback’ın boynuna sarılıyor ve tur sevincini yaşıyordu. Bir kısım taraftarlar ise bu sevincin bilinçli olarak yapıldığını iddia ediyordu.

Bu maç gizemini hala korusa da iki takıma da pek yaramadı. Çeyrek finallerin kaybeden tarafları Danimarka ve İsveç’ti. Euro 2008 elemelerinde de aynı grupta yer alan rakiplerin Parken’deki olaylı kapışmasında galibiyeti alan İsveç, turnuvada yarı final yapacak iki takım Rusya ve İspanya’ya grupta elenirken bu kez 2010 Dünya Kupası elemelerinde Danimarka ile aynı gruba düşüyor ve ezeli rakiplerinin arkasında kalarak Güney Afrika hayallerine elveda diyordu. Euro 2012’ye gelindiğinde ise benzer bir hüsranla Danimarka’yla birer galibiyet alarak gruplardan çıkamıyordu.

Talihin bu iki ülkenin yollarını ayırmaya pek niyeti yoktu. Fransa yolunda baraj maçlarında birbiriyle eşleşen takımların biri 2016 yaz tatili için erken rezervasyon yapma şansına sahip olacaktı. 2014 Dünya Kupası’na katılmak adına oynadıkları baraj maçlarında Cristiano Ronaldo’yla giriştikleri düelloyu kaybeden Zlatan Ibrahimovic, sarı forma altındaki belki de son turnuvasını kaçırmaya niyeti yoktu. Her iki maça da ağırlığını koyan süperstar, Danimarkalılar’ın akıl oyunlarına beklenen şekilde karşılık veriyordu: “Bunun Kopenhag’da olması çok güzel oldu. Beni emekliliğe yollayacaklarını iddia ediyorlardı. Gördünüz, şimdi ben onları tatile yolluyorum. Orada olacağız.” Paris Saint Germain’le muhteşem dört sezonu geride bırakan Ibra, böylece Fransa günlerini iki ay daha uzattı.

34 yaşındaki forvetin takım içerisinde nasıl bir ağırlığı olduğundan bahsetmemize gerek yok. İsveç tarihinin en golcü oyuncusu olan kaptan, takımının kaderinin de kendi performansı ekseninde belirleneceğinin farkında. 2008’deki turnuvada İspanya maçında etkisini gösteren sakatlığı iyi giden tüm işleri bir anda tepetaklak etmişti. “Avrupa Şampiyonası’ndaysanız bacağınıza bıçak bile girse çıkıp oynarsınız” sözüyle adanmışlığı konusunda fikir veren Zlatan “İsveç’i haritaya ben soktum” iddiasını kanıtlamak istiyorsa hiç bitmeyecekmiş gibi görünen numaralarından birini daha yapmak zorunda.

Sağlam, disiplinli savunma hattı; olgun ve organize orta sahasıyla İşveç takımı, ‘Zlatanesk’ bireysellik ve geleneksel kolektivizmleri arasında doğru dengeyi bulmaya çalışacak. Birinci paragrafta bahsettiğim markaların en bilineni Volvo‘nun Ibrahimovic’li nefis reklamıyla noktalayalım.

Son Yazıları Euro 2016

Euro 2016 Ekonomisi

Macaristan karşısında CR7’nin 2 gol 1 asistlik performansıyla gruptan son anda çıkan

Bir Taşla İki Kuş

Büyük kupaları yıldızlar mı kazandırır, yoksa kupa kazanan golcüler mi insanların gözünde

Her Şeyin Teorisi

Turnuvada erken final olarak nitelendirilen birçok maç oynandı. Bunların sonuncusu Almanya ile

Hadi Bakalım Kolay Gelsin

“Efsane golleri deneyerek büyüyen bir çocuktum. Şimdi küçük çocukların Belçika’ya attığım golü

Teşekkürler

Baba mesleği olduğundan mıdır bilinmez, konu futbol olduğunda kalecileri hep özel bir
Başa Dön