Futbolun Arka Bahçesi

Kaybetmeyi Bilmek: İspanya

Euro 2016

Üst üste Dünya ve Avrupa Şampiyonlukları kazanmadan evvel İspanya kolektif uyum arayışında olan yetenek topluluğundan ibaretti. 2006 Dünya Kupası’nın açılış maçında Ukrayna’yı 4-0’la geçerken rakiplerine korku salmışlardı. Fakat onlar da aşil topuğuna sahiptiler, kuşkusuz kibirleriydi bu.

Hayat yükselişler ve düşüşlerle dolu. Göz önünde olmayı, kazanmayı herkes ister. Güneşin beslediği topraklarında siestadan asla vazgeçmeseler de İspanyollar için de geçerli bu kural. Kırmızılar kriz dönemindeyken geniş ölçekli planlarını revize etmekten çekinmediler. Euro 2004’teki erken vedalarının ardından zihniyet değiştirmeleri gerektiğinin farkındalardı. Inaki Saez, Ümit millilerin başına dönerken, Federasyon geminin dümenini tecrübeli bir isme, Luis Aragones’e emanet ediyordu. Bu atamadan memnuniyetini ifade eden ilk futbolcu da kaptan Raul Gonzalez’di.

Elbette ilk hedef Almanya’da düzenlenecek Dünya Kupası’ydı. Fakat elemelerde 10 maçta sadece 1 gol yiyen Sırbistan’ın arkasında kalan İspanya baraj maçları oynamak zorundaydı. Süper yetenekli futbolcularına rağmen gol yollarında zorluk çekiyorlardı, öyle ki son sıradaki San Marino haricinde gruptaki 8 maçta ancak 8 gol atabilmişlerdi. Baraj maçlarında Slovakya’yı geçmek onlar için zor olmadı ve turnuva biletini kazandılar fakat dönüş bileti hala açıktı. Sırbistan ölüm grubuna düşerken; Ukrayna, Tunus ve Suudi Arabistan’ı getiren kura için minnettardılar.

İspanyollar özgüvenlerini tekrar kazanabilmek adına en müsait grupta yer alıyordu ve tarihlerindeki ilk büyük turnuvasına çıkacak Ukrayna’ya unutmayacakları bir hoşgeldin partisi vereceklerdi. Leipzig’de Aragones, Raul’suz bir 4-4-2 kurgulamıştı. Tüm ülkenin idolü yedek kulübesindeydi, fakat yaşlı kurt takımının gücünün ve ne yaptığının farkındaydı. Omurga Casillas-Puyol ve Senna’dan oluşuyordu. Forvet hattında ise çıkardıkları yeni inciler Fernando Torres ve David Villa. Skor 17 dakika içinde 2-0 olmuştu bile. Yorumcular öğlen sıcağında oynamanın kendilerine avantaj sağladığını söylese de Ukrayna’nın nefes almakta zorlanmasının sebebi sadece hava değildi; İspanyollar bunaltıyordu. Karşılaşma boyunca oldukça suskun olan 2004 Altın Top ödüllü Shevchenko, gösteriyi en güzel yerden takip ediyordu adeta. Puyol’un spektaküler çalımı, Xavi’yle yaptığı verkaç ve Torres’e çıkardığı asist kupanın en güzel gollerinden birini ortaya çıkarıyordu.

3 maçta 3 kolay galibiyetle hava yakalayan Roja’ların çeyrek final yolundaki rakibi Zidane etrafında birleşen Fransa olmuştu. Marca gazetesi maç günü “Zidane’yi emekliliğe biz yollayacağız” manşetiyle çıkıyordu. Tevazu eksikliği iki yaz önce Portekiz karşısında başlarına bela açmıştı. Yine öyle oldu. Maviler finale yürürken İspanya beklentileri karşılayamadığı bir turnuvadan daha elenmişti. O akşamı stoper Juanito şu cümlelerle özetliyordu: “Medya bize destek veriyordu, fakat Fransa karşısında bu ekstra bir yük oldu. Teknik kadro zor bir karşılaşma olacağının farkındaydı. Onları asla hafife almadık. Net bir şekilde üstün oynayıp hak ederek kazandılar. Gelişmek istiyorsanız hatalarınızdan ders almalısınız” Ve evet çok iyi ders çıkardılar, öykünün gerisini biliyorsunuz: 2008, 2010, 2012…

İspanyollar sadece milli takımlarıyla değil kulüpleriyle de Avrupa futboluna damgalarını vuracaklardı. 2008 şampiyonluğundan sonra UEFA’nın kulüpler düzeyinde organize ettiği 16 turnuvanın 10’unda kupa kaldıran Boğalar, süper kupayı da hesaba katacak olursak son sekiz yılda verilen 24 kupanın 17’sini müzelerine götürmüş olacaklar. Bu gerçekten sıra dışı bir rakam.

zidane_marca
Zidane ne zaman isterse o zaman jubile yapar!

Mesele nedir? Hiçbir şey iyi gitmezken devam etme azmi mi? Bazı anlar gelir, dünya sanki ayağa kalkmanıza hiç müsaade etmeyecekmiş gibidir. Güçsüzlüğünüzü ve öfkenizi bastırıp soluk alabilmek için hıçkırıklarınızı durdurmak zorunda kaldığınız oldu mu? Tüm yaşamınızı dünyanın dört bir tarafından övgüler alarak geçirmiş; yaşam tarzınız herkes tarafından hayranlık objesi olmuş; kişiliğiniz bir dönemin gustosunu şekillendirmiş; rakiplerinize bile ilham kaynağı olmuş olabilirsiniz. Bu sizi korumaz. Önünüze çıkanı ezip geçip muzaffer olduğunuz zaman artık rakibiniz yoktur. Kazanmak skor tabelasında okunan bir değer değildir. Taraftara yaşattığınız heyecan ve hazdır. Gerçek zafer hatıralardadır. İspanya’nın 2008-2012 arasındaki futbolu Avrupa futbol izleyicisinin yakın geçmişe dair tüm hatırladıklarını paramparça etti ve oyunun tadının artık yok olduğunu düşünenler için yepyeni bir sayfa açtı. İspanya bize kazanmanın ne demek olduğunu öğretmişti. 2014’teki hezimetiyle ise yeni bir şey öğretiyorlardı: Kaybetmeyi bilmek.

Çok uzun zamandır bunun için hazırlanıyorlardı. Fernando Torres “Hayatımızı bir gün kaybetmek için yaşadık. Biz kazanmak değil, kaybetmemek için oynuyoruz. Kupalar bu yüzden dokunaklı bir hal alıyor. Kaybetmek normal bir şey” diyordu. Pep Guardiola 2009’daki Estudiantes maçının ardından işte tam da bu sebepten dolayı gözyaşlarına boğulmuştu. Güneşe diğerlerinden çok daha yakından bakmıştı ama yeryüzüne düşmek zorunda olduğunun da farkındaydı. Yavaş yavaş da olsa düşecekti, kesin olan buydu. Barcelona 6/6 yaparak kusursuz bir sezona noktayı koymuştu.

Maç öncesi motivasyon konuşmasını “Gelecek umut vaat etmiyor çünkü bu yaptığımızı tekrar etmek mümkün olmayacak. Bu başardığımız hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Tüm yapmamız gereken taraftarımızın bizimle gurur duymaya devam etmesi için çalışmaya devam etmek” şeklinde gerçekleştirmişti. Son düdük çaldığında ise tiki-taka mucizesini yaratan adam çimlerin ortasında yere yığılmıştı. Annesinin sözlerini duymazlıktan gelen bir çocuk gibiydi adeta. O tekrar tekrar oynamak istiyordu; akşam olsa da, uyku vakti gelse de oynamak istiyordu. Herkes kazanmak ister, hayat ise herkese her istediğini vermez.

Klasikler arasına giren Hollanda maçında Robin van Persie fantastik golünü atmadan Silva durumu 2-0’a getirse ve devamında iyi bir senaryoyla bu şampiyonluk serisi sürse ne değişecekti ki? Futbolun yaşamın bir metaforu olarak görülmesinin sebebi basit olmaması aslında. Detaylar, tesadüfler ve biraz da şans kader çizgisini belirliyor. Hiçbir sonuç tamamen siyah ya da beyaz değil. Hepsi grinin başka bir tonu sadece. Utanç verici bir mağlubiyetle farklı bir galibiyeti ayıran mesafe bazen çok kısa olabiliyor. Kâğıt üstünde kazanmak veya kaybetmek hemen hemen aynı şeyler. Tıpkı yüzlerce kez izlediğimiz, her anını ezberlediğimiz filmler gibi. Kaybetmeyi bilmek de böyle bir şey işte; geri al, oynat, durdur, tekrar oynat, tekrar başlat, sonsuza kadar devam et!

Mesele nedir? Çılgın lakaplı Marcelo Bielsa’nın, İspanya futbolunun kaderini çizmeye başlamasından bir yıl önce kendisini Rosario’da ziyaret eden Guardiola’ya verdiği yanıtın içinde gizli olabilir mi? Ne yapacağınızı bilmiyor ve kararlarınızda çelişkiler yaşıyorsanız en doğru yol seyahat etmek ve bir akıl hocasına danışmaktır. Şilili şöyle diyordu: “Yaşamımda bana değer katan ve ilerlememi sağlayan hep başarısızlıklarım olmuştur. Başarı ise her zaman bana kötü sonuçlar getirmiş ve beni zayıflatmıştır. Başarmak deforme eder, gevşetir, yalan söyler, kendimize âşık eder. Yenilgi ise inançlarımızı tekrar birbirine bağlar, kamçılar ve güçlendirir. Sadece kazanmak için oynasam, hep kazanmayı istediğim için çalışsam, asli olanla önemsiz değerlerin arasındaki farkı bilmiyor olsam kendime açıkça ihanet ederdim”

Aslolan mücadeleyi bırakmamak. Daha iyisini yapmaktan asla vazgeçmemek. Tabela sonuçtur, sebep değil. İspanya 2014 yazının acı hatıralarıyla geliyor bu turnuvaya, şüphe yok! Asıl ilgi çeken kısım ise nasıl dönecekleri. Daha önce hiçbir ülkenin ulaşamadığı bir seviyeyi tatmış bir takım olarak kaybetmeyi nasıl hazmettiklerini göstermek için dönecekler muhtemelen. Bizi de heyecanlandıran şey bu zaten.

Son Yazıları Euro 2016

Euro 2016 Ekonomisi

Macaristan karşısında CR7’nin 2 gol 1 asistlik performansıyla gruptan son anda çıkan

Bir Taşla İki Kuş

Büyük kupaları yıldızlar mı kazandırır, yoksa kupa kazanan golcüler mi insanların gözünde

Her Şeyin Teorisi

Turnuvada erken final olarak nitelendirilen birçok maç oynandı. Bunların sonuncusu Almanya ile

Hadi Bakalım Kolay Gelsin

“Efsane golleri deneyerek büyüyen bir çocuktum. Şimdi küçük çocukların Belçika’ya attığım golü

Teşekkürler

Baba mesleği olduğundan mıdır bilinmez, konu futbol olduğunda kalecileri hep özel bir
Başa Dön