Futbolun Arka Bahçesi

Euro 2016: Grupların Ardından

Euro 2016

Seyir açısından beklenti barajının çok altında kalan EURO 2016’da grup aşamasının sonuna geldik. Atletico Madrid’den bütün takımlara miras kalan güçlü takım savunması anlayışı her maçta etkisini hissettirdi. Grup maçlarında 3 beraberliğin bile top 16 için yettiği bu statü, turnuvadan sonra bile oldukça eleştirilecek gibi gözüküyor. Peki bu iki haftada neler yaşandı gelin bir göz atalım.

Grup A (Payet’in  Gözyaşları)
Ev sahibinin da yer aldığı grup ilk bakışta kolay lokma gibi gözükse de beklentilerin aksine çok çetin mücadelelere sahne oldu. Dimitri Payet’in göstermiş olduğu performans Fransızların sürprize mahal vermeden bir üst tura lider olarak çıkmasını sağladı. West Ham’da üst düzey performansını turnuvada ülkesine liderlik ederek devam ettirmesi onu kariyerinin zirve noktasına taşıdı. Fransa için grup aşaması bireysel performanslar ile kolay atlatılmış olsa da turnuvayı kazanmak için işleri bir hayli zormuş gibi bir izlenim de verdi. Grubun küçük abisi İsviçre her zamanki gibi muhafazakar oyun anlayışını bu kez de ön plana çıkardı. Turnuvanın topla en fazla oynayan 5. takımı olmalarına rağmen gol yollarında istenilen üretkenliği sağlayamadılar. Bunun başlıca sebebi rakiplerinin katı savunma anlayışını sahaya iyi yansıtmış olmaları. Fakat 10 kişi oynayan Arnavutluk takımına 2. golü atamamaları az kalsın tatsız bir beraberliğe sebep olabilirdi. Takımın yıldızı Granit Xhaka gol ve asist olarak katkı sağlamasa da takımın topla oynama yüzdesindeki başarının mimarı oldu. Arnavutluk ve Romanya gösterdikleri direnç ile göz doldurdular. Bu turnuvayı hak ettiklerini bir kez daha kanıtladılar. Lorik Cana’nın İsviçre maçındaki kırmızı kartı ve Payet’in Romanya karşısında son dakikalarda bulduğu enfes gol bu grup için kırılma noktaları oldu.

Grup B (Tek Kişilik Dev Kadro)
Turnuvanın ilk sürprizine imza atan B grubunda tam bir Galler fırtınası esti. Kaybettikleri Ada derbisi  dahil çizdikleri tablo takdire şayandı. Gareth Bale performansıyla takım arkadaşı Ronaldo’ya adeta liderlik dersi verdi. Ramsey’in 2 gollük oyunu da yanına eklenince ilk kez katıldıkları şampiyonada grup birinciliğiyle fark yaratan taraf oldular. Onları takip eden İngilizler ise oynadıkları futboldan çok taraftar taşkınlıkları ve Rus seyirciler ile yaşadıkları şehir savaşıyla ön plana çıktılar. Maç başına 21 şut ortalaması yakalamalarına karşın sadece 3 gol bulabildiler. Turnuvanın en pahalı kadrosuna sahip olmalarına karşın oynadıkları futbol oyuncu isimlerinin çok gerisinde kalıyor. Slovakya ise ilk maçta Galler şokunu yaşamasına rağmen son maçta Rusya’yı diskalifiye olmaktan kurtarıp bir üst turda yerini aldı. Hamsik ve Weiss’ın  hücumdaki uyumları ve Skrtel’in savunma hattındaki pes etmeyen mücadelesi göze çarpan performanslardı. Çekoslovakya zamanı şampiyonluk yaşamış olsalar da bağımsız olarak katıldıkları ilk EURO olduğunu hatırlatalım. Bu turnuvanın gediklisi Rusya (11) ise tek kelimeyle hayal kırıklığı oldu. Yaratıcı oyuncu fakirliği çeken Ruslar, Alan Dzagoev’in de yokluğunda hücumda çok fazla sendelediler. Bir an önce bu turnuvayı unutup ev sahibi olacakları Dünya Kupası’nı düşünmeye başlamaları lazım. 

Grup C (Will Grigg’s on Fire)
Seyir zevki açısından adeta ızdıraba dönüşen bu grubun parlayan yıldızı kuşkusuz Kuzey İrlanda taraftarıydı. Hem Fransa sokaklarındaki sıcakkanlı ve eğlenceli tavırları hem de her maç söyledikleri Will Grigg için hazırladıkları beste oldukça etkileyiciydi. Dünya Şampiyonu aploletiyle turnuvaya katılan Almanya ise ortalamalarının çok altında performans gösterdi. Fakat  şampiyonun gölgesi dahi grup liderliği için yeterli oldu. Almanya’da parıltılı isimlerinden çok, genç  Joshua Kimmich ismi ön plana çıktı. Savunmada yaşadıkları sıkıntı onlar için alışılagelmiş bir durum değil. Löw’ün huzursuzluğu turnuva boyunca yüzünden eksik olmadı. Top 16 turunda birtakım değişikliklere gitmeleri muhtemel gözüküyor. Komşuları Polonya ise daha önce hiç çıkamadıkları grup aşamasından bu defa rahatlıkla bir üst tura adını yazdırdı. Liderleri Lewandowski istenilen etkiyi göstermese de savunmadaki harika performansları 7 puan toplamalarını sağladı. Daha önce 2 kez katıldıkları turnuvada gol yemeden hiçbir maçı bitirememiş olsalar da bu turnuvada  kalelerinde henüz  gol görmediler. Ukrayna ise tam aksine gol atamadan turnuvaya veda etti. Kuzey İrlanda’nın altında kalmaları onlar için kabul etmesi zor bir sonuç oldu. Yarmolenko’nun anlık parlamaları ve Almanya maçının ilk yarısında kaçırdıkları goller ile erken vedalarını yapmış oldular.

Grup D (Bitti dediler dönüyoruz!)
Son 6 aydır hepimizin kafasında oynadığı bu turnuva bizim için nihayet sonuçlanmış oldu. Oynadığımız futbol Çek maçına kadar kabuslarımızın da ötesindeydi. Futbolumuzun dışında gelişen olaylar ise bizim için işin kopma noktasıydı. İspanya ve Hırvatistan’ın dominasyonu  grup için belirleyici etken oldu. İspanya’nın olgun oyunu onları sabırlı bir şekilde sonuca götürdü. Son maç yaşadıkları Hırvatistan kazasının onlardan pek bir şey götürdüğünü düşünmüyorum. Dünya Kupası’nda yaşadıkları hezimetten güçlenerek geri döndüler. Hırvatistan ise turnuvanın en uyumlu orta sahasına sahip. İleri uçta yaratıcı katkıyı da fazlasıyla aldılar. İspanya maçında hak ettikleri 3 puan ile favori takımlara diş geçirebileceklerini gösterdiler. Önleri açık olan bir fikstüre ve iddialı bir takıma  sahipler.  Yaşlı Çekler ise aldıkları mucizevi 1 puan dışında direnç eşiğinin altında kaldılar. Bu gruptaki en büyük sürpriz Hırvatistan’ın 2-0 öne geçmesine rağmen Çekler’le berabere kalmasıydı. Hırvatistan’da Perisic’in performansı ve İspanya’da Morata’nın attığı goller grubun öne çıkan bireysel şovlarıydı.  

Grup E (Goodbye İbra)
Şampiyonadaki en sert grup savaşlarından birine sahne oldu. Özellikle İtalya–Belçika maçında Conte’nin olağanüstü takım savunması ders niteliğindeydi. Turnuva öncesi şampiyonluk için pek şans tanınmasa da dünyanın en elit savunma hattına sahipler. İleri uçta istenilen seviyeden çok uzak kalmaları onlar için ileriki turlarda soru işareti. Kendilerine karşı  oyun üstünlüğünü alan takımların skor üstünlüğü için  İtalyan  duvarını delmeleri gerekiyor. Belçika ise her Football Manager bağımlısının hayalindeki kadroya sahip. Bütün bölgeler için alternatifli ve genç bir kadroya sahipler. Savunma göbeğinde Kompany’nin tecrübesini fazlasıyla aradılar. Kevin De Bruyne oyunun ileri bölgesinde büyük etki yaratsa da takım arkadaşları onun seviyesinden biraz uzakta kaldı. Grubun son finalisti İrlanda ise fikstür avantajını iyi kullanarak bir üst tur biletini cebine koydu. Son maçta İtalya’nın bizi kupa dışı bırakan rotasyonunu  en iyi şekilde değerlendirdiler. Turnuvanın en yaşlı takımı olmalarına rağmen bu seviyede tecrübeleri yetersiz. Teknik patron Martin O’Neill onların kuşkusuz en büyük kozu. Grubun dibine demir atan İsveç’te ise merakla beklediğimiz İbra-kadabra mucizesi ne yazık ki sükut-u hayale uğradı. Son maçta Belçika karşısında gösterdikleri performansı grubun önceki 2 maçında yakalasalardı devam etmemeleri işten değildi. İbra’yı yeterince devreye sokamadılar bu da onlara pahalıya patladı. Bundan sonra İbrahimoviç’i uluslararası bir turnuvada izleyebileceğimizi zannetmiyorum. Elveda Süper Ego.

Grup F (Puskas’ın İzinde)
Turnuva öncesi Macarlar’ın dahi böyle bir tablonun hayalini kurması imkansızdı. Özellikle elemelerde neredeyse rekor kıran Avusturya’nın 1 puanla eve dönmesi şok etkisi yarattı. Kadro kalitelerinin çok uzağında mücadele ettiler. Janko ve Arnautovic’in hiçbir varlık gösterememesi onların ipini çeken temel etmendi. David Alaba ise sönük oynayan takımının ateşini bir türlü yakamadı. Macaristan ise Avusturya’nın antitezi misali turnuvanın en beklenmedik performansını sergiledi. Galler ile birlikte turnuvanın en golcü takımı (6) ünvanını  paylaşıyorlar. Portekiz maçında 3 defa öne geçebilme başarısı göstermeleri  ne yazık ki Ronaldo’nun gecesine denk geldi. Fakat onların manşetlere taşınması için bu performans bile fazlasıyla yeterliydi. Statünün açığını yüzümüze vuran Portekiz, vasatın altında kalmasına rağmen  averajını koruyarak yola devam etti. Ronaldo ise grup aşamasının son maçında turnuvaya dahil olabildi! Yaratıcı oyuncu sayısı konusunda turnuvadaki belki de en cömert takım olsalar da bunu sahaya ve skora yansıtamadılar. Macaristan’dan üç gol yemeleri savunmadaki alarm seviyesini en üst düzeye çıkardı. Macaristan’ın direkten dönen 4. gol girişimi onların üst tur vizesi oldu. Kuzey ışıklarını Fransa semalarına taşıyan İzlanda ise sağlam futbol yapılanmasının eşsiz bir örneği olarak turnuvada karşımıza çıktı. Kısa zamanda doğru yapılan işlerin meyvelerini grup aşamasında fazlasıyla topladılar. Senelerce Eidur Gudjohnsen’in kişisel başarısıyla futbol arenasında yer alan İzlanda Euro 2016’da efsanesini kadroya dahil ederek onore etti. Fiziksel üstünlük olarak turnuvada Fransa ile en çok göze çarpan takım oldular. Arnason’un  kader maçı olan Avusturya karşısında gösterdiği cansiperane mücadele karşılığını 90. dakikada gelen tarihi golle buldu. 

Son Yazıları Euro 2016

Euro 2016 Ekonomisi

Macaristan karşısında CR7’nin 2 gol 1 asistlik performansıyla gruptan son anda çıkan

Bir Taşla İki Kuş

Büyük kupaları yıldızlar mı kazandırır, yoksa kupa kazanan golcüler mi insanların gözünde

Her Şeyin Teorisi

Turnuvada erken final olarak nitelendirilen birçok maç oynandı. Bunların sonuncusu Almanya ile

Hadi Bakalım Kolay Gelsin

“Efsane golleri deneyerek büyüyen bir çocuktum. Şimdi küçük çocukların Belçika’ya attığım golü

Teşekkürler

Baba mesleği olduğundan mıdır bilinmez, konu futbol olduğunda kalecileri hep özel bir
Başa Dön