Futbolun Arka Bahçesi

Deja Vu

Euro 2016

Bir dakikalığına futbol tutkunu bir İngiliz olduğunuzu düşünün. Atalarınızın futbolun mucidi olduğunu bilen ve belki de bu sebepten her daim başarılı olma inancıyla dolu. Koyu bir Liverpool taraftarısınız örneğin. Kötü geçen sezona rağmen birkaç oyuncu vermeyi başardınız milli takıma. Leicester City hariç kafaya oynayan hemen her takım taraftarlarının hayal kırıklığı ile dolu bir Premier League sezonu geçirdiğinden midir, yoksa uzun süreden beri gelmeyen başarının Fransa’da geleceğine körü körüne inandıklarından mıdır bilinmez, bu turnuva öncesi de İngilizler garip bir inanç besliyorlardı. Doğrusunu söylememi isterseniz bu bana oldukça komik geliyor. Ben demiştim demek için başlamadım bu satırlara ancak turnuva öncesindeki Altın Jenerasyon yazımda, Ada temsilcisinin bundan önceki fiyaskolarını kaleme almıştım. Yanıltmadıkları için mutluyum desem yalan olmaz.

Evlerinde oynadıkları Euro 96 hariç, son 11 turnuvada yalnızca 2 kez çeyrek final oynadılar, daha ötesi yok. İşin komik tarafı da burada, bu yaz da yine kendilerinden emin, daha doğrusu burunları havada geldiler. Rooney’nin olgunlaşıp takımı sırtlayacağına inanıyorlardı. Yanıldılar! Ellerindeki Raheem Sterling’in yanı sıra Danny Welbeck, Theo Walcott, Andros Townsend, Oxlade Chamberlain gibi patlayıcı futbolcularla, açık oyunda korku salacaklarını düşünüyorlardı. Sakatlanan Welbeck dışında hiçbirini kadroya çağırmadı Roy Hodgson! Ve en önemlisi teknik adamlarına güveniyorlardı. İzlanda müthiş ambiyansı ile saha içi kutlamalarını yaparken; o, gazetecilere bıraktığını açıkladı.

Harry Redknapp turnuva öncesi, adaşı Kane’in elini taşın altına koyması durumunda şampiyon olabileceklerini iddia etmişti. Ne Kane yeteri kadar pozisyona sokulabildi ne de efektif bir performans gösterdi. Premier League’in gol kralı, turnuva boyu ayağına gelen birçok topu taraftarlarına yollamayı seçti. Ev sahibi takımın sol beki Patrice Evra bile; İngilizler kupayı alabilecek kadar iyiler demişti. Tıpkı turnuva performansı gibi berbat bir açıklama olduğunu zaman ona gösterdi. Takımın Euro 2016’daki başüstü rakipleri gibi güçlü bir mantalitesi, yıllar boyu gelen başarısızlıklardan da anlaşılacağı üzere pek yok! Löw tüm hazırlık maçlarında adeta sakladığı ideal 11’ini, turnuva boyu -bir iki değişiklik hariç- bozmazken, Hodgson hemen her maç değiştirdiği kadrosu ile takımının dengesiyle oynamayı seçti. Harika bir sezonu geride bırakan Dele Alli – Eric Dier ikilisini muaf tutarsak, şu orta sahanın şampiyonluk getireceğini düşünmek fazla optimistlik olur; Ross Barkley, Jordan Henderson, Adam Lallana, James Milner, Raheem Sterling, Jack Wilshere… Kupa 2 finaline rağmen oldukça kötü bir sezon geçiren Liverpool’dan üç oyuncu, beklenenin oldukça uzağında kalan Sterling ve koca sezon Arsenal forması ile Avrupa Futbol Şampiyonası’nda aldığı dakikanın üçte birini alabilen Wilshere. Aynı kupayı almak isteyen takımların merkezlerine bakınca, bu kez trajikomik geliyor. Orta sahaları adam yiyen Fransızlar, makine düzeni gibi işleyen beşlisiyle Almanlar, ikinci bölgesini geçen rakiplerin gol diye sevinmesini sağlayan İtalyanlar…

Turnuva öncesi o kadar böbürlenmişlerdi ki başta taraftarlarının olmak üzere birçoklarının kafasında bu sefer olacak fikri belirdi. Fişek gibi iki beke sahiptiler, ancak üzerine koyamadılar. Turnuvanın tartışmaya kapalı şekilde en kötü performansını gösteren kalecisi Joe Hart, düz ve yaratıcılıktan uzak orta sahaları ve Vardy ile Kane’in tutukluk yapması, sonucun kaçınılmaz olduğuna işaret ediyordu. Beş forvetle gittikleri turnuvadan 4 gol ve 1 galibiyet ile döndüler. Oysa gerek Galler gerekse İzlanda maçının son bölümlerinde oyuna girerek seyri değiştiren genç forvet Marcus Rashford daha fazla denenebilirdi. Hodgson tercih etmedi. Turnuvanın en çok kazanan hocası, İngiliz klasiğini bozmayarak takımını erken tatile çıkardı. Üstelik 5 milyon avro, kuru bir istifa için epey fazla bir miktar. Glenn Hoddle, Kevin Keegan, Sven-Göran Eriksson, Steve McClaren, Fabio Capello’dan oluşan utanç listesinde artık onun da ismi yazıyor.

Açılıştaki Rusya maçının ilk yarısı herkesin ağzına bir kaşık bal çaldı. Çok değil bir maç sonra, safkan bir sol bek olan Ben Davies’in 90 dakika stoper oynadığı maçta, Galler’i sidikli bir son dakika golü ile yendiklerinde, durum gün gibi meydana çıktı. İngilizler’in Euro 2016’da aldığı sonuç kimilerine göre tam bir facia olabilir, bana göre ise tam bir deja vu! İngiltere’nin 2016 model düş kırıklığı, bir yandan hafif tebessüm etmemi sağlıyor, öte yandan aklıma Teoman’ın Zamparanın Ölümü şarkısını getiriyor. Teoman şarkının bir bölümünde şöyle der: şampiyonum sanırken diskalifiye olduğumdan, işte sevgili bayan tüm gevezeliğim bundan.

Son Yazıları Euro 2016

Euro 2016 Ekonomisi

Macaristan karşısında CR7’nin 2 gol 1 asistlik performansıyla gruptan son anda çıkan

Bir Taşla İki Kuş

Büyük kupaları yıldızlar mı kazandırır, yoksa kupa kazanan golcüler mi insanların gözünde

Her Şeyin Teorisi

Turnuvada erken final olarak nitelendirilen birçok maç oynandı. Bunların sonuncusu Almanya ile

Hadi Bakalım Kolay Gelsin

“Efsane golleri deneyerek büyüyen bir çocuktum. Şimdi küçük çocukların Belçika’ya attığım golü

Teşekkürler

Baba mesleği olduğundan mıdır bilinmez, konu futbol olduğunda kalecileri hep özel bir
Başa Dön