Futbolun Arka Bahçesi

Bir Tatlı Huzur: Martin O’Neill

Euro 2016

Yaşımın gereği bu takip edebildiğim 10. turnuvam. Rahatlıkla bu gözlerin gördüğü içlerindeki en kötüsü diyebilirim. Michel Platini’nin gitmeden önceki son şakası olan yeni format, bizleri golden uzak, kontrol futbolu endeksli –yokluğunu çok aradığımız Ömer abinin de buradan kulaklarını çınlatalım– bir oyuna mahkûm etti. Bazı gruplardan çıkan üçüncüler, birincilerden daha avantajlı. Son 16’nın bir kısmının yolu Almanya, Fransa, İngiltere, İspanya gibi babalarla finale kadar kesişmeyecek. İkinci tura çıkanların arasında bir takım var ki, turnuva karnesi başarısızlıklarla dolu; oyuncu grubunda tek bir yıldız isim barındırmayan, ve ucu bir şekilde dönüp dolaşıp bize dokunan.

Yeşil giyen adamlarla, turnuva öncesi yine sürklase’ye yazdığım takım öykülerine dayanan bir münasebetim mevcut. Sınırlı yetenekleri ve en az bizimki kadar zor olduğuna inandığım gruplarında var olmak istiyorlardı. Hem de kuru kuruya değildi bu inanç. İtalyanlar savunmalarına, Belçika yıldız veletlerine, İsveç ise Bay Ego Zlatan Ibrahimovic’e güvenirken; İrlanda, kulübesine inanmayı tercih etmişti. Martin O’Neill, yalnızca ülkesinde değil tüm ada basınında en fazla saygı gören isimler arasında.

Turnuvanın ilk maçında oynadıkları iyi oyunun karşılığını alamadılar ancak dün gece bizi eve yollayan Robbie Brady, daha o maçtan dikkatleri toplamıştı. Sol bekti ve efsane ofansif bindirmeler yapıyordu. Takım Everton’lu Coleman’ın da desteği ile kanatlardan akıyordu. İsveç kalelerine tek bir isabetli şut atamadı ancak gol yemeyi başardılar. O’Neill’ın 10 yıl önce bir televizyona verdiği “gezegendeki en overrated adam” demecinin gizli öznesi olan Ibra pozisyonu yaratmıştı, bitiriş ise Belçika maçı sonrası yanlış tercih olduğundan emin olacağı stoperi Ciaran Clark’tan gelmişti. Maçtan sonra “bugünkü görüntü ilerleyen süreçte bana umut veriyor” şeklindeki açıklaması karakterine vurgu yapar gibiydi. Martin O’Neill pozitif bir adam ve bu durum tüm ulusu etkilemiş durumda. Euro 2016 öncesi oynanan ilk baraj maçında, ikinci yarıda çöken sis 85. dakikada Bosna Hersek’in beraberlik golüyle Yeşiller için kâbusa dönüşmüştü. İrlanda aldığı 1-1’lik skorla evine buruk dönerken; “sise rağmen maçın bitmesinden ötürü mutluyum” şeklindeki demeciyle, işinin bardağın dolu tarafıyla olduğunu gösteriyordu.

Tıpkı turnuvanın şu ana kadarki en farklı skoruyla kaybettikleri Belçika maçında olduğu gibi: “İki yol var; ya bittiğini düşünerek kendinizi suçlu hissedersiniz ya da İsveç maçında oynadığımız futbola bakar ve bundan ilham alırsınız.” Takımına mesajı vermişti. Kolay pes etmeyecekti, kolay pes eden bir oyuncu grubuyla da işi olmazdı zaten. İnanç onun felsefesiydi ve ekibini buna uygun şekilde kurmuştu. Zlatan’ı yoktu, Hazard’ı yoktu ancak elinde sınırlarını bilen, egolarından kurtulmuş ve hocası için oynayan 23 adama sahipti. Pardon 24! Maç boyu hemen yanında oturan abi Roy Keane’nin hırsı, yaşından sebep ortaya koyamadığı bazı reaksiyonların açığını kapatıyordu adeta. O’Neill eşofmanlarıyla oyunu okurken, Keane enerjisiyle ekibi ateşliyordu, takımıyla arasındaki köprü Roy olmuştu. İyi polis-kötü polis, yeşil-beyaz, ying-yang artık ne derseniz… Roy Keane, İrlandalıların tamamı tarafından takdir görmese de takımın başına gelir gelmez ilk iş onu teknik kadroda tuttu. Sebebi açıktı: “Bütünleştirici bir güç. Kesinlikle bizimle olmalı

İtalya maçından önce kendinden ve hepsinden önemlisi takımından emindi. “İtalya’yı 12 yıldır yenemiyor olabiliriz ancak Ekim ayında, bir gece çıktık ve Dünya Şampiyonu’nu yendik. Olağanüstüydü. Bu bize ilham veriyor.” Konuşmaları basın toplantısında sırasını bekleyen Coleman’ı etkilemişe benziyordu. Tecrübeli sağ bek kendinden emin başladı: “90 dakika boyunca kendimizde olmalıyız, hepsi bu. Biz büyük takımları yenebileceğimizi kanıtladık.” Madem Almanya maçına döndük sahada yeşil giymeyen tek adam hakkında da iki satır yazmak gerek. Herhangi bir sporu ucundan kıyısından yaptıysanız anlarsınız; size güvenmeyen bir antrenörle oynamak, hata yapma korkusu demektir. Hata yapma korkusu ise hata getirir. Darren Randolph’u ilk kez bir resmi maçta sahaya attığında, rakip yukarıda bahsi geçen Almanya’ydı. Shay Given sakatlandığında, kenarda 36 yılın getirdiği tecrübesiyle Millwall kalecisi David Forde hazırdı. O, Randolph’u çağırdı, her zamanki özgüvenli tavrı ve gri eşofmanları ile. Darren, West Ham United’ın yedek kalecisiydi ve hoca aklını kaçırmış olmalıydı. Randolph ikinci yarı tek kale oynayan Almanlara geçit vermedi, O’Neill ise kendisinden vazgeçmedi. Euro 2016’da, İrlanda topraklarının gördüğü en iyi kaleci olarak lanse edilen Given’in yerine kaleyi korumayı sürdürüyor.

Dün gece İrlanda Cumhuriyeti’nin soyunma odasında değildim, ancak odada bir sükunetin olduğuna inanıyorum. Sakin ancak otoriter, samimi ancak ciddi, istediğini bilen ve bunu düşük potansiyelli adamlardan oluşan İrlanda’dan alan bir adam Martin O’Neill. Eşofmanları ve gözlükleri, işinin bittiğini düşünmenize sebep oluyorsa, yanılıyorsunuz. Turnuvanın en yaşlı kadrosundan, üçüncü maçın 87.dakikasına kadar galibiyet kovalayan bir takım yarattı. Cürmünü bilerek oynadı ve takımını son 16’ya sokmayı başardı. Sahaya sürdüğü hemen her oyuncusundan verim aldı. Sebebi basit; onlara inandı, oyunu okumasını bildi, sabretti ve haddini bilerek oynadı. Egolarından arınmıştı, takımını motive etmeyi biliyordu ve bunun için şova ihtiyaç duymuyordu. Yeni güne, gruplarda elense tek bir insan tarafından şaşırılmayacak olan İrlanda çeyrek final hesapları yaparak başlıyor.

O’Neill ve Keane ikilisi, yeşil formaları ve tek bir taşkınlık çıkarmadan eğlenen taraftarları… İrlanda turnuvanın başından beri bana hoş bir dinginlik hissi veriyor. Ah bir de Robbie, son turnuvasında şu meşhur taklasını atsa!

Son Yazıları Euro 2016

Euro 2016 Ekonomisi

Macaristan karşısında CR7’nin 2 gol 1 asistlik performansıyla gruptan son anda çıkan

Bir Taşla İki Kuş

Büyük kupaları yıldızlar mı kazandırır, yoksa kupa kazanan golcüler mi insanların gözünde

Her Şeyin Teorisi

Turnuvada erken final olarak nitelendirilen birçok maç oynandı. Bunların sonuncusu Almanya ile

Hadi Bakalım Kolay Gelsin

“Efsane golleri deneyerek büyüyen bir çocuktum. Şimdi küçük çocukların Belçika’ya attığım golü

Teşekkürler

Baba mesleği olduğundan mıdır bilinmez, konu futbol olduğunda kalecileri hep özel bir
Başa Dön