Futbolun Arka Bahçesi

Plastik Kulüp: RB Leipzig

Bundesliga/Orta Saha

Almanya’nın iki yakasının birleşmesinden bu yana Leipzig’in en fazla zikredildiği günleri yaşıyoruz. Ülkede şehrin popülaritesinden daha hızlı yükselen bir şey varsa, o da sekiz yıl önce varoş bir semtte kurulan ve başına koyduğu R ve B harfleri sayesinde hızlıca beş lig birden atlayan futbol takımı.

Birçok ekstrem spor sponsorluğunun, F1’de dünyanın en genç şampiyonunun ya da Felix Baumgartner’in, kimilerinin anlamını aradığı kimilerin ise aramamayı seçerek kafalarını rahatlattığı, dünya denen boşluğa yaptığı serbest dalışın ardında onların adı var. Ancak tüm bu başarılar, Red Bull’u kesmedi. Yeşil sahalarda edindikleri takımlar ne anavatanları Avusturya, ne Brezilya ne de Birleşik Amerika’da başarılıydı.

Red Bull’un kurucusu Dietrich Mateschitz, Red Bull logolu bir aracı ve kullanması için iki “Kanatlar Takımı” üyesi kızı ilk kez birleştirdiği 1987 yılında, çekicilikten çok daha fazlasını hedefliyordu. Takım fiyakalı arabasını, tüketici ile ürünü en doğru şekilde buluşturmak için sürer. Mateschitz’in bir kutu enerji içeceğini satmak için belirlediği en öncelikli hedef; doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bu sebeptendir gerilla pazarlama, Avusturya menşeli şirketin ilk planıdır. Mateschitz aynı yöntemi, aradığı futbol takımı için de kullanabileceğini biliyordu. Ve kendisini girişimci olarak tanımlayan bu adam, doğru zamanda doğru yerde olmak adına, Hamburg, Düsseldorf ve Leipzig’de araştırmalar yaptı. Aradığını, Leipzig şehrinin 15 km uzağında Markranstadt’ta bulacaktı. 

Bölge, 1800’lerde Napoleon Bonaparte’nin kahvaltılarına mekan olmuş ve şehri klasik müzikle özdeşleştiren müzisyen Johann Sebastian Bach’ın dehasına ev sahipliği yapmıştı. Doğu Almanya’yı yıkan protestoların burada başlamış olduğu düşünülürse, şehrin siyasi geçmişinin futboldan çok daha revaçta olduğu gerçeği su götürmez. Ancak kentte halen futbol kırıntılarına rastlayabilirdiniz. Almanya Futbol Federasyonu burada kuruldu. Şimdilerde literatürde yer almayan birkaç kupada da başarılı olmuşlardı. Yakın döneme ait en ünlü futbol kalıntısı ise 2006 Dünya Kupası için yapılan 43 bin kişilik stadyumdu. Bunlara rağmen Leipzig, modern tarihte bir futbol şehri olmanın çok uzağındaydı. 2009’da birleşen Red Bull ve SSV Markranstadt ise büyük oynayacaktı. Almanya’daki katı kurallar sebebiyle takımın ismi RasenBallsport Leipzig yapıldı. Ancak kimse onlara, çim topu anlamanına gelen bu isimle seslenmedi. Bir başka icraat Zentralstadion’un adını alelacele Red Bull Arena ile değiştirmek oldu. Markranstadt’taki ne idiği belirsiz bir mahallede RB ofisi açıldı. SSV genç takım yardımcı antrenörü Olver Drechsler, o günleri anlatırken “çılgınca” kelimesini vurguluyor ve ekliyor: “Yalnızca ofise gelip bakmak isteyen bir sürü insan vardı.” Mateschitz ise hırsını saklamıyordu, Almanya’nın en büyük gazetesi Bild’e, amaçlarının Almanya futbolunda zirve yapmak olduğunu belirten bir demeç verdi. Kendisinin deli olduğunu düşünebilirdiniz ama o, benzer lafları suni bir içecek satmak istediğini söylediğinde de sıkça duymuştu.

RB Leipzig yeni adını aldıktan iki yıl sonra, DFB-Pokal maçında, Bundesliga takımı Wolfsburg’u 3-2 yenerek eledi. 2001 yılında Leipzig’e taşınan ve şu sıralar kulüp hakkında yazılarını derlediği bir bloga sahip olan Matthias Kiessling’e göre o gün yaşananlar, insanların “ben oradaydım” demek istediği türden bir olaydı. Takip eden sezonda takımın sportif direktörlük görevine Ralf Rangnick getirildi. Tam da kırılma anı diye tabir edebileceğimiz türden bir karardı bu. Rangnick, yakın geçmişte Hoffenheim’i üç lig birden atlatarak Bundesliga’ya çıkarmıştı ve son dönemde hücum futbolunun beyni olarak gösteriliyordu. Bugün onlarca insanın gıpta ettiği Julian Nagelsmann, onun ‘abisi’ Thomas Tuchel ve onlarca Alman genç menajerin idolüm dediği bir adam, Rangnick. Yetenek avcısı sportif direktör, takıma yatırımları konusunda yardımcı oldu ve kulübü en tepeye çıkarması yalnızca üç sezon sürdü. Peki RB Leipzig yani Red Bull, bu hızlı macerada hedefe ulaşırken ne kadar harcadı?

 “Plastik Kulüp”, hatırı sayılır futbol tutkunu Alman’ın, RB Leipzig için taktığı yakıştırma. Bu tabir ise; gayesi gazlı içecek satmak olan Avusturyalı şirketin, yerel futbollarını kirlettiğini düşünmelerinden süre geliyor. Sebebi de hiç mantıksız değil. Avrupa futbolunda son dönemin popülaritesi haline gelen oligarşi ve yatırımcı endeksli yönetimin kendi liglerine de sıçrayacağından korkuyorlar. Bu eksende, Dinamo Dresden taraftarlarının bir önceki yaz RB Leipzig maçında sahaya bir ‘boğa kafası’ atmaları, kendileri gibi düşünenler tarafından çok da yadırganmadı. Akabinde B. Dortmund, Bundesliga’nın henüz ikinci haftasında çıkacakları RB Leipzig deplasmanını boykot kararı aldı. Hareketi organize eden B. Dortmund taraftarlarından Jan-Henrik Gruszecki’nin ligin yeni takımı hakkındaki fikirleri netti; “Futbolla işi olmayan Leipzig’e ne oldu? Onlar kesinlikle anormaller, futbolu pazarlama üzerine inşa ettiler.”  

2015 yılında Red Bull’un halka açık paylaştığı bilgiler bizlere gösteriyor ki; kulüp Avusturyalı içecek şirketine 52,38 milyon avro borçlu durumda. Ancak tıpkı Dortmund ya da Dresden gibi bu kulübe tepki gösterenlerin makul sebeplerini görmek adına, gelir gider tablosundan daha somut veriler de mevcut. 50+1, Bundesliga kulüp üyelerinin, kulüpleri harici yatırımcıların etkisinden korumasını sağlamak için tasarlanan bir maddenin gayri resmi adı. Bu kural, taraftarların yatırımcı ortaklarına karşın, takımlarını ellerinde tutmalarına olanak sağlıyor. 50+1, üyelere kendi kulüplerindeki oy çoğunluğunu yakaladıklarında, bilet fiyatları gibi konularda söz söyleme hakkı tanıyor. Yalnızca en az 20 yıl boyunca kulübü aralıksız olarak finanse eden yatırımcılar, hakların %50’sinden fazlasını ellerinde tutabiliyor. St. Pauli takımının başkan yardımcısı Andreas Rettig için bu kural hayati önem taşıyor: “Dünya şampiyonuyuz, Avrupa kupaları performansımız İngilizler’den daha iyi ve onlar birçok yolu denese de tribünlerimiz en yüksek doluluk oranına sahip.” Bu konuda ona hak vermemek, sanıyorum imkansız. Peki 50+1 kuralı lağvedilirse ne olur? Rekabet, kimin siyasal gücü kendisine daha çok çekmesi ve parası olanın konuşması noktasına gelir. Frankfurt taraftarlarına göre, ülkenin en nefret edilen iki takımı; Bayern ve Leipzig’in üye durumlarına bir göz atalım. Ligin büyük abisine üye olmak için yıllık 60 euro ödemek zorundasınız. RB Leipzig’de ise 1.000 € ödeyerek kazanacağınız üyelik size haklarınız için karşıt fikir getirme şansı dahi sunmuyor. Bayern’in üye sayısı 200.000’den fazla iken RB Leipzig’in yalnızca 17! Frankfurt’lu taraftarlara, açtıkları “boğalar, domuzdur” pankartının nedenini sorarsanız; bu detayı da sayacaklarından emin olabilirsiniz.

Bir anda Bundesliga’ya kanatlanan Leipzig lehinde en fazla söylenen argüman yatırılan paranın tam da Alman futboluna uygun şekilde; gençlere harcanması. Emil Forsberg ya da Naby Keita’nın ismini duymayan birinin, yazıyı buraya dek okuyacağına ihtimal dahi vermiyorum. Ülkemizden yaptıkları Bruma hamlesi ile bu yaz kulübün stratejilerini daha net kavramış olabilirsiniz. Ancak Galatasaray’a ödediklerinden çok daha fazlasını Oliver Burke denen bir İskoç için de ödemekten çekinmemişlerdi. Tabi benzer bir ücretin Keita için de ödendiği, ancak bu paranın isminde RB olan Salzburg kulübüne gittiği unutulmamalı. Üstelik bu, iki ittifak takım arasında yapılan ilk ilginç ve yüksek meblağlı transfer de değil! 2015 yılı bittiğinde Leipzig, takımı toplamak için 63,5 milyon euro, maaş bütçesi için de 33 milyon euro harcamıştı. Karşılaştırmak gerekirse, Bayern’in aynı konu hakkında açıkladığı son meblağlar şöyle; 315 ve 220 milyon euro. Bu rakamlara baktığımızda da Leipzig taraftarı Christian Margraf’ın görüşlerine yer vermemek olmaz; “Leipzig için yapılan plastik kulüp benzetmesi adil değil, performansları bunun tam tersini kanıtlıyor. Diğer büyük takımlara bakarsanız, onların da arkalarında büyük paraların olduğunu görürsünüz. Bayern’in sponsorları: Telekom, Audi, Adidas ve Allianz.” Hepsi için hak veremeyiz ama Bayern benzetmesini göz ardı etmek körlük olurdu.

Rangnick’in hücum presi, Hassenhüttl’ün parçaları birleştirmesi, Forsberg’in yaratıcılığı, Keita’nın diriltici gücü, hatta ve hatta; transferinden bir sezon önce Stuttgart ile saç baş yoldurup, bir yıl sonra attığı gollerle hayran bırakan Werner’in bitiriciliği… Maça yaptıkları müthiş başlangıçlar ve ilk 10 dakikalar göz önüne alındığında Almanya’nın gole en yakın takımı olmalarından da dem vurulabilir. Başka bir takım şeylerden bahsetmemde referans monitörüm olan ‘Red Bull ve futbol ruhu için savaşmak’ isimli, James Shotter imzalı ve uzun soluklu Financal Times makalesine selam olsun.

 

Son Yazıları Bundesliga

Bundesliga #13

Leipzig zirveye iyice yerleşti; Hoffenheim namağlup ünvanını koruyor. Hertha, Frankfurt ve Köln

Bundesliga #12

Geçen sezon fırsat buldukça haftanın ilgi çekici maçları öncesinde ufak, bilgilendirici notlar

Bundesliga #29

Almanya’da özellikle ligin dibi ateş almış durumda; haftanın kritik maçları hakkında ilgi

Bundesliga #28

Milli ara tamamlandı. Almanlar oynanan tüm maçların en sükse yaratan karşılaşmasında kaybeden
Başa Dön