Futbolun Arka Bahçesi

Kendin Pişir Kendin Ye

Bundesliga/Orta Saha

Biz Türkler para ile saadet olacağına inanırız. Yalnızca biz değil, Arap şeyhlerinin en ciddi kulüplerini ele geçirdiği İngiliz ve Fransızlar veya oyunculara ödedikleri bonservis ve maaşları yüksek standartlara çeken Ruslar. Kralın takımı Real Madrid de aynı görüşü savunanlardan. Tabi bu fikre karşıt politikada olan ligler de mevcut. Karşınızda kendin pişir kendin ye ekolü; Bundesliga. 

Euro 2000’e bizim de bulunduğumuz gruptan lider olarak çıkarak katılan ancak Belçika’daki maçlardan galibiyet çıkaramayarak, Hollanda’yı dahi göremeden evine dönen Almanlar, yaşadıkları bu şokun üzerine yapılan zihniyet değişikliği ile başarının kendi içinde var olduğu fikrini benimsedi. Hayata geçirilmesi amaçlanan proje ile Dünya Kupası’nı alma hedefi için ilk adım atıldı. Yaklaşık 15 sene sonra Beckenbauer’in koyduğu hedefe ulaşılırken, Almanya milli takımının kadrosundaki 23 oyuncunun tamamı, Almanya takımlarının altyapısında yetişen isimlerden oluşuyordu. Şampiyon kadroya en çok oyuncu pişiren altyapı Bayern München oldu (5), onu Schalke (4) ve Kaiserslautern (3) takip etti.  Bunun yanı sıra Joachim Löw’ün takımı yetenekli genç oyunculardan oluşan bir nesil ile kutsanmış gibiydi. –Julian Draxler (19), Mario Götze (20), Matthias Ginter (20), Andre Schürrle (22), Thomas Müller (23), Toni Kroos (23), Mats Hummels (24), Mesut Özil (24), son anda kadrodan çıkarılan Marco Reus (23)– liste uzayıp gidiyor.

Hazır bu örnekleri vermişken “altyapıda yetişen” oyuncu kavramını da açsak iyi olur. Çünkü 15-21 yaşları arasında o kulüpte en az 3 yıl oynamış oyuncu, kulübün alt yapısından yetişen oyuncu kategorisine giriyor. Bu demektir ki; kulüplerin bir futbolcuyu 18’inde satın alıp 3 sezon oynattıktan sonra, altyapımdan çıkardım deme hakkı var. Dünyanın en pahalı oyuncularından Gareth Bale’yi ele alalım. Southampton alt yapısından yetişen yıldız oyuncu, 18 yaşında Tottenham kulübüne transfer oldu ve 23 yaşına kadar bu formaya hizmet etti. Bu durum özellikle Arsenal modeli takımların ellerini kuvvetlendiren bir açık, ancak Alman kulüpleri bu haklarını saklı tutarak, oyuncuları %100 Alman patentli çıkarmaya özen gösteriyor. Hatta kulüpler yatırım yapacakları genç oyuncuların maliyetlerinden ziyade, vatandaşlıklarına ve Bundesliga’da oynayıp oynamamalarına bakarak tercih yapıyor. Öncelikle altyapısına ciddi yatırımlar yapan kulüplere bir bakalım. En önemli 5 ligi göz önüne aldığımızda, tabi ki bu işi en iyi yapan akademi La Masia. Barcelona’yı, Athletic  Bilbao ve Real Sociedad izliyor. Bu üç kulübün A takıma kazandırdığı oyuncu yüzdesi %60’larda, burada üzerinde durulması gereken geleneksel bir durum da var tabii. Bu kulüplerin Katalan ve Bask olmaları, diğer takımlara oranla dışarıdan transfer yapma politikalarının daha az olmasını da sağlıyor. Bu sıralamaya Almanya’dan girecek en önemli takımlar Freiburg, Schalke, Dortmund, B.München, W.Bremen. Bunun yanı sıra altyapısından oyuncu çıkartan ancak gerek ihtiyaç fazlası gerekse para kazanma politikası uğruna, bu yeteneklerin ekmeğini başka kulüplerin yemesine izin veren takımlar da mevcut. Real Madrid, Arsenal, M.United, D.Kiev, S.Donetsk, Sparta Prague ve ülkemizden Beşiktaş’ı sayabiliriz. Örneğin; Castilla çıkışlı ve ciddi bir gelecek vaat eden Alvaro Morata’nın, bu sezon başı itibari ile İtalya’nın şu anki en iyi kulübü olan Juventus için gol arıyor olması.

Son  yıllardaki altyapı yatırımlarıyla başta W. Bremen, Schalke, Freiburg ve Bayern München olmak üzere çoğu Alman kulübü altyapısına dönerek, transfer harcamalarını ciddi şekilde azaltmış durumda. Alman kulüpleri kendi akademilerinden çıkardığı genç adaylarını oynatmaktan çekinmiyor. Bu çocuklarınüzerinde durarak, ısrar ediyorlar. Onlara hata yapma lüksü tanıyorlar. İşte bu da kadronuza kendi yetiştirdiğiniz ve nispeten daha maliyetsiz isimleri katma olanağı sunuyor.

Şimdi sizlere altyapıları güçlü olsun olmasın transferde çılgın paralar harcayan kulüplerin aksine kendi özünden faydalanmaya çalışarak ayağını yorganına göre uzatan Alman takımlarından bahsedeceğim. Dortmund’un iflasından sonra mali durumunu düzeltmeye çalıştığı süreçte, transfer yapmayarak tamamen altyapısına döndüğünü hepimiz biliyoruz. Son dönemlerde Galatasaray’ın rakibi olmasının da etkisi ile bu hikayeyi sık sık duymuşsunuzdur. Bu sebepten BVB’yi es geçerek gıpta ile baktığım Freiburg ile başlayacağım. Köklü Alman kulübü, bütçesi ve stadyum kapasitesi (24.000) olarak ligin en mütevazı takımı (bu sezon lige çıkan Paderborn hariç). İngiltere’nin yüksek tirajlı gazetelerinden olan The Guardian’ın haberine göre, o sezon oyuncularına yıllık 15m € wage ödeyen Breisgau-Brasilianer (Freiburg), ülkede yaşanan devrimin hemen başı olan 2001 yılında altyapısı için 10 milyon € harcamış. Kulüp kademeli olarak altyapıdan genç yetenekler çıkararak, bu süreç sonunda kendisini Avrupa kupalarında boy gösteren bir takım haline getirdi. Aynı zamanda Bundesliga ekiplerinin uyguladığı ve benim de hayranı olduğum transfer politikasını en iyi örneklendireceğim takım konumunda. Bu kez çok uzağa değil bu sezon başına gidelim. Matthias Ginter’i hemen hemen bu yazıyı okuyan herkes tanır. BVB’ye bu sezon başı gelen harika çocuk, stoper bölgesinde görev alıyor. Almanlar için yeni Hummels olarak adlandırılan Ginter, henüz 9 yaşındayken tam da Freiburg’un altyapı devrimini yaptığı süreçte keşfedildi. 18 yaşına bastıktan sonra ise direkt olarak (ki stoper için tecrübenin ne denli önemli olduğu malumunuz) takıma monte edilerek iki sezonda 70’i aşkın maçta görev aldı. BVB, wonderkidGinter’i 10m € gibi Freiburg için çok önemli bir para karşılığı transfer ederken, Freiburg stoper eksiğini bakın nasıl doldurdu! Ellerinde transfer için ciddi bir kaynak bulunan takım, birçok ismi kadrosuna katma şansı olmasına rağmen yalnızca 3 saat uzağındaki Frankfurt’un kapısını çalarak başka bir genç yetenek olan Marc-Oliver Kempf’i (ki bu ismi de direkt olarak oynatıyorlar ve henüz 19 yaşında) yalnızca 800.000 € bonservis bedeli ödeyerek kadrosuna kattı. Kalan para mı? Tabi ki altyapıya. Bu hamleyi bence şöyle tanımlamak lazım ideoloji. Bu tarz kulüplerden Bundesliga’da çokça var. Örneğin Bayern München’in altyapısından yetişen ve halen kulübün formasını giyen oyuncu sayısı 7 iken başka takımlarda profesyonel futbolculuk hayatını sürdüren futbolcu sayısı 29. Ya da Schalke’nin A takımına kazandırdığı gençlere bir bakalım. Julian Draxler, Kaan Ayhan, Max Meyer. Hepsi üst düzey oyuncu olmaya aday, hatta şahsi fikrim Draxler o seviyenin yalnızca bir tık altında.

Thomas Schaaf

Bu konuya bir de antrenör tarafından bakacak olursak, büyük saygı beslediğim isim Thomas Schaaf örneğini verebilirim. Geçtiğimiz sezonun sonunda 41 yıllık Werder Bremen kariyerine son veren Schaaf, oyuncu olarak girdiği camiada sırasıyla genç takım ve rezerv takımlardan sonra A takım antrenörlüğüne yükseldi. Devamlı olarak gençlere şans veren ve A takımın başındaki beşinci sezonunda takımı şampiyon yaparak kulüp ile özdeşleşen saygın teknik adam, Bremen’e alt yapıdan oyuncu çıkarma alışkanlığını kazandıran isimdir. Schaaf ile yollar ayrılsa bile takım onun bıraktığı ideolojiden vazgeçmemişe benziyor. Zira bu sene kulüp yalnızca iki oyuncuyu transfer bedeli ödeyerek kadrosuna katarken, altyapısından 3 oyuncuya A takıma çıkma fırsatı sundu.

Bu örneklere bir de karşıt bir yaklaşımda bulunmak için: Hoffenheim. 2006/07 sezonunda Almanya üçüncü liginde yer alan kulüp, kulübün eski futbolcusu ve mühendis Dietmar Hopp’un takıma harcadığı (stadyum dahil) 100 milyon €  yatırım ile iki sezonda Bundesliga’ya yükseldi. Lige çıktığı sezonunda takım sadece Obasi, C. Eduardo ve Demba Ba’ya toplam 15m € bonservis bedeli ödedi. Zaten Hoffenheim, bu yazıya karşıt olarak para harcama politikasına devam eden az sayıdaki Bundesliga takımlarından biridir.

Bundesliga, Big 5olarak adlandırılan Dünya’nın en iyi 5 ligi arasında transfere en az para harcayan lig. Ligin “gelmiş geçmiş” en pahalı transferi Javi Martinez. Hele ki 2012 yazında Athletic Bilbao’dan 40m € bedel ile transfer edilen defansif ortasaha oyuncusunun, Bayern München için lüks olduğu herkes tarafından konuşulmuştu. Bunun şu anki futbol endüstrisi için ne kadar komik bir para olduğunu şöyle açıklayayım; Bundesliga tarihinin en pahalısı Javi Martinez, Ligue 1 ve Seria A için gelmiş geçmiş en pahalı sekizinci, La Liga için 14, Premier League içinse 15. transfer. İnanılmaz değil mi? La Liga’nın başı çeken üç kulübü ve zaman zaman onları yakalamaya çalışan Bilbao, Sevilla, Valencia ve Villareal’in dışında İngiltere ve Almanya’ya oranla ne kadar kalitesiz takımlardan oluştuğu aşikar. Premier League içinse en iyi lig yorumu senelerdir yapılıyor. Güç ve rekabet konularını baz alırsak bu yoruma ben de katılıyorum ancak son yıllarda Bundesliga’nın, Premier League’nin tahtını ciddi anlamda salladığı da yadsınamaz bir nokta. Almanlar bu işi yaparken, İngilizler (ya da onları kontrol eden Arap şeyhleri) gibi etrafa para savurmaktansa kendi çocuklarını ön plana çıkarmayı yeğliyor. Gelin bu duruma da örnekler üzerinden bakalım; Championship ekibi Fulham, sezon başı transferi Ross McCormack için tam 11,85m € harcayarak lig rekoru kırdı (daha 6 ay önce Premier League’de iken Mitrioglu için 15,2m € ödemişlerdi). Tarihte şimdiye kadar bu paradan fazlasını tek bir oyuncu transferi için harcayan yalnızca 7 Bundesliga takımı var.

bale_martinez
Javi Martinez v Gareth Bale

Şu ana kadar Bundesliga’ya gelen en pahalı 10 oyuncunun 8’ini ligin lokomotifi Bayern München kadrosuna katmış. Wolfsburg, Belçika’nın sihirli ayağı Kevin De Bruyne’ye 22m €, Dortmund ise 2001 yılında aldığı ve sarı siyahlı forma altında gol krallığı yaşayan Marcio Amoroso’ya 21,5m € ödemiş. Diğerleri ise Freiburg örneğinde olduğu gibi paralarını oyunculara değil tesislere, hocalara, simülasyonlara harcıyor. McCormack örneğinden devam ederek bir saptama daha yapalım. Championship ekibi Fulham’ın bir oyuncuya ödediği transfer ücreti olan yaklaşık 12m € bedeli veya fazlasını transfer döneminde total olarak (bakın bir oyuncu değil bütün transferlerden bahsediyorum) ödeyen yalnızca 6 Bundesliga takımı var (B.München, BVB, B.Leverkusen, Hamburg, Hoffenheim ve Hertha Berlin). Şampiyonlar Ligi’nde yer alan Schalke, bu ligde şampiyonluk yaşamış Wolfsburg, UEFA Avrupa Ligi’nde yer alan B. M’gladbach ve Mainz gibi takımlar bu yaz döneminde total olarak 12m € bedeli kasalarından çıkarmamış. Fulham’ın tek bir transferini örnek olarak baz almamı (alt ligden yapılmasına rağmen) yeterli bulmayabilirsiniz. O zaman şöyle belirteyim; Premier League’de total transfer harcaması olarak yukarıda belirttiğim meblağın altında kalan yalnızca 3 takım mevcut (Aston Villa, Burnley ve Stoke City). Buna ek olarak dikkat çekmek istediğim bir nokta da şu; Bundesliga’da bulunan 18 takım, bu yaz ortalama 8 oyuncu transferinde bulunmuş ve bu oyuncuların ortalama 5’i yine Bundesliga takımlarından transfer edilen isimler. Real Madrid, Isco, Illarimendi, Albiol gibi isimlere Barcelona ile yaşadığı İspanyol orijinli futbolcu rekabeti için paralar dökerken, Almanlar aynı politikayı yalnızca ülke futbolunun ve liglerinin gelişmesine yardımda bulunmak için yapmakta. Bu bilgi, mantalitenin kendi özüne yönelmesine nokta atışı bir örnek. Sistemli bir altyapıyı ancak sistemli bir planlamanın sağlayabileceğinin en iyi resmidir Almanya. Geçtiğimiz günlerde Werder Bremen’deki işine son verilen teknik direktör Robin Dutt, İngiliz medyasındaki bir röportajında, Euro 2000’i hatırlatarak; 10 yıl sonraki Almanya’nın dünya futboluna rol model olan durumuna ironi ve mutluluk verici şeklinde yorumlayarak dikkat çekiyor. Lafı çok uzattık belki ama şöyle bitirelim. Biz Türkler için bir mangal terimi olan kendin pişir kendin ye Almanlar için bir futbol kültürü.

Son Yazıları Bundesliga

Plastik Kulüp: RB Leipzig

Almanya’nın iki yakasının birleşmesinden bu yana Leipzig’in en fazla zikredildiği günleri yaşıyoruz.

Bundesliga #13

Leipzig zirveye iyice yerleşti; Hoffenheim namağlup ünvanını koruyor. Hertha, Frankfurt ve Köln

Bundesliga #12

Geçen sezon fırsat buldukça haftanın ilgi çekici maçları öncesinde ufak, bilgilendirici notlar

Bundesliga #29

Almanya’da özellikle ligin dibi ateş almış durumda; haftanın kritik maçları hakkında ilgi
Başa Dön